29 Kasım 2012 Perşembe

Kur'an dan hatırlatmalar....



 Meryem Suresinden
Bismillâhirrahmânirrahîm.
40. Yeryüzüne ve onun üzerindekilere ancak biz varis oluruz (her şey gider, biz kalırız) ve onlar ancak bize döndürülürler..

Ankebut Suresinden
1. Elif. Lam. Mim.
2. İnsanlar, imtihandan geçirilmeden, sadece "İman ettik" demeleriyle bırakılıvereceklerini mi sandılar?
3. Andolsun ki, biz onlardan öncekileri de imtihandan geçirmişizdir. Elbette Allah, doğruları ortaya çıkaracak, yalancıları da mutlaka ortaya koyacaktır.
4. Yoksa kötülükleri yapanlar bizden kaçabileceklerini mi sandılar? Ne kadar kötü (ne yanlış) hüküm veriyorlar!
5. Kim Allah'a kavuşmayı umuyorsa, bilsin ki Allah'ın tayin ettiği o vakit elbet gelecektir. O, her şeyi işiten ve bilendir.

Furkan Suresinden
26. İşte o gün, gerçek mülk (hükümranlık) çok merhametli olan Allah'ındır. Kafirler için de pek çetin bir gündür o.
27. O gün, zalim kimse (pişmanlıktan) ellerini ısırıp şöyle der: Keşke o peygamberle birlikte bir yol tutsaydım!
28. Yazık bana! Keşke falancayı dost edinmeseydim!
29. Çünkü zikir (Kur'an) bana gelmişken o, hakikaten beni ondan saptırdı. Şeytan insanı (uçuruma sürükleyip sonra) yüzüstü bırakıp rezil rüsvay eder.
30. Peygamber der ki: Ey Rabbim! Kavmim bu Kur'an'ı büsbütün terkettiler.

Son ayete dikkat edelim....



Yol mu kapalı, göz mü kapalı?



    Almanya’dan veya diğer Avrupa ülkelerinden karayoluyla Türkiye’ye gelen kardeşlerimiz bilirler. Özellikle izin zamanlarında, bu yollarda oldukça uzun konvoylar oluşur. Bazen iki-üç kilometre uzunluğuna varan bu konvoylar, trafik sıkışıklığına göre yarım saatlik yolu, ancak beş-altı saatte kat edebilirler. 

Bazen ise konvoy tamamen durur. Tekrar hareket edebilmek için yolun açılmasını beklemekten başka çare yoktur. Nitekim kontaklar kapatılır, el frenleri çekilir ve başlanır beklemeye... Bu arada karnı aç olanlar arabada veya yol kenarında yemek hazırlığına girişirler. Karnı tok olan yorgun yolcular ise genelde uyumayı tercih ederler. 

İşte böyle bir konvoyda bulunan bir arkadaşımız da uyumayı tercih etmişti. Çünkü böylesi duraksamalar, şoförlerin dinlenebilmesi için en iyi fırsatlardır. Nitekim arkadaki arabaların şoförleri de bu fırsatı ganimet bilmiş ve onlar da uyumuşlardı. Olayın bundan sonraki durumunu ise arkadaşımız şöyle anlatıyor., 

- Abi, ne kadar uyuduğumu bilmiyorum. Fakat kısa bir süre olmasa gerek. Çünkü gözlerimi açtığımda, önümdeki bomboş ve ıssız bir yol uzanıyordu. Arkadakilerin bana küfredeceğini düşünerek hemen arabayı çalıştırdım ve bastım gaza. Bir, bir buçuk saat tam topuk gitmeme rağmen, önümdeki konvoyun kuyruğuna yetişemedim. İşin garip tarafı yolda uzun bir çay ve kahvaltı molası vermeme rağmen arkamdan gelen hiçbir araba yoktu. Herhalde benim arkamdaki şoförler daha uyanmamıştı! 

Bu olayı dinlediğim zaman üç-beş kilometre uzunluğundaki bu konvoyda bulunan insanları düşündüm! Hiç şüphesiz ki bu konvoyda uyumayanlar, uyanık olanlar da vardı. Bu uyanık insanlar, elleri direksiyonda, ayakları gaz pedalında yolun açılmasını sabırsızlıkla bekliyorlardı! 

Yolda herhangi bir tıkanıklığın olmadığını, yolun açık olduğu tabi ki bu uyanık insanların hiç aklına gelmezdi. Çünkü bu uyanık insanlara göre, şayet yol açık olsa, öndeki arabalar mutlaka ve mutlaka hareket ederlerdi! 

Bu uyanık insanlar, öndeki yolun açık, fakat öndeki arabanın şoförünün gözlerin kapalı olduğunu nereden bileceklerdir ki? 

Tabi ki bu olayı sizlere, hoşunuza gitmesi için anlatmadım. Çünkü sizler de birbirini takip eden, birbirinin peşi sıra giden bir konvoyda bulunuyorsunuz. Sevdiklerinizi, saygı duyduklarınızı, yetkin ve yeterli gördüklerinizi geçirmişsiniz bu konvoyun başına! 

Bunlar durdukları zaman, konvoy da duruyor, siz de duruyorsunuz. Ve gönülleriniz rahat ve herhangi bir endişeniz, herhangi bir kuşkunuz yok…Çünkü öndekiler durduğuna göre, mutlaka ve mutlaka yol kapalıdır!. Yol açık olsa hiç gitmezler mi? Hiç hareket etmezler mi? 

Sizler uyanık olduğunuza göre, sizlerin önündekiler haydi haydi uyanıktır değil mi? 

İşte bu kanaatinize, sadece bir kelime ilave etmek istiyorum, 

- Acaba!.. 

Mehmet ALAGAŞ / AYNALAR ve İNSANLAR

27 Kasım 2012 Salı

Borç Varsa Para Var Borç Yoksa Para da Yok


Prof.Dr.B.Gültekin Çetiner - 14/11/2012 

Anadolu Gençlik Dergisi Ağustos sayısında yayınlanan röportajımızdan…

Türkiye’de dindar kesim faiz kesin bir dille yasaklandığı için bankalara önceleri uzak durdu. Daha sonra kimilerinin faizsiz, kimilerinin İslami banka, kimilerinin ise katılım bankaları dediği kâr payı esasına dayalı bankalar kuruldu. Bu kanalla bankacılık sistemine giren dindar kesim daha sonra “ev ve araba ihtiyaçtır bunlar için kredi çekilebilir, enflasyonun altındaki artışlar faiz değildir” gibi fetvalarla artık tamamen hayatı bankalarla sarılmış hale geldi. Artık hepimizin cüzdanında birkaç bankanın mevduat ve kredi kartları var.Biz en baştan başlayarak soralım.
Türkiye’de ve dünyada bankacılık sistemi nasıl işler? BDPS/KRS sistemi nedir?
Öncelikle bu önemli meselede gençler arasında farkındalığın yayılmasında öncü rolü üstlendiği için sizin nezdinizde Anadolu Gençlik Dergisi’ne teşekkür ediyorum.

Cevaba isterseniz bankalarla neden bu kadar içli dışlı olduğumuzla başlayalım. İnsanların gündelik hayatına bankaların bu kadar girmesi şüphesiz tesadüfi değildir. Hele bir zamanlar bankaların önünden bile geçmeye imtina eden insanların bugün ceplerinde neden birkaç banka kartı bulundurduğu salt insanların satın alma hırslarıyla veya katılım bankalarının bu caizleştirme sürecinekatkılarıyla açıklanabilecek bir şey değil.
İnsanların neden ve nasıl bu hale geldiğini anlayabilmeleri için paranın nasıl ve kimlerce üretildiğini, miktarının kontrol edildiğini ve en önemlisi bunun toplumsal olarak yıkıcı etkilerini çok iyi kavramaları gerekiyor.

İnsanlar sistemin ekonomiler üzerindeki menfi etkilerini az çok sonuçlarıyla görüyorlar. Yani çatı akıyor ve bunu artık herkes görüyor. Ancak faizci/rantiyeci diye tabir ettiğimiz bu sistemi bir kristal netliğiyle tarif etmemiz gerekiyor. Prof. Mete Gündoğan’ın on yılın üzerinde sistemi anlatma gayretleri meyve verdi. Kendisinin Borca Dayalı Para Sistemi (BDPS) diye tanımladığı bu yıkıcı sistemin artık farklı görüş ve kesimlerden pek çok insan arasında konuşulduğuna ve yazıldığına şahit oluyoruz.
Neden bu kadar aradan sonra yoğunlukla konuşulmaya başlandı diye sorulacak olursa “Bir musibet bin nasihatten evladır” diye cevap vermek mümkün. Sizin başta belirttiğiniz sancıları artık herkes yaşıyor…
Şimdi bu sistemi uzun uzun bu röportaj içinde anlatmak mümkün olmadığından kısaca özetlemeye çalışayım.

Öncelikle bu sistem takasın zorluklarına karşı insanoğlunun ortak bir ölçü aracı arayışı sonucu binlerce yıl önce icat ettiği para denilen nesne üzerinden yürüyor. İnsanlar kendi aralarında takasa alternatif olarak kullandığı bu parayı büyük bir yanılgıyla devletler üretiyor zannediyor. Elbette bu yanılgıda eğitim sisteminde dünyada hiçbir ülkede paranın nasıl üretildiğinin öğretilmemesinin payı büyük. Beyinleri gereksiz tonlarca bilgiyle doldurulan insanlara cebinde her gün taşıdığı paranın tarihçesi ve nasıl/kimler tarafından üretildiği öğretilmiyor.

Herkes para konusunda kendi yanlış algılamalarını doğrular zannediyor. Örneğin “Para nasıl üretiliyor?” sorusunu en eğitimli insanlara sorun bakalım hangi cevapları alacaksınız?
Sistemi anlamak için öncelikle paranın temel işlevini açıklayalım. Bir terazi düşünün. Para bir ekonomide terazinin bir kefesine koyduğunuz diğer kefesinde üretilen tüm mal ve hizmetleri dengelediğiniz bir araçtır. Eğer ekonomide mal artar da parayı artırmazsanızdoğal denge gereği paranın değeri artar. Tersine mal ve hizmetler kefesinde artış olmadan para miktarını artırırsanız paranın değeri düşer böylece sistem dengelenir.

Piyasadaki üretilen parayı fiziksel ve diğer sanal (kaydi) para diye kabaca ikiye ayırdığımızda şunu söyleyebiliriz. Piyasadaki paranın ortalama %10’luk fiziksel kısmı devlet tahvilleri dediğimiz devleti borçlandırma araçlarıyla üretiliyor. Devlet her tahvil yani borçlanma ihalesinde bankalara borçlanıyor.   
Piyasadaki paranın en az %90’ı ise Kısmi Rezerv Sistemi (KRS) dediğimiz mekanizmayla bankalar tarafından üretiliyor. Bankalar havadan ürettikleri bu paranın faiz/kar payını istiyor. Ekonomide kimsenin üretmediği bu kısmın karşılığını mal ve servetler olarak kendisine aktarıyor. Bu aktarmanın hızını da belirleyen faizlerin ve zorunlu karşılıkların oranı. En önemlisi de faizler bileşik faiz dediğimiz kat be kat faiz şeklinde alınıyor.

Bankaların nasıl olup da parayı hem de %90’ın üstünde miktarla ürettiği çok kişiye inanılmaz gelebilir. Ama gerçek bu.Issız Ada Hikayesinde ve diğer yazılarımızda bu süreci anlattığımız için burada uzun uzun anlatmadan şunlarla yetinelim.KRS, bankaların kendilerine yatırılan paraların cüzi bir kısmını zorunlu karşılık olarak Merkez Bankası hesabında tutarak çoğunu tekrar tekrar ödünç vermek suretiyle para yaratma mekanizmasının adı. Diyelim bankaya 100 lira para yatırdınız. Zorunlu karşılığın 1/10 olduğu durumda her 1 liraya karşılık 9 lira para var etmesi anlamına geldiğinden insanlara defalarca ödünç vermek suretiyle 900 lira parayı havadan var edip bunun faiz/kar payını talep ediyor.
Neticede bu sistemde ekonomide üretilen paranın hepsi borç karşılığında üretiliyor. Yani para eşittir borç. Diğer bir deyişle borç varsa para var borç yoksa para da yok. Paranın fiziksel kısmı devletin bankalara borçlanmasıyla diğer büyük miktarı ise ancak vatandaşların bankalara borçlanmasıyla elde edilebiliyor.

Borçlar büyük bir yıkıcı etkiye sahip olan bileşik faizle büyüyor. İnsanlar bileşik faizin nasıl bir şey olduğunu idrak edemiyor. Anlamak isteyenler için “Son beş dakika” başlıklı yazıyı tavsiye ederim.
Neticede insanlar çalışıp didinerek mal ve hizmetler üretiyorlar. Ancak bunları ölçmek için kullanılan parayı bankalara bileşik faizle borçlanarak elde edebildikleri için sürekli bankalara çalışıyorlar. Büyük bir zulüm bu. Parayı havadan var eden bankalar faiz/kar payı yoluyla sürekli servetleri transfer ediyor.
Bir İslami bankacılığın olduğunu söyleyebilir miyiz?
Şu anda Dünyanın hiçbir yerinde bildiğim kadarıyla İslami prensiplere uygundur diyebileceğimiz bir banka yok. Çünkü KRS dediğimiz mekanizmayla bu bankaların hepsi havadan para üretip bunun kar payını alıyorlar.
Düşünün elinde sadece 100 TL olan bir banka 900 TL havadan para var edip bunun karını (!) alıyor. Hiçbir risk yok.Bizim itirazımız bu bankaların da KRS ile havadan para üretip bunun üzerinden servetleri haksız yere kendilerine transfer etmeleridir.Kendilerine yatırılan 1 birim paraya karşı 9 birim parayı havadan üretebiliyorlar (munzam karşılık oranı %10 kabul edilirse).
Bu bankaların da bilançolarına ve orada Merkez Bankasında tutulan değerlerine/nakitlerine ve oluşturulan kredi hacmine baktığınızda durumu rahatlıkla görebiliyorsunuz. Bununla ilgili olarak “Katılım Bankaları da Kısmi Rezervci” başlıklı yazıma müracaat edilebilir.

Katılım bankalarının birer fetva kurulu var ve onlar buna göre işlemlerini yapıyorlar. Fetvalar neye göre veriliyor?
Öncelikle şunu belirtmek lazım. Bu bankaların İslamiliğigibi önemli bir meselede kurumun kendisinden herhangi bir şekilde ücret ve menfaat temin edenlerin verdiği fetvaların dışarıdaki insanlar için kıymeti harbiyesi olamaz. Kendi iç denetim mekanizması içinde insanları çalıştırabilir ve gereklidirancak kurumun kendi faaliyetleri hakkında verdikleri fetvaya ne derece güvenebilirsiniz? O yüzden bu kurumların bünyesinde üretilen fetvaların bizce anlamı bulunmamaktadır.
Diğer yandan fetvaların çoğunu incelediğimizde BDPS/KRS dediğimiz sistemi anladıklarına dair hiçbir emare yok. Önlerine getirilen bazı finans ürünlerine bakıyor ve onlara göre sistemin tümü hakkında karar vermeye çalışıyorlar. Bu konuyu “Zehirli ağacın meyvesi de zehirlidir” başlıklı yazıda uzun uzun inceledik.

Fetva verenlerin hiç birisinden itirazlarımıza tatmin edici cevap alamadık.Özellikle KRS konusunda Türkiye’de şu ana kadar yapılan herhangi bir çalışma veya fetva mevcut değil. İslami bankacılık veya faizsiz bankacılık konusunda çalışanlara bakın. Çalışmalarında “Kısmi Rezerv” benzeri ifadelerin adı bile geçmez. KRS’nin neden haram olduğu konusunda Malezya Uluslararası İslam Üniversitesi’ndenAhamedKameel ve MoussaLarbani’nin “Kısmi Rezerv Bankacılığının Mülkiyet Etkileri” başlıklı bilimsel makalesi dışında çalışma hemen hemen yok gibi.
Fetva verenlerin çoğu durumda neye göre fetva verdiği de belli değil. Fetvalarını dayandırdıkları ve neden caiz olduğuyla ilgili gerekçeleri de pek sunmuyorlar.

BDPS/KRS
 dediğimiz sistem tam olarak anlaşılınca sağduyulu herhangi bir kimse bunun ekonomide sıfır toplamlı oyun (zero-sumgame) diye tabir edilen kumar ve loto gibi oyunlardaki mantığı görmekteyiz. Yani bu sistemde bir tarafta kazananlar var diğer tarafta ise kaybedenler. Kazananlar hep aynı. Yani 2+2=4 gibi belli. 
Bunu da “Issız Ada Hikayesi”yle anlatıyoruz. Yani adada 1000 Ada Lirası üretip 1050 Ada Lirası  getirmelerini talep eden bankacının hikayesi. 50 Lira ekonomide olmadığı için bu miktar servet bankacıya transfer ediliyor. Bu transferin adına ister faiz deyin ister kar payı netice fark etmiyor.
Üstelik bu transferin şiddeti bileşik faizle artıyor. Öte taraftan KRS ile şiddet ortalama 10 kat artyor.
Arzu edildiği takdirde bildiklerimizi paylaşacağımıza dair kamuoyuna açıklamada bulunmamıza rağmen bize ne bu fetva kurullarından ne de fetva verenlerden herhangi bir şekilde başvuru olmadı.

Sıhhatini bilmiyorum ama “Ahir zamanda faizin tozu müslümana bulaşacak.” Diye bir hadisi şerif var. Bu gün bunu yaşıyoruz. Sistemin içinde kalıp sistemden etkilenmeme mümkün mü? Kredi kartı almamak, bankalarla işlemleri asgari miktara indirmek bizi ne kadar kurtarır?
Bu hadisin sıhhatini bilmemekle beraber önemli bir gerçeği ifade ettiğini savunuyorum.Bugün maaşını bankalardan almayan yok gibi. Yasal zorunluluk haline geldi. Orada tutulan her 100 TL siz üzerinden faiz/kar payı almasanız da KRS sayesinde 10 katı para üretilmesinde ve bankanın başkalarından faiz/kar payı elde etmesinde kullanılıyor.

Hiçbir banka hesabınız olmasa cebinizde taşıdığınız para devletin bankalara borçlanması süreciyle elde edilen para. Şu andaki borçlanmaya göre bu para üzerinden senelik %8-9 devlet bankalara faiz ödüyor. Yani ölçü aracı olarak kullandığımız para birilerinin borçlanmasıyla elde ediliyor. Borç da faizsiz elde edilmediğine göre tozu bir şekilde bulaşıyor.

Etkilenmemek için şu anda faiz nedeniyle ölçü olma vasfını kaybeden parayı hiç kullanmayacaksınız ki bu mümkün değil.Çünkü ya takasa yöneleceksiniz ya da hayatınız boyunca tüketeceğiniz her şeyi kendiniz üreteceksiniz. 
Görüldüğü gibi kaçış mümkün değil. Diğer yandan bu sistem değişmedikçe parayı kullandığınız sürece kaçınmanız da pek mümkün değil. Çünkü 760 milyar dolarlık ekonomide piyasada sadece 54 milyar TL para var. Sadece memurların yıllık maaşı 100 milyar TL. Devletin bankalara ödediği faiz 50 milyar TL. 

Yani piyasada nakit yok. Durum böyle olunca alışverişinizde mutlaka bankaların KRS’yle ürettikleri sanal parayı kullanacaksınız yani kredi kartlarına yükleneceksiniz demektir.
Unutmayın bu sistemde borç varsa para var. Borç yoksa para da yok. O yüzden cebinizde taşıdığınız her para birileri borçlanacak ki var olacak.

Geçtiğimiz aylarda Hayrettin Karaman hoca fetva kurulunda bulunduğu bankanın işlem yaptığı kağıt hakkında bunun caiz olmayacağını söyledi. Bu durum hakkında ne söylemek istersiniz?
Dediğim gibi bireysel ürünlere bakarak sistemin geneli hakkında karar vermek doğru değil. Bizim itirazımız bu bankaların KRS’yle havadan 10 katı para üretebilmeleri ve bundan kar payı toplamaları. Bankaların yüzlerce para kazanma aracı var. Kendisinin aracın birisine olumsuz diğerine olumlu fetva vermesi aslında sistemik olarak davranmadığınıngöstergesidir.

Bankalarının yapmış olduğu altın hesapları var. Altın islama göre reel bir yatırım aracı ama bankalar bu konuda ne kadar güvenli?
Altının kıymeti kendin içinde menkul olan özel bir mal. Tabiatta sınırlı miktarda üretilebiliyor. Sanayide değişik yerlerde kullanabiliyorsunuz ama kıymetin belki önemli kısmı hanımların ve insanların buna rağbet etmesi.Bu nedenle de değişik medeniyetlerde direk para olarak da kullanılmış.
Altın hesapları arkasında çoğunlukla altın denen bir şey yok. Bu hesaplarda ne kadar gözüktüğü buna mukabil ellerinde ne kadar altın olduğunu kendileribiliyor. Alışverişte altının peşin olarak alınıp satılması şeklindeki hükümler nedeniyle bu işlemlerin haram olduğu belirtiliyor. Bu konuda şüphesiz ilahiyatçılar ayrıntılı izah edebilirler.

Bu altınlar çoğunlukla sanal elektronik kayıtlar. İnternet üzerinden yaptığınız sanal işlemlerle girip aldım veya sattım diyorsunuz. İnsanların çoğu da aslında bunun arkasında gerçekte altın filan olmadığını biliyor.

Son alınan kararlarda altının zorunlu karşılığının %20 olduğunu bildiğimize göre (KRS) toplanan altınların en fazla %20’sinin gerçek altın olduğunu söyleyebiliriz. Gerisi sadece hesap bilgisinden ibaret elektronik kayıttır. Yani gerçekte 100 ton altın toplandıysa sistemde altın hesaplarında 500 ton altın varmış gibi bir durum söz konusudur.

Yastık altındaki altınların toplanmasına itirazlarınız vardı. İtirazlarınız nerelereydi?
KRS’yle altınların %20 munzam karşılıkla Merkez Bankası’nda toplanmasına, cari açık ve sıcak paranın finansmanı içinkullanılacağı endişesiyle itiraz etmiştik. “Yastık altı altınlar nereye?” başlıklı yazıda endişemin nedenlerini uzun uzun belirtmiştim. Avronun veya doların çökebileceğinden bahsedilen günümüzde cari açıkların ve bankalara sıcak para akışının finansmanı için kullanıldığında vebal olacağını belirttik.
Bugünlerde çok kimsenin konuştuğu muhtemel bir küresel bir buhranda yastık altındaki 4500 ton olduğu söylenen altın piyasaya çıkar ve ekonomiyi çok rahat döndürür. Bu yüzden değeri sadece duvar kağıdı olan dolarlar uğruna bu altınlar dışarıya buharlaşırsa büyük kayıp olur diyerek uyarıda bulunduk.
Endişelerimizi haklı çıkaran şey de birkaç bankaya uygulamayla ilgili bilgi almak istediğimizde verilen cevaplardı. Toplanan altınlar aslında bozuluyor ve geri almak istediğinizde sadece para veriyorlar. Yani altınlarınız bir anlamda buharlaşıyor.

Enflasyon kadar artışlar faiz değildir deniyor. Bu konu hakkında ne söylemek istersiniz?
Enflasyon kadar olsun veya altı olsun ribalı mallarda kalite farkına bakılmaksızın misli misline değiştirmeyi emreden hadis mucibince parayı aldığı miktarda değiştirmek gerektiğini söylüyoruz. Ayrıca enflasyon hesabının geçmişe ait olduğunu, faizin ise gelecekle ilgili olduğunu bu yüzden hüküm vermede birbirlerine karıştırdıklarını vurguladık. Hüküme esas kabul ettikleri bir imamın uygulamasını da tam anlamadıklarını söyleyebiliriz. Ayrıca fetvaların verildiği dönemde BDPS denen sistem ve KRS uygulamaları yoktu.

Diğer yandan BDPS ve KRS anlaşılmadan verilen fetvalarakan çatının tamir edilmesinden ziyade çatının altına kova koymaktan ibaret. Enflasyon geçmişe ait ve bir sepet içindeki yüzlerce ürünün ağırlıklı ortalamasındaki değişim esas alınarak hesap yapılıyor. Yani enflasyon diye hesaplanan bu şey aslında BDPS’nin paraya kaybettirdiği değeri açıklayamıyor. Ayrıca enflasyon gibi geçmişe ait bir olguylaİslam hukuku da dahil olmak üzere hiçbir hukukta geçmişe ait sözleşme yapamazsınız. Yani enflasyon hesabı paranın ne kadar değer kaybettiğini tam açıklayamazken bu ortalama değeri nasıl geçmişe yönelik sözleşmede esas alabilirsiniz? İslam’daki ölçüyü koruma kaidesi burada öne çıkıyor.
Yalnız bu müzakerelerde şunu özellikle vurguladık. BDPS parayı ölçü aracı olmaktan çıkarıyor. Para üzerinde değer kaybına yol açıyor. Yani bir terazi düşünün hileli tartıyor. Onlar enflasyon oranında faiz helaldir deme yerine belki böyle bir ölçü aracını bu haliyle kullanmanız caiz değildir diye fetva verseydi daha anlamlı ve sistemi düzeltme açısından teşvik edici olurdu.
Enflasyon fetvası dediğimiz gibi akan çatı örneğine benzetilebilir. Çatı akıyor. Neden aktığını dert etmiyor ve çatı altına koyduğunuz kovadan su taşmazsa tamamdır diyorlar. Ama sorun şu. Çatıdan akan suyun miktarını ölçmek için kullanacakları kova belli değil.

Güncele dair birkaç soru daha soralım. IMF’ye borç veriyoruz diye haberler dolaştı. İşin şekli nedir? Kredi alan ülkemiz kredi verme seviyesine çıktı mı?
Önce şunu belirtmekte yarar var. IMF’ye borç vermedik. Küresel krizlere karşı ortaklık paylarını artırmaya karar verdiler. Bizim hissemize 5 milyar dolar düştü. Bu bir kredi değil. Herhangi bir getirisi de yok. Bu bir propaganda aracı olarak kullanıldı.
Öte yandan şu anda iç ve dış borcumuzun toplamı 500 milyar dolar civarında. IMF’ye sadece 1-2 milyar dolar borcumuz olduğunu söylemek doğru ama diğerlerini bertaraf etmiyor bu. Yani size 1 lira borcum var, Ahmet’e de 500 TL. Remzi beye 1 TL borcum var ifadesi doğru ama benim gerçek durumumu açıklayabilme açısından eksik bir tanımlama.
Ekonomik büyüklüğümüz 760 milyar dolar ve toplam borç 500 milyar dolar olduğuna göre ne kadar borç verebileceğimiz konusunda bir tahminde bulunabilirsiniz.

Cari açığın geçtiğimiz aylarda geçen yıla göre düşmesi bir iyileşme göstergesi mi? Bunu nasıl okumalıyız?
6 aylık veya senelik resimler daha açıklayıcı olabilir. İran’a uygulanan genel ambargo nedeniyle ithalatın dolar cinsinden yapılması yerine İran’a ihraç edilen önemli miktarda altından söz ediliyor. Ekonomik durgunluk dönemlerinde cari açıkların azaldığı da bir gerçek. Bu sistemde para borçlanarak yani insanların kredi kullanmasıyla üretildiğine göre kredi kullanımında bir daralma nedeniyle tüketimin azalması olabilir. Tüketim deyince de çoğu durumda ithalata bağımlılık da söz konusu.
Yıl sonunda büyük resmi gördüğümüzde geçen seneye göre ihracatta önemli artışların olup olmadığı veya varsa ithalatta gerilemelere ait rakamlar sayesinde net rakamlar ortaya çıkacaktır.


Bütçenin de geçtiğimiz aylarda fazla verdiği söylendi. Sürekli borç üreten bir sistemde fazla vermek mümkün mü? Nasıl bu kadar iyimser rakamlar gösterebiliyorlar?
Benzer durum iç rakamlar netleştiğinde görülebilir. Bütçede öngörülen kalemleri ayrıntılı incelemek lazım. Özelleştirme uygulamaları veya başka gelirler öngörülenden fazla olabilir. Bütçede hangi kalemler ne kadar tahmin edildi ne kadar gerçekleşti sorusunun cevabını ayrıntılı incelemek gerekir.
Sistemin sürekli borç ürettiği tespitiniz çok yerinde. Bu sistemde borcun milli gelire oranı en önemli parametre kabul ediliyor.Bu oran %65’e kadar sürdürülebilir kabul ediliyor. Yani 100 TL geliri olan birisinin 65 TL borç ödemesi. Bu sistemde borç bileşik faizle sürekli büyüyor. Alacaklılar vazgeçmediklerine göre sistemin yürüyebilmesi için milli gelirin artması yani ekonomik büyüme gerekiyor. Hem de sürekli ve en az bileşik faiz hesabındaki kadar bir büyüme. Büyümesini tamamlamış nüfusu yaşlanmış AB ülkelerinde bu nedenle borçlar sürdürülemiyor.
Bizde şu anda büyümeye hala ihtiyaç var. Ancak ne kadar uğraşılsa da borcun büyümesiyle karşılaştırınca ekonomik büyümenin üssel olarak hareket etmesi mümkün olmadığından sistem tıkanmaya mahkum.
O yüzden herkesin gözü kulağı büyüme rakamlarında. 

Büyüme olmamasının dünyanın sonu olmadığı ve krizlere yol açmadığı tek sistemse BDPS ve KRS’nin olmadığı bir ekonomi. Borç sürekli katlanırken ekonomi küçülürse yandı gülüm keten helva. Ama parasını bankalara borçlanmadan devletin faizsiz bastığı bir ülkede yapılacak şey çok basit. Küçülme miktarı paranın piyasadan çekilmesi. Para ölçü aracı olduğuna göre terazinin bir kefesinde azalan mal ve hizmet karşılığında parayı ekonomiden çektiğinizde denge sağlanabiliyor




Cumali...


Mehmed ALAGAŞ' tan Cumali

İNSAN DERGİSİ YAYINLARI
173 SAYFA
KİTAP BİTİŞ TARİHİ : 26KASIM2012

Arka kapaktan ;

"Bizler de müslümanız!." demelerine rağmen Allah´ın hükmünü görmemezlikten, İlahi kelamı duymamazlıktan gelen bu beyler, kendilerine müdahale eden, kendilerini hakka ve kulluğa davet eden, daha açık, çok daha açık bir ifadeyle "Konuşan bir Allah" istemiyorlar! 

Kendilerine aydın, düşünür, yönetici denilen bu beyler, "Görmedim, duymadım, söylemedim" diyen üç maymun heykelinde ifade edildiği gibi kendilerini görmeyen, kendilerini işitmeyen ve kendilerine konuşmayan bir tanrı, yani bir put istemektedirler!.

Var dedikleri Allah susacak, Allah´ın yerine bunlar konuşacak! Neyin iyi, neyi kötü olduğuna bu beyler karar verecek! 


Ben ne mi düşünüyorum;

Allahım bize dizelerden kurtararak Kitabını okumayı, anlamadığımız meseleler de anlayan kullarınla karşılaşmayı, onlarla demlenip hayata Kur'an'nın  bak dediğin yerden bakmayı nasip et. Diye dua etmeyi düşündüm...

Serdar Karamanlı


26 Kasım 2012 Pazartesi

Söylenmeye değer olmak....

Hiç bir şey söylememe hakkı ne büyük bir nimettir. Çünkü ancak o zaman nadir olanı;  yani gerçekten söylenmeye değer olanı yakalama şansımız doğar.

Gilles Deleuze

http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/babaoglu/2012/11/26/bu-gevezeligimizin-sonu-nereye-varacak



25 Kasım 2012 Pazar

Şura Suresinin hatırlattığı...



Şûrâ SURESİ  /17

Çünkü indirdiği vahiy ile hakikati ortaya koyan ve [böylece insana, doğru ile eğriyi tartacağı] bir terazi veren O'dur.  Senin bütün bildiğin ise, Son Saat'in yakın olduğudur. ( Muhammed ESED)

Kimi zaman çevremizde kızdığımız, insan modellerini dindarlıkları üzerinden eleştirir ve bu yüzden "DİNDEN SOĞUDUM BU MÜSLÜMANLIKSA, BEN DEĞİLİM"  diyen insanlar görür ve konuşmalarına şahit oluruz.
Bazense, ya buna ne olmuş bizim gibi sırada yaşayan biri idi. Şimdi tuhaf davranıyor, "güya dindar olmuş" dediklerini de hepimiz biliriz.

Bu eleştirenler ve eleştirilenler açısından, doğru bir terazi ile ölçüp ölçemediğimizi göstermesi açısından çok hatırlatıcı bir ayet oluğu kanısına vardım. Yaşamı bir ilke üzerinden yaşayacaksanız, Onun ilke ve öğretilerini iyi anlayıp ona göre yaşamınıza aktarmalısınız.

Ancak doğru olan bu olsa gerektir. Müslüman olmuşsun, İsevi olmuşsun, Musevi olmuşsun veya diğer izm'lerden olmuşsun vs vs. İlkesi olmayanın teraziside olmaz. Allah bize bir terazi vermiş. Kabul edenlere Müslüman demiş ve "artık bu teraziniz yaşamınızı buna göre tanzim edin "demiştir. Teraziyi düzgün kullanmayanların yüzünden "Dini yaşamak isteyenlere"  eleştiri getirirken dikkatli davranmak, Hem insani bir yaklaşımdır ve akılla da çelişmez.

Selam, dua ve kalbi hürmetlerimle
Serdar Karamanlı

Öylesine...


Sevgisiz,
Susuz,
Ve çorak gönüller,
Onlar için ağlayabilen
Birilerini beklerler.
Bilirler ki,
Sevgi,
Geçtiği yeri yeşertir.
Çağlayanlar akıtır,
Sevgiye susamış, 
Çorak gönüllere.
Bunu beklerler
Ama bulurlar mı?
Bilinmez.....

Serdar Karamanlı
15Ağustos2011

Farklı olmak...


Ama biz farklı görünmeye bayılıyoruz. Evimiz farklı olmalı, arabamız farklı olmalı, kıyafetimiz farklı olmalı yememiz içmemiz farklı olmalı.

Peki ya beynimiz?

O farklı olmasa da fark etmez! 

Nasıl olsa nadiren kullanıyoruz.

Yavuz Bahadıroğlu
(Hayatı Aşkla Yaşamak, Sayfa 113)

24 Kasım 2012 Cumartesi

Telefonunuz telefonumu özlemesin....

Ne zamandan beri yazmak istediğim bir konu kız kardeşim ile yazışırken yeniden aklıma geldi .
Birini görmek istediğimizde veya özlediğimiz de telefonla arayıp hal hatır soruyoruz, telefonuna mesaj atıyoruz veya e-posta yolluyoruz. Ne kadar soğuk aslında, İrfan canım teknoloji bana iyi gelmiyor, eski de mi kaldım ne?

Benim arkadaşlarım beni bilirler ben dostlarımı ve sevdiklerimi ziyaret ederim. Bunu kıymetli abeyim Şevket HÜNER'den öğrendim. Bana,  daha sıcak ve daha samimi geliyor. Samsunlu bir nenenin torununa sarılıp "seni çok özledim, göresim gelmişti" dediğini aktarmıştı değerli ağabeyim. Ama bu söz 737 km. yaptıktan sonra daha kıymetli olmuş demek ki, bana derin etki yapmış.

Çok faydasını görüyorum, bir dedem var Hasan amcam baş tacıdır. Bir gün ne zamandır uğramıyorsun dedi üzüntülü, işi gücü bıraktık Faruk hadi tertibini ziyarete gidiyorum gel dedim, kırmadı sağ olsun gittik. Bizi görünce ne kadar sevindi "pah pah" hakikaten çok neşeli ve dualı olur bu ziyaretler. Bir koyar on alırsınız.

Bir de internetten ders dinleme modası var, ya adam canlı. Dersine gidiyorsun, televizyon da seyrettiğin adamla yan yanasın. Kafana bir şey takılıyor, arada veya soru cevapta konuşuyorsun.
Sonra uzun zamandır görmediğin birine rastlıyor laflıyorsun, biri ile yemek yiyor hadi ardından çay sohbeti...

Teknolojinin hayatımızı alabildiğine hızlandırdığı bir devri yaşıyoruz. Mutlu muyuz peki? (İrfan sana sormuyorum canım) Ben kendi payıma değilim. O kadar hızlı yaşamak bana mutluluk vermiyor. Hayatı ıskalıyorum gibi geliyor. Arabalar hızlı, internet hızlı, görüntü aktarımı hızlı vs. ve en kötüsü insanlık bu hıza aşık. Geçenler de birine

- Sesi duydun mu ne güzeldi dimi? diye sordum
- Ne sesi dedi.
Arkada ağaçta onlarca kuş cıvıldıyordu. Allahın ne nimetleri var. Farkın da değiliz. Çünkü hep bir yerlere yetişmemiz gerekiyor.

Bence bu hızı bırakmalıyız. Frene basmalı hatta el freni falan ne varsa kullanmalı ilk önce durmalı ve etrafa bakıp neler oluyor ya, demeliyiz. Bunu yaparken sevdiklerimize ve dostlarımıza vakit ayırarak, onları mekanların da ziyaret etmeli ve hadi bakalım şu KIRK yılı tazeliyelim diyelim mesela.

Serdar Karamanlı
24Kasım2012


"ol iz vel" 3 idiots...

Bu filimi seyrederken çok eğlendim hem de çok. Seyretmediyseniz seyredin....

Serdar Karamanlı

20 Kasım 2012 Salı

Kur'an'dan Dini Hikayeler...

Hayvanların dilinden Peygamberlerin Hayatı, eğlenceli bir kitap. Çocuğunuza rahatlıkla okuyacağınız bir kitap.

Eğer Zekeriya ile okuyorsanız emin olun daha zevkli olur.

İyi eğlenceler....

Serdar Karamanlı

20 Kasım 2012

Namaz Televizyondan Hayırlıdır....




İnsanların namaza nasıl çağrılacağı konusu, Efendimiz (s.a.v.) ile diğer müslümanlar arasında istişare konusu olmuş ve bazı rivayetlere göre Hz. Ömer (r.a.)'ın gördüğü rüya dikkate alınarak, bugünkü şekline karar kılınmıştır. İlk ezan okuyan sahabe ise hepimizin bildiği ve sevdiği Bilal i Habeşi'dir.
Asırlardır günde beş vakit okunan ezanı dikkate aldığımız zaman, sabah ezanı ile diğer ezanlar arasında ufak bir fark olduğunu görürüz. Sabah ezanında, diğer ezanlara nazaran bir fark, bir ziyadelik vardır. Bu ziyadelik, ezan içersinde kullanılan şu ifadelerdir.
"Essalatü hayrum minennevm
Essalatü hayrum minennevm"
Namazın uykudan hayırlı olduğunu belirten bu ifadeler, sadece sabah ezanında kullanılmakta ve uyuyan müslümanlar, bu gerçek ifadelerle uyandırılmaktadır.,
"Namaz, uykudan hayırlıdır
Namaz, uykudan hayırlıdır"
Diğer ezanlardan farklı olarak sabah ezanında bu ifadelere neden gerek duyuldu sorusu, cevaplanması zor bir soru değildir. Çünkü asr ı saadet dönemi müslümanlarını, namazdan engelleyebilecek veya namaza geciktirebilecek en belli başlı şey, sadece ve sadece fıtri bir istek olan uykuydu. İşte bu müslümanlar uyku noktasında muhatap alınmakta, namazın uykudan hayırlı olduğu belirtilerek ikaz edilmektedirler.
Sabah ezanındaki bu ziyadelik, ezana muhatap olan müslümanların durumu dikkate alınarak ezana dahil edilmiş ise,
acaba,
günümüzdeki müslümanların durumunu da dikkate almamız gerekir mi?
Müştehitliğe soyunarak sakın "Gerekir" demeyin!
Çünkü bu soruya gerekir cevabını verdiğiniz ve ezana gerekli ifadeleri dahil ettiğiniz zaman, ezanlar uzun bir kasideye dönüşecektir! İnsanları namazdan engelleyen, namaza geciktiren sebebleri ezanlarda zikretmeğe kalktığınızda, ezanlar gerçekten çok uzayacaktır. Çünkü zamanımız daki insanları namazdan engelleyen sebebler çok olduğu gibi, bu sebeblerin ezanda bir veya iki kere tekrar edilmesi de yeterli olmayacaktır. Mesela her yatsı ezanında, namazın televizyondan hayırlı olduğunu, en az on, onbeş kere tekrar etmeniz veya ettirmeniz gerekecektir!.
Namaz, televizyondan hayırlıdır,
Namaz, televizyondan hayırlıdır......
Gerçi bu ezanlarla, bu davetlerle, insanların hangi camilere, hangi mescitlere davet edileceğini de soracaksınız!
Konuştuğumuz mesele şimdilik namaza davet olduğu için, yukarıdaki soruyu sormayın. Meselenin o yönünü lütfen hiç karıştırmayın!.
Çünkü bildiğiniz gibi şey çıkıyor!.

Mehmed Alagaş - AYNALAR VE İNSANLAR

http://www.facebook.com/pages/Mehmet-Alaga%C5%9F/136100379762170?fref=ts

18 Kasım 2012 Pazar

Çocuklarımız ve endişelerimiz...

Geçenlerde sevdiğim bir arkadaşımla sohbet ederken endişeli bir hali olduğunu, nedenini sorduğum da geçtiğimiz günler de yaşanan iki olayın canını çok sıktığını ve endişesinin artığından bahis etti.

Ne idi dostumu endişelendiren olaylardan ilki, Antalyalı Üniversiteli bir kız öğrencinin ilk önce tecavüze uğrayıp, sonra hunharca katledilmesi idi. İkincisi Urfa da küçük bir evladımızı taciz edilip sonra katledilmesi olayları idi. Toplumumuza ne oluyor, neden böyle işler oluyor. Aslın da var idi de gizli mi kalıyordu, Basın yayım kuruluşlarının gelişmesi ile artık her şey gözümüzün önünde cereyan etmeye başladı.

Bu toplumsal güvensizliği de beraberinde getiriyor diye bahisle konuşmaya devam etti dostum. Anne ve baba olarak endişelerini anlattı. Birde üstüne Urfa ya, Suriye den düşen bombalarla evi perişan olan babayı konuşunca gözyaşları ister istemez boşaldı. Bu duygularla Kurban bayramına girdik, yani kurbanlar vererek.
Sonra, arkadaşlarımızdan ve ağabeylerimizden eleştiri aldığım bir yazı yazdım.
Memleketimiz de terör yüzünden, gün geçmesin ki ölüm haberleri ile evlere ateş düşmesin. Böyle bir ortam da evlat yetiştireceğiz, Ülkemize ve insanlığa faydalı olması için.

Yine de umudumuz var, çünkü can çıkmadan umut çıkmaz. Umudumuz daha merhametli, paylaşmasını bilen yöneticiler ile onların düzgün çalışmasını sağlayacak yürekli ve cesur bir halka ihtiyacımız bulunuyor.

O neslin gelmesi dileklerimle....

Serdar Karamanlı
17 Kasım 2012

17 Kasım 2012 Cumartesi

Kaldığı yerden devam etmek...

Bu gün Bizim çılgın Mustafa'nın (ELBİR) katkılarıyla yine bir araya geldik.

Bazı dostlukların seneler geçsede mesala 20 yıl görmediğim Ersel dostumla bir araya gelip kaldığımız yerden devam etmek beni mutlu etti.

Her zaman böyle olmuyor, senelerce beraber yaşayıp yapmadığımız icraatın kalmadığı arkadaşımla seneler sonra Almanya da karşılaştığımız da tavrına inanamamıştım.

Fakat Gürdal dostumu ziyaret ettiğim de, sanki evimde gibi rahat etmem de şimdi hatırlıyorum da beni ne kadar mutlu etmişti.

Bir dostla oturup konuşurken hesapsız konuşmak ne kadar keyifli oluyor....

Gerçekten bir dostla kahve içmeye vakit ayırmalıyız. Çünkü hayat çok hızla akıyor....

Birbirimize vakit ayıralım dostlar. Ama aradan yirmi yıl geçmesin kimin ne kadar yaşayacağı belli olmuyor dimi yani....

16 KASIM 2012
Serdar Karamanlı

15 Kasım 2012 Perşembe

Güçlü sözler..


Allah için vazgeçilmez kul yoktur. Lakin kul için Allah vazgeçilmezdir.
MUSTAFA İSLAMOĞLU

Kur'an dan hatırlatmalar...


Bismillahirrahmanirrahim
Fussilet 34 İyilikle kötülük bir olmaz, Sen (kötülüğü) en güzel bir şekilde önle. O zaman seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki candan bir dost olur.
Bakara Suresinden
121. Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler onu, hakkını gözeterek okurlar. Çünkü onlar, ona iman ederler. Onu inkar edenlere gelince, işte gerçekten zarara uğrayanlar onlardır.
Şu’arâ 109 Buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ecrimi verecek olan, ancak alemlerin Rabbidir.
 127 Buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ecrimi verecek olan, ancak alemlerin Rabbidir.
145 Buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ecrimi verecek olan, ancak alemlerin Rabbidir.
164 Buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ecrimi verecek olan, ancak alemlerin Rabbidir.
Meryem Suresinden.
1. Kaf. Ha. Ya. Ayn. Sad.
2. (Bu,) Rabbinin, Zekeriyya kuluna rahmetinin anılmasıdır.
3. Hani o, gizli bir sesle Rabbine niyaz etmişti:
4. Rabbim! dedi, benden (vücudumdan), kemiklerim zayıfladı, saçım başım ağardı. Ve ben, Rabbim, sana (ettiğim) dua sayesinde hiç bedbaht olmadım.
Bir Peygamber ki, Allah cc. Kendisini rahmetle anmış ve O, Dua etmeyi ve istemeyi hiç bırakmamış. Haydi bakalım hayır dua ile istemeye buyrun.....
Keyf Suresinden
1. Hamd olsun Allah'a ki kuluna , Kitab 'ı indirdi ve ona hiçbir eğrilik koymadı.
2. Onu dosdoğru olarak indirdi ki katından gelecek şiddetli azaba karşı uyarmak ve yararlı işler yapan müminlere kendileri için güzel mükafat bulunduğunu müjdelemek için.
3. Onlar orada ebedi kalacaklarlardır.
NAHL SURESİ - 90. Muhakkak ki Allah, adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder, çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.
Keyf Suresin'den
1. Hamd olsun Allah'a ki kulu (Muhammed'e), Kitab 'ı indirdi ve ona hiçbir eğrilik koymadı.
2. Onu dosdoğru (bir Kitab)olarak indirdi ki katından gelecek şiddetli azaba karşı (insanları)uyarmak ve yararlı işler yapan müminlere kendileri için güzel mükafat bulunduğunu müjdelemek için.
3. Onlar orada ebedi kalacaklarlardır.
Ali İmran/ 30 Herkesin, iyilik olarak yaptıklarını da kötülük olarak yaptıklarını da karşısında hazır bulduğu günde (insan) isteyecek ki kötülükleri ile kendisi arasında uzun bir mesafe bulunsun. Allah, kendisine karşı (gelmekten) sizi sakındırıyor. Allah kullarına çok şefkatlidir.

Muhafaza et....


Tut beni, 
Ey Oruç. 
Edepsizliklerimi tut, 
Edepli olana dek bırakma. 
Katılaşan kalbimi tut, 
Yumuşat. 
Bulanan zihnimi tut, 
Beraklaştır. 
Cimrileşen beni tut,
Cömert olmadan bırakma.

Tut beni ey ORUÇ, 
MUHAFAZA EDİLMEYE İHTİYACIM VAR ALLAHIM......

9AĞUSTOS2011
SERDAR KARAMANLI

Müdür beyle görüşecektim....


 Günümüzde müdür olmak,  Müdür dostlar alınmasın

14 Kasım 2012 Çarşamba

Kitaplara kaçmak....


          "Kimi başında taçla doğar, kimi elinde kılıçla.. ben kalemle doğmuşum. insanlar kıyıcıydılar, kitaplara kaçtım. Kelimelerle munisleştirmek istedim düşman bir dünyayı." 

   Cemil Meriç

12 Kasım 2012 Pazartesi

Kuvvetli bir söz...


"Sen daha yol geçidindesin, mekana bağlılıktan geç… Hicaz ve Şamlı olmaktan geç, Acem ve Turanlı olmaktan geç" 

Muhammed İkbal

Bunca varlık var iken gitmez gönül darlığı.

Kem durur yoksulluktan nicelerin varlığı,
Bunca varlık var iken gitmez gönül darlığı.

Batmış dünya malına, bakmaz ölüm haline,
Ermiş Karûn malına, zehî iş düşvarlığı.

Bu dünya kime kaldı, kimi berduhâr kıldı?
Süleyman'a olmadı onun berhurdârlığı.

Süleyman zembil ördü, kendi emeğin yerdi,
Onun ile buldular onlar berhudârlığı.

Gel imdi Miskin Yunus, nen var yola harc eyle,
Gördün elinden gider bu dünyanın varlığı.

Yunus Emre

10 Kasım 2012 Cumartesi

1 Hadis, 1 Ayet ve hatırlattıkları...

          Bir Hadis paylaşmak istedim bu gün.
     
    Rasûlullah (sav) buyurdular:
    
    Benim ve sizin durumunuz, ateş yakıp da, ateşine cırcır böcekleri ve pervâneler düşmeye başlayınca, onlara engel olmaya çalışan adamın durumuna benzer. Ben sizi ateşten korumak için kuşaklarınızdan tutuyorum, siz ise benim elimden kurtulmaya, ateşe girmeye çalışıyorsunuz. 
   
(Müslim, Fedâil, 19. Buhârî, Rikâk 26; Tirmizî, Edebi 82)
    
Bu Hadis üzerinden, Rabbimiz Kur'an da Peygamberini tanıtırken şöyle tanıtır.
 
Tevbe Suresi 
128. Andolsun, size kendi içinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, mü’minlere karşı da çok şefkatli ve merhametlidir.  

        Peki şimdiler de ülkemize bir bakalım, 
       Merhametimiz artıyor mu? 
       Yardımlaşmamız artıyor mu?
      Oy verdiğimiz siyasi parti bizim yanlış bir iş içinde olduğun da bu yanlıştır"diye biliyor muyuz?
    
   Sahi biz neye ve nereye çağrılıyoruz?
  
Bu günler de yaşanan yüksek gerilim sürerken, nasıl birbirimizi seveceğiz? Bir birimizle nasıl konuşacağız?  Allahım bu gerilimi gidermeyi nasip et. Amin....
  
Selam ve dua ile
Serdar Karamanlı







Ebu Bekir'in ümmete hatırlattığı....




Rasûlullah (s.a.) âhirete intikal edince Hz. Ömer kılıcını çekerek "Kim
Muhammed öldü derse boynunu vururum" diye bağırmıştı.

Hz. Ebu-Bekir mimbere çıkıp  Allah'a hamdu senâdan sonra şunları söyledi:

"Beni dinleyin! Kim Muhammed'e tapıyor idiyse bilsin ki, Muhammed (s.a.)
ölmüştür ve kim Allah'a tapıyor idiyse bilinsin ki Allah diridir, asla ölmez."

Hz. Ebû-Bekir bu sözlerinden sonra, delil olmak üzere şu âyeti okumuştu:

Muhammed ancak bir elçidir, ondan önce de Allah elçileri gelip geçmiştir,
imdi o vefat etse veya öldürülse geriye dönüverecek misiniz. Kim gerisine
dönerse bilsin ki, Allah'a hiçbir zarar veremez; Allah şükredenlerin
mükâfatını verecektir." (Âli-İmrân: 3/144).

9 Kasım 2012 Cuma

Dua...


Bıçak soksan gölgeme
Sıcacık kanım damlar
Girde bak bir ülkeme
Başsız başsız adamlar
Ağlayın su yükselsin
Belki kurtulur gemi
Anne seccaden gelsin.
Bize DUA et emi.....
N.F.K



Karikatür niyetine...