31 Aralık 2012 Pazartesi

Kur'an dan hatırlatmalar...


Yasin Suresinden
Bismillahirrahmanirrahim
1. Ya-sin,
2. Hikmet dolu Kur'an hakkı için,
3. Sen şüphesiz peygamberlerdensin.

4. Doğru yol üzerindesin.

5. (Bu Kur'an) üstün ve çok merhametli Allah tarafından indirilmiştir.
6. Ataları uyarılmamış, bu yüzden kendileri de gaflet içinde kalmış bir toplumu uyarman için indirilmiştir.
7. Andolsun ki onların çoğu gafletlerinin cezasını hak etmişlerdir. Çünkü onlar iman etmiyorlar.
8. Biz, onların boyunlarına halkalar geçirdik. O halkalar çenelere kadar dayanmaktadır. Bu yüzden kafaları yukarı kalkıktır. 
9. Önlerinden bir set ve arkalarından bir set çektik de onları kapattık, artık göremezler. 
10. Onları uyarsan da uyarmasan da onlar için birdir, inanmazlar.
11. Sen ancak zikre (Kur'an'a) uyan ve görmeden Rahman'dan korkan kimseyi uyarabilirsin. İşte böylesini, bir mağfiret ve güzel bir mükafatla müjdele.


Maide 81 Eğer onlar Allah'a, Peygamber'e ve ona indirilene iman etmiş olsalardı onları (Müslüman olmayanları) dost edinmezlerdi; fakat onların çoğu yoldan çıkmışlardır.

HIRSIZLAR KASABASI......


Bir kasabada her gün hava kararınca, insanlar maymuncuklarını ve
fenerlerini yanlarına alır, komşularının evlerini soymaya giderlermiş.
Fakat, gün doğarken geri döndükleri her seferinde kendi evlerini de
soyulmuş durumda bulurlarmış. Ama ülkede kimse kaybetmezmiş, çünkü
herkes birbirinden çalarmış.

Bir gün, nasıl olmuşsa, dürüst bir adam ortaya çıkmış. Geceleri,
diğerleri gibi çantasını fenerini alıp hırsızlığa çıkmaktansa, evinde
kalıp çalışmayı tercih edermiş bu adam. Hırsızlar da onun evinin önüne
geldiklerinde içeride ışık yandığını görünce döner giderlermiş. Fakat
bu durum böyle bir süre devam edince, ahali ona kızmaya başlamış:
"Çalmadan yaşamak senin tercihin, ama başkalarını engellemeye
hakkın yok" demişler.
Bunun üzerine dürüst adam, geceleri ışığını söndürüp dışarı çıkmaya
başlamış. Her gece, hırsızlık yapmadan orada burada dolaşır durur,
sonunda yatmaya evine dönermiş. Fakat her döndüğünde evini soyulmuş
bulurmuş. Sonuçta bir haftadan daha az bir sürede, yiyecek içecek hiç
bir şeyi kalmamış ve memleketini terketmek zorunda kalmış.
Kasabada hırsızlıkta ustalaşıp giderek zenginleşenler kendileri
için soygun yapmak üzere maaşlı hırsızlar tutmaya başlamışlar.
Zamanla, zengin fakir ayrımı çoğalmış. Zenginler mallarını korumak
için bekçiler tutmuşlar, hapishaneler kurmuşlar. Kendi mallarının
çalınmasını da yasa dışı ilan etmişler! Ancak yoksulların mallarını
çalmak hala serbestmiş!

Bir süre geçtikten sonra, artık kimse soymaktan ve soyulmaktan söz
etmez olmuş. Çünkü, yoksulların çoğu ya açlıktan ölmüş ya da oraları
terkedip gitmişler. Zenginler ve maaşlı soyguncular ise ortada
soyacakları kimse kalmadığından servetlerini yavaş yavaş yitirmeye
başlamışlar.
Sonunda zenginler eski düzeni yeniden sağlamak için oraları ilk
terkeden dürüst adamı başa getirmeye karar vermişler. Sora sora nerede
yaşadığını öğrenmişler. Evine gittiklerinde kapıda yazılı bir kağıt
görmüşler.
Kağıtta şunlar yazıyormuş:
"Bir insan sadece dürüst olduğu için aranıyorsa, her şey için çok
geç olmuş demektir..."
Bir millet uyuyorsa uyandırmak kolaydır.
Ama uyumuyor da uyuyor gibi yapıyorsa ne yapsanız nafile, uyandıramazsınız.


(Hikayenin kime ait olduğunu bulamadım. Bilen varsa bildirir ise sevinirim.)

29 Aralık 2012 Cumartesi

İslam'a kim nefretle bakar....


"İslam bu çağın ihtiyaçlarına cevap veremez!." diyen emperyalistler, bu ifade ile insanların ve toplumların değil, kendi haksız ihtiyaçlarını kastettikleri için doğru söylemektedirler!. İslam dini, gerçekten bu emperyalistlerin gayri meşru ihtiyaçlarını karşılayacak, zulme dayalı isteklerine olumlu cevap verecek bir din değildir. Sermayeyi kutsallaştırmayan ve sermayeden yana olmayan İslam dini, hiç kuşkusuz ki sermaye çevrelerince ve bu sermaye çevrelerine bağlı basın-yayın kuruluşlarınca nefretle karşılanacaktır.

Mehmed Alagaş

28 Aralık 2012 Cuma

Miladi 2012 yılını bitirirken...

2012 yılının son günlerini yaşıyoruz. Gün geçmesin ki kötü haber almayalım, ölüm, hastalık, savaş, ekonomik krizden perişan olmuş evler, sokaklar da evler de çocuklarının gözleri önünde katledilmiş kadınlar, terlikle okula giden çocuklarımız, sokaklar da kalmak zorun da bırakılan insan kardeşlerimiz, aile içi ve okulda şiddete uğrayan evlatlarımız gibi daha ekleyeceğimiz bir çok mesele ile 2012 yılını geride bırakıyoruz.

Umarım, 2012 yılında
Merhametimiz artmış,
Paylaşma duygumuz gelişmiş,
Arkadaşlarımızla çekişmelerimizi bırakmış,
Malımızla övünmeyi bırakmış,
Verilen nimetlerin kadrini kıymeti bilmiş ve bunları bir hava atma aracına dönüştürmemiş,
Eşine ve çocuklarına sevgisi artmış,
Dostlarına bir kahve içimi zaman ayırmış,
Bir fakirin yarasına merhem olmaya gayret etmiş,
Yeni evlenecek bir çiftin sıkıntısına ortak olmuş ve üzerinde bir yük almış,
Bir yetimin okumasına katkı sağlamış,
Borcunu istemeden ödemiş,
Ahde vefa göstermiş,
Verdiğini böbürlenerek başa kakmamış,
Söz verdiğin de sözünde durmuş,
Ve en önemlisi İnsan olma yolun da gayret etmiş ve zulmün bir parçası olmamışızdır.. Bir birimizi iyiliğe teşvik edelim dostlar, bir büyüğümüzün dediği gibi kalbimiz sevmekten ve iyi olmaktan yorulmaz.

Miladi 2013 yılını bu düstur üzere, artan iyilik hareketinin bir parçası olmamızı UMUT ederken,
Duanız da bizlere de yer ayırmanızı diliyorum.

Selam dua ve kalbi hürmetlerimle
Serdar Karamanlı
31 Aralık 2012



27 Aralık 2012 Perşembe

Kur'an dan hatırlatmalar...


Zümer Suresinden

Bismillahirrahmanirrahim

1. Bu Kitap izzet ve hikmet sahibi Allah katından indirilmiştir.

2. (Ey Muhammed!) Şüphesiz ki Kitab'ı sana hak olarak indirdik. O halde sen de dini Allah'a has kılarak (ihlas ile) kulluk et.

3. Dikkat et, halis din yalnız Allah'ındır. O'nu bırakıp kendilerine bir takım dostlar edinenler: Onlara, bizi sadece Allah'a yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz, derler. Doğrusu Allah, ayrılığa düştükleri şeylerde aralarında hüküm verecektir. Şüphesiz Allah, yalancı ve inkarcı kimseyi doğru yola iletmez.

26 Aralık 2012 Çarşamba

Kuvvetli sözler....


                       Din hurafeleri yok etmezse; hurafeler dini yok eder. 
                                              Aliya İzzetbegoviç
 

25 Aralık 2012 Salı

Kur'an dan hatırlatmalar....


Hadid Suresinden
Bismillahirrahmanirrahim
20. Bilin ki dünya hayatı ancak bir oyun, eğlence, bir süs, aranızda bir övünme ve daha çok mal ve evlat sahibi olma isteğinden ibarettir. 
Tıpkı bir yağmur gibidir ki, bitirdiği ziraatçilerin hoşuna gider. 
Sonra kurur da sen onun sapsarı olduğunu görürsün; sonra da çer çöp olur. 
Ahirette ise çetin bir azap vardır. 
Yine orada Allah'ın mağfireti ve rızası vardır. 
Dünya hayatı aldatıcı bir geçimlikten başka bir şey değildir.

24 Aralık 2012 Pazartesi

Kur'an dan hatırlatmalar....


Zariyat Suresinden
Bismillahirrahmanirrahim
55. Sen yine de öğüt ver. Çünkü öğüt müminlere fayda verir. 
56. Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.

Necm Suresinden
Bismillahirrahmanirrahim
56. İşte bu ilk uyarıcılardan bir uyarıcıdır. 
57. Yaklaşan yaklaştı. 
58. Onu (vaktini) Allah'tan başka açığa çıkaracak yoktur. 
59. Şimdi siz bu söze (Kur'an'a) mı şaşıyorsunuz? 
60. Gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz! 
61. Ve siz gaflet içinde oyalanmaktasınız! 
62. Haydi Allah'a secde edip O'na kulluk edin!


Bu paylaşımlar kendini müslüman diye tanıtan arkadaşlarımız ve dostlarımız için hatırlatmalarımızdır. Asla itişip kakışma olsun diye yayımlanma maktadır. 

Bizler de bir eksiklik veya kötü bir hal görüldüğünde gerçek dost ve arkadaş isek sizlerde bizi uyarmalısınız.....

Serdar Karamanlı

23 Aralık 2012 Pazar

Deniz feneri....


Akıntılara bakıyorum
Serin bir esinti ile beraber
Denizin  karanlığını delen
Karşıyakanın Samanyolu misali ışıkları
Hayat gibi akmakta...

Sırtım, bütün ihtişamı ile
Terk edilmiş saraya bakıyor.
Denizin dalgaları
Sakinleştirmez mi Ruhu ve bedeni
Bize ne oldu?
Bu ne sürat?
İçim de ki sıkıntıları
Ateşte yakarak dalgalara kırıştıralı çok oldu

Yarımada da üşüten bir esinti
Ve dalgaların şırıltısı
Hiç aceleleri yok
Kayan bulutların
Gökyüzünde parlayan yıldızların
Rüzgarın eğdiği ağaçların hışırtısı
Aheste geçen Vapur
Aheste akan dalgalarla
Bir uyum dalar
Ah birde şu geçen
Aceleci arabalar olmasa


İleride çakan deniz feneri
Bir şeyler söylemek ister gibi
Anlayan kaptanın kılavuzudur ışığı
Düşündüm de
Hayatım da çakan bir fener var mı?
Heyhat
Işık saçan bir fener
Ben fenerimi otuzbeşim de buldum.
Karanlıkta yolumu ararken
Deniz fenerinin yanında buluştuk
Bir onu acaleci görmedim
Yavaş ve sakindi
Ağır ağır demlenen çay misali

Eh bir de Boğazın
İncisi var rengarenk ışıkları ile
Kendine çeken bir dünya gibi
Cazibeli zarif bir boyunda
Gerdanlık gibi
Fakat vakit yok 
Zaman daraldı 
Dünyaya ayıracak bir an yok

Boğazın sert rüzgarları
Kasım gecelerin de
Deler geçerler
Ama olsun
Rüzgarın esintisi
Dalgaların şırıltısı
İyi gelir, kendime gelirim.

Zaten kendimdeyim…

22 KASIM 2012

SARAYBURNU/İSTANBUL

Kur'an dan hatırlatmalar....


Müslüman olanlar için Kur'an dan notlar aktarıyoruz, Biliyoruz ki bu toplum kitap okumaz...

Enbiya Suresinden
Bismillâhirrahmânirrahîm. 
1. İnsanların hesaba çekilecekleri (gün) yaklaştı. Hal böyle iken onlar, gaflet içinde yüz çevirdiler.
2. Rablerinden kendilerine ne zaman yeni bir ihtar gelse, onlar bunu, hep alaya alarak dinlerler.
3. Kalpleri hep eğlencede(gaflette),hem o zalimler şu gizli fısıltıyı yaptılar: Bu (Muhammed), sizin gibi bir beşer olmaktan başka nedir ki! Siz şimdi gözünüz göre göre büyüye mi kapılıyorsunuz?
4. (Peygamber) dedi ki: Rabbim, yerde ve gökte (söylenmiş) her sözü bilir. O, hakkıyla işiten ve bilendir.

Mü’minûn Suresinden
Bismillâhirrahmânirrahîm.
1. Gerçekten müminler kurtuluşa ermiştir;
2. Onlar ki, namazlarında huşu içindedirler;
3. Onlar ki, boş ve yararsız şeylerden yüz çevirirler;
4. Onlar ki, zekatı verirler;
5. Ve onlar ki, iffetlerini korurlar;
6. Ancak eşleri ve ellerinin sahip olduğu hariç.
7. Şu halde, kim bunun ötesine gitmek isterse, işte bunlar, haddi aşan kimselerdir.
8. Yine onlar (o müminler) ki, emanetlerine ve ahidlerine riayet ederler;
9. Ve onlar ki, namazlarına devam ederler.
10. İşte, asıl bunlar varis olacaklardır;
11. (Evet) Firdevs'e varis olan bu kimseler, orada ebedi kalıcıdırlar.

21 Aralık 2012 Cuma

Anlayacaksın..


Karın yağdığını görünce
Kar tutan toprağı anlayacaksın
Toprakta bir karış karı görünce
Kar içinde yanan karı anlayacaksın

Allah kar gibi gökten yağınca
Karlar sıcak sıcak saçlarına değince
Başını önüne eğince
Benim bu şiirimi anlayacaksın

Bu adam o adam gelip gider
Senin ellerinde rüyam gelip geçer
Her affın içinde bir intikam gelir gider
Bu şiirimi anlayınca beni anlayacaksın

Ben bu şiiri yazdım aşık çeşidi
Öyle kar yağdı ki elim üşüdü
Ruhum seni düşününce ışıdı
Her şeyi beni anlayınca anlayacaksın

Sezai Karakoç

Önemli sözlerden..


Önemli sözlerden..


"Yeryüzünün öğretmeni olabilmek için, gökyüzünün öğrencisi olmak lazım."

Aliya İzzetbegoviç


Karikatür...


Kur'an dan Güncel bir hatırlatma..


 Bismillahirrahmanirrahim...
Ahzâb  63  İnsanlar sana kıyametin zamanını soruyorlar. De ki: Onun bilgisi Allah katındadır. Ne bilirsin, belki de zamanı yakındır.


Kıyameti bilmiyoruz ama, Kıyamet sonrası dirilişle alakalı bilgi veriliyor. Bir bakalım neler anlatılıyor.

Bismillahirrahmanirrahim...
Nihayet Sur'a üfürülecek. Bir de bakarsın ki onlar kabirlerinden kalkıp koşarak Rablerine giderler. (1) O (diriltme) korkunç bir sesten ibaret olacak, o anda hemen onların gözleri açılıp etrafa bakacaklar. (2) Sanki etrafa yayılmış çekirge sürüsü gibi bakışları perişan (utançtan yere bakar) bir halde kabirlerden çıkarlar.(3) (İşte o zaman; Eyvah, eyvah! Bizi kabrimizden kim kaldırdı? Bu, Rahman'ın vadettiğidir. Peygamberler gerçekten doğru söylemişler! (4) ve Durumu gören kafirler; Eyvah bize! Bu ceza günüdür, derler.(5) Davetçiye koşarlarken o esnada kafirler: Bu, çok çetin bir gündür! derler. (6) Şimdi siz bu söze (Kur'an'a) mı şaşıyorsunuz? Gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz! (7) Şüphesiz ki bu bir öğüttür. Artık dileyen Rabbine bir yol tutar. (8) O halde, öğüt ver. Çünkü sen ancak öğüt vericisin. Onların üzerinde bir zorba değilsin. (9)

İslam dinini kabul eden insanlar olarak, Kıyamet ile alakalı olarak neler hazırladığımızla ilgilenmeyiz de, Maya'ların efsaneleri ile ilgileniriz. Bunu hayretle izliyorum. 
Biz Kıyamet kopar da diyemeyiz, Kıyamet kopmaz da diyemeyiz. Yukarıda hatırlatmalar hepimize lazım gibi geliyor. Dostlar her zaman olduğu gibi bu hatırlatmalar inanan kardeşlerimiz içindir. 
1- Yasin/51
2- Saffat/19
3- Kamer/7
4- Yasin/52
5- Saffat/20
6- Kamer/8
7- Necm/59-60
8- İnsan/29
9- Gâşiye/21-22
Not: Ayetler, Türk Diyanet Vakfı'nın Kur'an-ı Kerim ve Açıklamalı Mealinden alınmıştır.

Serdar Karamanlı

20 Aralık 2012 Perşembe

Kur'an dan hatırlatmalar...


Şu'ara Suresinden
Bismillâhirrahmânirrahîm.
1. Ta. Sin. Mim.
2. Bunlar, apaçık Kitab'ın ayetleridir.
3. Onlar iman etmiyorlar diye neredeyse kendine kıyacaksın!
4. Biz dilesek, onların üzerine gökten bir mucize indiririz de, ona boyunları eğilip kalır.
5. Kendilerine, o çok esirgeyici Allah'tan hiçbir yeni öğüt gelmez ki, ondan yüz çevirmesinler.
6. Üstelik (ona) "yalandır" derler; fakat alay edip durdukları şeylerin haberleri yakında onlara gelecektir.

Mevlana’ya Muhtaç Olmak…



Şeb-i Arus törenleri bu sene büyük bir görkem içinde yapıldı. Konya’dan kopartılarak İstanbul’a taşındı Mevlana görkemi. Yeni yetme burjuvanın sponsorluğunda metafizik bir kurgulama, daha doğrusu bir gövde gösterisi yapıldı. Ben gitmedim. Son yıllarda Mevlana’ya olan ilgi katlanarak artıyor. Sağcısı, Solcusu, İslamcısı, İlericisi, Gericisi, İşvereni, İşçisi, Amiri, Memuru, Siyasetçisi, Batıcısı, Doğucusu; hâsılı bütün bir fikriyat ve sınıf erbabının dilinde Mevlana’nın ilahi aşka, insan doğasına, bu dünya hayatının özüne ait vb. özlü sözleri pelesenk olmuş. Mesele, Mevlana’yı anlayıp anlamamak meselesi değil. Mesele Mevlana’ya bu denli muhtaç olmaktaki garabet…
Mevlana’ya muhtaç olmaktaki bu garabetin Mevlana’nın şahsı ile bir ilgisi yok. Garabet; toplumsal ve siyasal bütün kesimler olarak dünü anlamakta, bugünü yaşamakta ve yarını kestirmedeki içine düştüğümüz kısırlık veya kısır döngü…
Bölünmüş bir toplum olduğumuz bir vakıa. Fakat bu bölünmüşlüğümüzü etraflıca tartışmaktan kaçınıyoruz ve kaçındıkça da topu Mevlana’ya atıyoruz. Toplumsal barışı, hakça bölüşümü, devlet millet kaynaşmasını, kamudan aktarılan sermaye transferlerini (yolsuzluğun teknik ismi bu) sanal korkularımızı, siyasal alan açmalarımızı, kul hakkı yemelerimizi vb. gittikçe uzayan sorunlar ve ahlaksızlıklar listemizi Mevlana’ya havale ediyoruz. Mevlana hakemimiz, çözüm merkezimiz olamıyor ama netice de duygudaşlık kurabiliyoruz; sanal çözüm ya da vicdan temizleme daha doğrusu vicdan bastırma arenası.
Toplumsal Barış mı? Mevlana’dan iki beyit, barışa ait. Fakat toplum cinnet geçiriyor. Güne onlarca ölüm ile uyanıyoruz, onlarca ölüm ile uyuyoruz; şayet ölen biz değilsek. Bir gerilim var toplumun üzerinde, bir açmazlık, bir tedirginlik. Mevlana beyitleri muska gibi… Her şeyi erteliyoruz, semazen dönüyor, eteği uçuşuyor. Uçup gidiyor aklımızdakiler, gönlümüzdekiler. Kursağımızda kalıveriyor heveslerimiz. Metafizik kurguda hınçlarımız, öfkelerimiz, beklentilerimiz eriyip gidiyor. İslam âlemi kan ve gözyaşı içinde. Sünni-Şii eksenli güç savaşını yaşıyoruz. Dinin arkasına saklanmış caniler yaşama hakkımızı elimizden alıyor. Can almada “Allah-u Ekber” nidaları, ey şehit diye başlayan edebiyata dönüşüyor. Ama durumu Mevlana’ya havale ediyoruz. İki beyit, bir özlü söz ile. Çözüm? Yok.       
Hakça Bölüşüm mü? Bu dünya hayatı geçici azizim. “Can cananı bulmuşsa kovanım yağma olsun.” Ama nedense hep balı yağmalanan fakir fukara… Zengin ya da zenginleşen bal tutan parmağı yalamakla meşgul… Bir şeyler saklıyoruz Mevlana’nın ardına; ahlaksızlıklarımızı, aşırılıklarımızı, zalimliklerimizi… Konuşmuyoruz, konuşamıyoruz. Üstümüze abanan güç, hiçbir şey konuşturmuyor. Konuşmanın hiçbir meşruiyeti kalmamışsa ve konuşulacak bütün alanları iktidar doldurmuşsa kim neyi, kiminle ve hangi zeminde konuşacak. Buğulu bir ney sesini dinlemek iyi gelir bu konuşamamalar üzerine. İç çekişlerimizle, yaşaran gözlerimizle, bizden uçup giden değerlerimize el sallarken, değerlerimize sahip çıktığımızı sanmak ne büyük bir budalalık.  
Mevlana’ya en büyük haksızlığı ve saygısızlığı herhalde ona bu denli muhtaç kalarak yapıyoruzdur. Hiçbir şeyini çözememiş ve çözmek niyetinde olmayan, kısırlaşmış bir beyin ve körelmiş bir vicdan ile ona bağlılık gösterisi yapmak. Bir de yeni yetme burjuva etik ve estetik kaygılarımızı yüklediğimiz  Mevlana var. Dünün yığını bugünün asilzadesi, Mevlana’dan asil bir geçmiş üretmeye çalışıyor. Merhum bir dirilse diyeceği şudur: “Allah rızası için bırakın yakamı. Zalimi ve mazlumu bir arada, bir potada ve sanallaştırılmış birlik zemininde görmek beni bile aşıyor.”
Selam ve dua ile.

Arif Arcan
İstanbul, 17.12.2012

17 Aralık 2012 Pazartesi

Karşılıksız seven Kadına...

Bir 17 Aralık daha,
Sıradan gelir diğerlerine,
Ama bana hüzün verir,
Özlem getirir.

Yine mezarının başındayım,
Kimseye anlatamadıkları mı yine sana anlatıyorum.
Şikayetim çok biliyorsun,
Ama şimdikileri duyamıyorsun.

Kötü davranışları sana değilmiş.
Boşuna üzülmüşsün
Sen gittin ya hiç bir şey değişmedi.
Yine hatırlamadılar seni
Beraberiz gene sen ve ben
Sıcaklığını hissedemedim,
Soğuktu mezar taşın

Elimi tutup beni gezdirirken
Bir sen bilirdin üzüldüğü mü
Sana kaçıp geldiğim de
Kimse aramazdı ya
Yine aynı kimse aramıyor,
Kimse üzülmüyor
Ağladığın üzüldüğün torunun geldi.

Ne Saniye teyzem vardı
Ne sen
Arayanım da yoktu zaten

Çok konuştum bu gün biliyorum
Biliyorum duymadın beni
Kimi zaman ben de duyamıyorum kendi mi
Ölü gibi hissediyorum, hissizleşiyorum.
Kaçar gibi gelirdim ya
Yine öyle geldim
Ağladım ağladım ağladım
Askerden döndüğümde ki gibiydim.
Doğru yanına gelmiştim
Dertleşmiştik ya
Sıpa sana demedim mi
Dediğin gün gibiydi sanki bu gün

Yanı yatasım geldi
Canlı bir cenaze gibi uzamak istedim.
Ayaklarım dönmek istemedi geriye
Kader bu ne eylersin
Rabbim ne dilerse yaşarsın

Sana Mezar taşını çok görenler
Hep gerideler
Üzülme
Karşılıksız Seven Kadın
Vasiyet ettim
Nasip olup ölünce
Yanına gömülücem
Açarsın bana bağrını dimi?
Seni çok özledim.
Özlem ve hasretle......

17 Aralık 2012
Serdar Karamanlı








Kur'andan hatırlatmalar...

Lokman Suresinden

Bismillâhirrahmânirrahîm.
16. (Lokman, öğütlerine devamla şöyle demişti:) Yavrucuğum! Yaptığın iş (iyilik veya kötülük), bir hardal tanesi ağırlığında bile olsa ve bu, bir kayanın içinde veya göklerde yahut yerin derinliklerinde bulunsa, yine de Allah onu (senin karşına) getirir. Doğrusu Allah, en ince işleri görüp bilmektedir ve her şeyden haberdardır. 
17. Yavrucuğum! Namazı kı
l, iyiliği emret, kötülükten vazgeçirmeye çalış, başına gelenlere sabret. Doğrusu bunlar, azmedilmeye değer işlerdir.
18. Küçümseyerek insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Zira Allah, kendini beğenmiş övünüp duran kimseleri asla sevmez.
19. Yürüyüşünde tabii ol, sesini alçalt. Unutma ki, seslerin en çirkini merkeplerin sesidir.

16 Aralık 2012 Pazar

Kur'andan hatırlatmalar...


Bismillâhirrahmânirrahîm.
Rum Suresinden
28. Allah size kendinizden bir temsil getirmektedir: Mülkiyetiniz altında bulunan köleler içinde, size verdiğimiz rızıklarda -birbirinizden çekindiğiniz gibi kendilerinden çekineceğiniz derecede sizinle eşit (haklara sahip)- ortaklarınız var mı? İşte biz ayetlerimizi, aklını kullanacak bir kavim için böylece açıklıyoruz.
29. Gel gör ki haksızlık edenler, bilgisizce kötü arzularına uydular. Allah'ın saptırdığını kim doğru yola eriştirebilir? Onlar için herhangi bir yardımcı yoktur.
30. (Resulüm!) Sen yüzünü hanif olarak dine, Allah insanları hangi fıtrat üzere yaratmış ise ona çevir. Allah'ın yaratışında değişme yoktur. İşte dosdoğru din budur; fakat insanların çoğu bilmezler.
31. Hepiniz O'na yönelerek O'na karşı gelmekten sakının, namazı kılın; müşriklerden olmayın.
32. Dinlerini parçalayan ve bölük bölük olanlardan (olmayın. Bunlardan) her fırka, kendilerinde olan ile böbürlenmektedir.

HİCR SURESİ 42.Ayet.
Şu bir gerçek ki, has kullarım üzerinde senin hiç bir inandırıcı gücün olmayacaktır.; ne var ki batıl inançlı cahil ve bilinçsizlerden sana uyanlar müstesna..!

Anlat Temel....


14 Aralık 2012 Cuma

Kur'andan hatırlatmalar...

Nur Suresinden
Bismillâhirrahmânirrahîm.
21. Ey iman edenler! Şeytanın adımlarını takip etmeyin. Kim şeytanın adımlarını takip ederse, muhakkak ki o, edepsizliği (yüzkızartıcı suçları) ve kötülüğü emreder. Eğer üstünüzde Allah'ın lütuf ve merhameti olmasaydı, içinizden hiçbir kimse asla temize çıkamazdı. Fakat Allah isteyeni arındırır. Allah işitir ve bilir.
22. İçinizden faziletli ve servet sahibi kimseler akrabaya, yoksullara, Allah yolunda göç edenlere (mallarından) vermeyeceklerine yemin etmesinler; bağışlasınlar; feragat göstersinler. Allah'ın sizi bağışlamasını arzulamaz mısınız? Allah çok bağışlayandır, çok merhametlidir.

Karar kime ait...


Bismillâhirrahmânirrahîm.

Özünde merhametli sözü ile merhametli Allahın adı ile

Biz Müslüman olmakla bize tebliğ edileni ulaştırmak görevliyiz. Şimdi siz Müslüman olduğunuzu söylüyor ama gizli gizli işler yapıyorsanız, böyle yapmayın iyi olun ve iyi işler yapın. Şu ayetleri beraberce hatırlayalım,

"Mü'min 45 Nihayet Allah, onların kurdukları tuzakların kötülüklerinden bu zatı 
korudu."

"Tarık 15-16 Şüphesiz onlar bir tuzak kurarlar, Ben de bir tuzak kurarım."

"Al-i İmran 54 Allah da onların tuzaklarını bozdu. Allah, tuzak kuranların hayırlısıdır."


Rabbimiz bize Kur'an da Yusuf Peygamber A.S üzerinden uyarılarda bulunur. Öncelikle şunu hatırlamalıyız ki,
Yusuf Suresi 53. “Ben nefsimi temize çıkarmam, çünkü Rabbimin merhamet ettiği hariç, nefis aşırı derecede kötülüğü emreder. Şüphesiz Rabbim çok bağışlayandır, çok merhamet edendir” dedi. Hepimiz buna dikkat etmeliyiz.

Sonra Yusuf Suresi 23. Evinde bulunduğu kadın (gönlünü ona kaptırıp) ondan arzuladığı şeyi elde etmek istedi ve kapıları kilitleyerek, “Haydi gelsene!” dedi. O ise, “Allah’a sığınırım, çünkü o (kocan) benim efendimdir, bana iyi baktı. Şüphesiz zalimler kurtuluşa eremezler” dedi.

24. Andolsun, kadın ona (göz koyup) istek duymuştu. Eğer Rabbinin delilini görmemiş olsaydı, Yusuf da ona istek duyacaktı. Biz, ondan kötülüğü ve fuhşu uzaklaştırmak için işte böyle yaptık. Çünkü o, ihlâsa erdirilmiş kullarımızdandı." 

Diyerek bizlere dikkatli davranmamız gerektiğini hatırlatır. Sonra daha önemli bir hatırlatma da daha bulunur. 
Yusuf Suresinden 28. Kadının kocası Yusuf’un gömleğinin arkadan yırtıldığını görünce, dedi ki: “Şüphesiz bu, siz kadınların tuzağıdır. Şüphesiz sizin tuzağınız çok büyüktür.”  
Acaba Allah bizlere kararı bırakmış olur mu?
Yoksa hem erkeklere hem de kadınlara çok dikkatli olun hem dünyanızı hem de ahiretimizi berbat etmeyin hatırlatmasını yapmış olmuyor mu? 

Bence biz biz olalım, siz de siz olun Allaha kulak verelim, sonra 
"Nahl Suresi 108 İşte onlar Allah'ın, kalplerini, kulaklarını ve gözlerini mühürlediği kimselerdir. Ve onlar gafillerin kendileridir." 
Sonra ne gerek var bunlara eğer gerçekten Müslüman isek 
"Hucurat Suresi 10. Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin. Allah’a karşı gelmekten sakının ki size merhamet edilsin.”

İçinizde ki iyiliğin artmasını dilerim. Ama kapımız her arkadaşımıza açık,  ama ölçüsü var. Allahın koyduğu ölçü ne ise o çerçeve de.  Dünyada ki hiçbir şey Allah ile aramızı bozmaya değmez,  Vesselam.

Allahım, bizleri ve iyi olan ve iyi kalan arkadaşlarımızı görünür ve görünmez her türlü fitneden, fesattan ve oyundan muhafaza eyle. 
Hatta kendi marazlarımızdan, nefsi hareketlerimizden, içimizde olan kötülüklerimizden bizi esirge. 
Her şeyi gören, her oyunu bilen, her fısıldaşmayı duyan, bununla da yetinmeyip içlerde saklanılanı bilen Rabbim bizim yardımcımız ol.

Selam, Hürmet ve Kalbi Dualarımla
Serdar Karamanlı

13 Aralık 2012 Perşembe

Kur'andan hatırlatmalar....


12 Yusuf Suresinden
103. Sen ne kadar şiddetle arzu etsen de insanların çoğu inanacak değillerdir.
104. Hâlbuki sen buna karşılık onlardan bir ücret de istemiyorsun. O (Kur’an) âlemler içinde ancak bir öğüttür.
105. Göklerde ve yerde nice deliller vardır ki yanlarına uğrarlar da onlardan yüzlerini çevirerek geçerler.
106. Onların çoğu Allah’a ancak ortak koşarak inanırlar.
111. Andolsun ki, onların k
ıssalarında akıl sahipleri için ibret vardır. Kur’an, uydurulabilecek bir söz değildir. Fakat kendinden öncekileri tasdik eden, her şeyi ayrı ayrı açıklayan ve inanan bir toplum için de bir yol gösterici ve bir rahmettir.
13 Rad Suresinden
28. Onlar, inananlar ve kalpleri Allah’ı anmakla huzura kavuşanlardır. Biliniz ki, kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur.

12 Aralık 2012 Çarşamba

Kur'an dan hatırlatmalar


Zümer Suresinden
Bismillahirrahmanirrahim
5. Siz, haddi aşan kimseler oldunuz diye, sizi Kur'an'la uyarmaktan vaz mı geçelim?

Hadid Suresinden
Bismillahirrahmanirrahim
16. İman edenlerin Allah'ı anma ve O'ndan inen Kur'an sebebiyle kalplerinin ürpermesi zamanı daha gelmedi mi? Onlar daha önce kendilerine kitap verilenler gibi olmasınlar. Onların üzerinden uzun zaman geçti de kalpleri katılaştı. Onlardan bir çoğu yoldan çıkmış kimselerdir.
20. Bilin ki dünya hayatı ancak bir oyun, eğlence, bir süs, aranızda bir övünme ve daha çok mal ve evlat sahibi olma isteğinden ibarettir. Tıpkı bir yağmur gibidir ki, bitirdiği ziraatçilerin hoşuna gider. Sonra kurur da sen onun sapsarı olduğunu görürsün; sonra da çer çöp olur. Ahirette ise çetin bir azap vardır. Yine orada Allah'ın mağfireti ve rızası vardır. Dünya hayatı aldatıcı bir geçimlikten başka bir şey değildir.



Ali İmran Suresinden
Bismillahirrahmanirrahim
187. Allah, kendilerine kitap verilenlerden, "Onu mutlaka insanlara açıklayacaksınız, onu gizlemeyeceksiniz" diyerek söz almıştı. Onlar ise bunu kulak ardı ettiler, onu az bir dünyalığa değiştiler. Yaptıkları alış-veriş ne kadar kötü!


Lokman Suresinden
Bismillâhirrahmânirrahîm.
1. Elif. Lam. Mim.
2. İşte bu ayetler, hikmet dolu Kitab'ın ayetleridir.
3. Güzel davrananlar için bir hidayet rehberi ve rahmet olmak üzere (indirilmiştir).
4. O kimseler, namazı kılarlar, zekatı verirler; onlar ahirete de kesin olarak iman ederler.
5. İşte onlar, Rableri tarafından gösterilmiş doğru yol üzeredirler ve onlar kurtuluşa erenlerdir

Çil horoz

12 ARALIK 2012
Zakeriya Artık Babasına Kitap okuyabiliyor..

Tarla kuşu ve yavruları

10 ARALIK 2012
Zakeriya Artık Babasına Kitap okuyabiliyor...

1 Aralık 2012 Cumartesi

Vazgeçilmez değilim...

Konuşma uzadıkça uzamış, garip bir hal almıştı
Vazgeçilmez olmadığımı öğreneli çok oldu dediğin de orta yaşlarını çoktan geçmişti.
Devam etmekle etmemek arasın da tereddüt ediyordu,
Düşünüyordu ama cevap vermedi ilk önce susmuş ve öylece sabit bir şekilde bakarken
Bir an içi daraldı geçmişe gitmişti bir anda,

Hayatın acımasızlığını,  hayal kırıklığını aynı zaman da yaşamış, adeta yıkılmıştı. Duyduğu kelimelere anlam vermeye çalışıyor fakat telefon elinden düşmek üzere iken arkadaşının

İyi misin?
Sorusu ile ayılmıştı,
İyi değildi.
Cevap vermek istedi. Dudakları aralandı
Nasıl olabilirdi, olacak şey miydi?
Dışarı çıkmam lazım diyebildi.
Ahizeyi yerine koymak için telefonu aradı, gözleri karardı
Neyse ki arkadaşı konuşmalarına şahit olmuş neşe ile başladığı konuşmasını dinlemiş, havanın değiştiğini anladığın da yanından ayrılmamıştı. Derhal koluna girdiği gibi Matranın dışına çıkarmıştı. Hava güzeldi, adeta yıldızlar yere inmişti.
Dışarıda rüzgar, ılık ılık esiyordu.
Konuşmamışlardı, sessizliği ağaçların hışırtıları bozuyordu.
Aklı almıyordu, söz vermişti onu bekleyecekti, yalan mıydı akan göz yaşları?
Halbuki ılık akan göz yaşlarının gerçek olduğunu öğretmişlerdi ona..
Acayip sendelemişti
Hiç beklemediği bir şey ile karşılaşmıştı.
Ne yani dedi şimdi Aynı gökyüzü altında yaşadığını bilmek bana mutluluk veriyor demiyecek mi? Dedi
Sesli düşünüyordu.
Arkadaşı, anlamsız gözlerle ona bakıyordu. Anlamadım dedi.

Ayıldı bir anda uykudan uyanıyormuş gibi,
Karşısındaki ona bakıyor ve bir cevap bekliyordu
Önce bir tebessüm etti.
- Sonra, sen bilirsin nasıl istiyorsan öyle yap. Ben vazgeçilmez olmadığımı seneler önce öğrendim, bundan sonra olman veya olmaman bana sıkıntı olmaz.

Sen bilirsin demeyi öğreneli çok olmuştu.

- Canını sıkma, ne karar verirsen ver, ne seni kınarım, nede darılırım
Bunları söylerken öyle umursamazca söylemişti ki,
Cevabını bile dinlemeden arkasını dönüp arabasına doğru yürüdü. Marşa bastı radyodan kulağına
Yusuf dedi ki  "Bu gün size kınama yok, Allah sizi affetsin! o, merhametlilerin en merhametlisidir."
ayeti kulağına ilişti.
Aklına, "Allah, kuluna yetmez mi? Seni On dan başka şeylerle korkutuyorlar. Allah'ın, saptırdığını doğru yola koyacak yoktur." mealinde ki ayet geldi.

Her zaman yaptığı gibi arabasını,  Sarayın önüne doğru  sürdü. Ne zaman  daralsa gelir burada soluklanırdı. 

Soğuk rüzgar delercesine esiyordu. Etrafa bakındı seyyar çaycıyıcı aradı gözleri, gece balıkçılarının kamışları arasında gözüktü.
Gülümsemişti çaycı bıçkın bir halle
- Abim sen neredesin ya
- İş güç işte her zamankinden demle bakalım
- Eyvallah abim 2 dakkada hazır çayın
- Simidin hazır
-Alemsin abim gecenin bir vakti nereden bulursun bunu anlamam
- Hadi uzatma dedi gülümseyerek

İyi gelmişti sert ve soğuk hava

- Abim cam fincanda çayın hazır
- Sen de alemsin Cam fincan falan
- Baş üstündesin Abim, senin hatırının yanın da bunun ne önemi var. Bir sıkıntın var yine yoksa düşmezsin buraya bu saatte.
- Bak işine dedi çayı alırken, arayı uzatma on dakika da bir turla soğutma beni simidini unutma
- Anlaşıldı abim deyip simidi alıp uzaklaştı, çaycı sesine doğru gitmişti bile.

Hayat onu şaşırtmaz olmuştu.

.
.
.
.
.

Üç Karikatür, Üç Konu...




29 Kasım 2012 Perşembe

Kur'an dan hatırlatmalar....



 Meryem Suresinden
Bismillâhirrahmânirrahîm.
40. Yeryüzüne ve onun üzerindekilere ancak biz varis oluruz (her şey gider, biz kalırız) ve onlar ancak bize döndürülürler..

Ankebut Suresinden
1. Elif. Lam. Mim.
2. İnsanlar, imtihandan geçirilmeden, sadece "İman ettik" demeleriyle bırakılıvereceklerini mi sandılar?
3. Andolsun ki, biz onlardan öncekileri de imtihandan geçirmişizdir. Elbette Allah, doğruları ortaya çıkaracak, yalancıları da mutlaka ortaya koyacaktır.
4. Yoksa kötülükleri yapanlar bizden kaçabileceklerini mi sandılar? Ne kadar kötü (ne yanlış) hüküm veriyorlar!
5. Kim Allah'a kavuşmayı umuyorsa, bilsin ki Allah'ın tayin ettiği o vakit elbet gelecektir. O, her şeyi işiten ve bilendir.

Furkan Suresinden
26. İşte o gün, gerçek mülk (hükümranlık) çok merhametli olan Allah'ındır. Kafirler için de pek çetin bir gündür o.
27. O gün, zalim kimse (pişmanlıktan) ellerini ısırıp şöyle der: Keşke o peygamberle birlikte bir yol tutsaydım!
28. Yazık bana! Keşke falancayı dost edinmeseydim!
29. Çünkü zikir (Kur'an) bana gelmişken o, hakikaten beni ondan saptırdı. Şeytan insanı (uçuruma sürükleyip sonra) yüzüstü bırakıp rezil rüsvay eder.
30. Peygamber der ki: Ey Rabbim! Kavmim bu Kur'an'ı büsbütün terkettiler.

Son ayete dikkat edelim....



Yol mu kapalı, göz mü kapalı?



    Almanya’dan veya diğer Avrupa ülkelerinden karayoluyla Türkiye’ye gelen kardeşlerimiz bilirler. Özellikle izin zamanlarında, bu yollarda oldukça uzun konvoylar oluşur. Bazen iki-üç kilometre uzunluğuna varan bu konvoylar, trafik sıkışıklığına göre yarım saatlik yolu, ancak beş-altı saatte kat edebilirler. 

Bazen ise konvoy tamamen durur. Tekrar hareket edebilmek için yolun açılmasını beklemekten başka çare yoktur. Nitekim kontaklar kapatılır, el frenleri çekilir ve başlanır beklemeye... Bu arada karnı aç olanlar arabada veya yol kenarında yemek hazırlığına girişirler. Karnı tok olan yorgun yolcular ise genelde uyumayı tercih ederler. 

İşte böyle bir konvoyda bulunan bir arkadaşımız da uyumayı tercih etmişti. Çünkü böylesi duraksamalar, şoförlerin dinlenebilmesi için en iyi fırsatlardır. Nitekim arkadaki arabaların şoförleri de bu fırsatı ganimet bilmiş ve onlar da uyumuşlardı. Olayın bundan sonraki durumunu ise arkadaşımız şöyle anlatıyor., 

- Abi, ne kadar uyuduğumu bilmiyorum. Fakat kısa bir süre olmasa gerek. Çünkü gözlerimi açtığımda, önümdeki bomboş ve ıssız bir yol uzanıyordu. Arkadakilerin bana küfredeceğini düşünerek hemen arabayı çalıştırdım ve bastım gaza. Bir, bir buçuk saat tam topuk gitmeme rağmen, önümdeki konvoyun kuyruğuna yetişemedim. İşin garip tarafı yolda uzun bir çay ve kahvaltı molası vermeme rağmen arkamdan gelen hiçbir araba yoktu. Herhalde benim arkamdaki şoförler daha uyanmamıştı! 

Bu olayı dinlediğim zaman üç-beş kilometre uzunluğundaki bu konvoyda bulunan insanları düşündüm! Hiç şüphesiz ki bu konvoyda uyumayanlar, uyanık olanlar da vardı. Bu uyanık insanlar, elleri direksiyonda, ayakları gaz pedalında yolun açılmasını sabırsızlıkla bekliyorlardı! 

Yolda herhangi bir tıkanıklığın olmadığını, yolun açık olduğu tabi ki bu uyanık insanların hiç aklına gelmezdi. Çünkü bu uyanık insanlara göre, şayet yol açık olsa, öndeki arabalar mutlaka ve mutlaka hareket ederlerdi! 

Bu uyanık insanlar, öndeki yolun açık, fakat öndeki arabanın şoförünün gözlerin kapalı olduğunu nereden bileceklerdir ki? 

Tabi ki bu olayı sizlere, hoşunuza gitmesi için anlatmadım. Çünkü sizler de birbirini takip eden, birbirinin peşi sıra giden bir konvoyda bulunuyorsunuz. Sevdiklerinizi, saygı duyduklarınızı, yetkin ve yeterli gördüklerinizi geçirmişsiniz bu konvoyun başına! 

Bunlar durdukları zaman, konvoy da duruyor, siz de duruyorsunuz. Ve gönülleriniz rahat ve herhangi bir endişeniz, herhangi bir kuşkunuz yok…Çünkü öndekiler durduğuna göre, mutlaka ve mutlaka yol kapalıdır!. Yol açık olsa hiç gitmezler mi? Hiç hareket etmezler mi? 

Sizler uyanık olduğunuza göre, sizlerin önündekiler haydi haydi uyanıktır değil mi? 

İşte bu kanaatinize, sadece bir kelime ilave etmek istiyorum, 

- Acaba!.. 

Mehmet ALAGAŞ / AYNALAR ve İNSANLAR

27 Kasım 2012 Salı

Borç Varsa Para Var Borç Yoksa Para da Yok


Prof.Dr.B.Gültekin Çetiner - 14/11/2012 

Anadolu Gençlik Dergisi Ağustos sayısında yayınlanan röportajımızdan…

Türkiye’de dindar kesim faiz kesin bir dille yasaklandığı için bankalara önceleri uzak durdu. Daha sonra kimilerinin faizsiz, kimilerinin İslami banka, kimilerinin ise katılım bankaları dediği kâr payı esasına dayalı bankalar kuruldu. Bu kanalla bankacılık sistemine giren dindar kesim daha sonra “ev ve araba ihtiyaçtır bunlar için kredi çekilebilir, enflasyonun altındaki artışlar faiz değildir” gibi fetvalarla artık tamamen hayatı bankalarla sarılmış hale geldi. Artık hepimizin cüzdanında birkaç bankanın mevduat ve kredi kartları var.Biz en baştan başlayarak soralım.
Türkiye’de ve dünyada bankacılık sistemi nasıl işler? BDPS/KRS sistemi nedir?
Öncelikle bu önemli meselede gençler arasında farkındalığın yayılmasında öncü rolü üstlendiği için sizin nezdinizde Anadolu Gençlik Dergisi’ne teşekkür ediyorum.

Cevaba isterseniz bankalarla neden bu kadar içli dışlı olduğumuzla başlayalım. İnsanların gündelik hayatına bankaların bu kadar girmesi şüphesiz tesadüfi değildir. Hele bir zamanlar bankaların önünden bile geçmeye imtina eden insanların bugün ceplerinde neden birkaç banka kartı bulundurduğu salt insanların satın alma hırslarıyla veya katılım bankalarının bu caizleştirme sürecinekatkılarıyla açıklanabilecek bir şey değil.
İnsanların neden ve nasıl bu hale geldiğini anlayabilmeleri için paranın nasıl ve kimlerce üretildiğini, miktarının kontrol edildiğini ve en önemlisi bunun toplumsal olarak yıkıcı etkilerini çok iyi kavramaları gerekiyor.

İnsanlar sistemin ekonomiler üzerindeki menfi etkilerini az çok sonuçlarıyla görüyorlar. Yani çatı akıyor ve bunu artık herkes görüyor. Ancak faizci/rantiyeci diye tabir ettiğimiz bu sistemi bir kristal netliğiyle tarif etmemiz gerekiyor. Prof. Mete Gündoğan’ın on yılın üzerinde sistemi anlatma gayretleri meyve verdi. Kendisinin Borca Dayalı Para Sistemi (BDPS) diye tanımladığı bu yıkıcı sistemin artık farklı görüş ve kesimlerden pek çok insan arasında konuşulduğuna ve yazıldığına şahit oluyoruz.
Neden bu kadar aradan sonra yoğunlukla konuşulmaya başlandı diye sorulacak olursa “Bir musibet bin nasihatten evladır” diye cevap vermek mümkün. Sizin başta belirttiğiniz sancıları artık herkes yaşıyor…
Şimdi bu sistemi uzun uzun bu röportaj içinde anlatmak mümkün olmadığından kısaca özetlemeye çalışayım.

Öncelikle bu sistem takasın zorluklarına karşı insanoğlunun ortak bir ölçü aracı arayışı sonucu binlerce yıl önce icat ettiği para denilen nesne üzerinden yürüyor. İnsanlar kendi aralarında takasa alternatif olarak kullandığı bu parayı büyük bir yanılgıyla devletler üretiyor zannediyor. Elbette bu yanılgıda eğitim sisteminde dünyada hiçbir ülkede paranın nasıl üretildiğinin öğretilmemesinin payı büyük. Beyinleri gereksiz tonlarca bilgiyle doldurulan insanlara cebinde her gün taşıdığı paranın tarihçesi ve nasıl/kimler tarafından üretildiği öğretilmiyor.

Herkes para konusunda kendi yanlış algılamalarını doğrular zannediyor. Örneğin “Para nasıl üretiliyor?” sorusunu en eğitimli insanlara sorun bakalım hangi cevapları alacaksınız?
Sistemi anlamak için öncelikle paranın temel işlevini açıklayalım. Bir terazi düşünün. Para bir ekonomide terazinin bir kefesine koyduğunuz diğer kefesinde üretilen tüm mal ve hizmetleri dengelediğiniz bir araçtır. Eğer ekonomide mal artar da parayı artırmazsanızdoğal denge gereği paranın değeri artar. Tersine mal ve hizmetler kefesinde artış olmadan para miktarını artırırsanız paranın değeri düşer böylece sistem dengelenir.

Piyasadaki üretilen parayı fiziksel ve diğer sanal (kaydi) para diye kabaca ikiye ayırdığımızda şunu söyleyebiliriz. Piyasadaki paranın ortalama %10’luk fiziksel kısmı devlet tahvilleri dediğimiz devleti borçlandırma araçlarıyla üretiliyor. Devlet her tahvil yani borçlanma ihalesinde bankalara borçlanıyor.   
Piyasadaki paranın en az %90’ı ise Kısmi Rezerv Sistemi (KRS) dediğimiz mekanizmayla bankalar tarafından üretiliyor. Bankalar havadan ürettikleri bu paranın faiz/kar payını istiyor. Ekonomide kimsenin üretmediği bu kısmın karşılığını mal ve servetler olarak kendisine aktarıyor. Bu aktarmanın hızını da belirleyen faizlerin ve zorunlu karşılıkların oranı. En önemlisi de faizler bileşik faiz dediğimiz kat be kat faiz şeklinde alınıyor.

Bankaların nasıl olup da parayı hem de %90’ın üstünde miktarla ürettiği çok kişiye inanılmaz gelebilir. Ama gerçek bu.Issız Ada Hikayesinde ve diğer yazılarımızda bu süreci anlattığımız için burada uzun uzun anlatmadan şunlarla yetinelim.KRS, bankaların kendilerine yatırılan paraların cüzi bir kısmını zorunlu karşılık olarak Merkez Bankası hesabında tutarak çoğunu tekrar tekrar ödünç vermek suretiyle para yaratma mekanizmasının adı. Diyelim bankaya 100 lira para yatırdınız. Zorunlu karşılığın 1/10 olduğu durumda her 1 liraya karşılık 9 lira para var etmesi anlamına geldiğinden insanlara defalarca ödünç vermek suretiyle 900 lira parayı havadan var edip bunun faiz/kar payını talep ediyor.
Neticede bu sistemde ekonomide üretilen paranın hepsi borç karşılığında üretiliyor. Yani para eşittir borç. Diğer bir deyişle borç varsa para var borç yoksa para da yok. Paranın fiziksel kısmı devletin bankalara borçlanmasıyla diğer büyük miktarı ise ancak vatandaşların bankalara borçlanmasıyla elde edilebiliyor.

Borçlar büyük bir yıkıcı etkiye sahip olan bileşik faizle büyüyor. İnsanlar bileşik faizin nasıl bir şey olduğunu idrak edemiyor. Anlamak isteyenler için “Son beş dakika” başlıklı yazıyı tavsiye ederim.
Neticede insanlar çalışıp didinerek mal ve hizmetler üretiyorlar. Ancak bunları ölçmek için kullanılan parayı bankalara bileşik faizle borçlanarak elde edebildikleri için sürekli bankalara çalışıyorlar. Büyük bir zulüm bu. Parayı havadan var eden bankalar faiz/kar payı yoluyla sürekli servetleri transfer ediyor.
Bir İslami bankacılığın olduğunu söyleyebilir miyiz?
Şu anda Dünyanın hiçbir yerinde bildiğim kadarıyla İslami prensiplere uygundur diyebileceğimiz bir banka yok. Çünkü KRS dediğimiz mekanizmayla bu bankaların hepsi havadan para üretip bunun kar payını alıyorlar.
Düşünün elinde sadece 100 TL olan bir banka 900 TL havadan para var edip bunun karını (!) alıyor. Hiçbir risk yok.Bizim itirazımız bu bankaların da KRS ile havadan para üretip bunun üzerinden servetleri haksız yere kendilerine transfer etmeleridir.Kendilerine yatırılan 1 birim paraya karşı 9 birim parayı havadan üretebiliyorlar (munzam karşılık oranı %10 kabul edilirse).
Bu bankaların da bilançolarına ve orada Merkez Bankasında tutulan değerlerine/nakitlerine ve oluşturulan kredi hacmine baktığınızda durumu rahatlıkla görebiliyorsunuz. Bununla ilgili olarak “Katılım Bankaları da Kısmi Rezervci” başlıklı yazıma müracaat edilebilir.

Katılım bankalarının birer fetva kurulu var ve onlar buna göre işlemlerini yapıyorlar. Fetvalar neye göre veriliyor?
Öncelikle şunu belirtmek lazım. Bu bankaların İslamiliğigibi önemli bir meselede kurumun kendisinden herhangi bir şekilde ücret ve menfaat temin edenlerin verdiği fetvaların dışarıdaki insanlar için kıymeti harbiyesi olamaz. Kendi iç denetim mekanizması içinde insanları çalıştırabilir ve gereklidirancak kurumun kendi faaliyetleri hakkında verdikleri fetvaya ne derece güvenebilirsiniz? O yüzden bu kurumların bünyesinde üretilen fetvaların bizce anlamı bulunmamaktadır.
Diğer yandan fetvaların çoğunu incelediğimizde BDPS/KRS dediğimiz sistemi anladıklarına dair hiçbir emare yok. Önlerine getirilen bazı finans ürünlerine bakıyor ve onlara göre sistemin tümü hakkında karar vermeye çalışıyorlar. Bu konuyu “Zehirli ağacın meyvesi de zehirlidir” başlıklı yazıda uzun uzun inceledik.

Fetva verenlerin hiç birisinden itirazlarımıza tatmin edici cevap alamadık.Özellikle KRS konusunda Türkiye’de şu ana kadar yapılan herhangi bir çalışma veya fetva mevcut değil. İslami bankacılık veya faizsiz bankacılık konusunda çalışanlara bakın. Çalışmalarında “Kısmi Rezerv” benzeri ifadelerin adı bile geçmez. KRS’nin neden haram olduğu konusunda Malezya Uluslararası İslam Üniversitesi’ndenAhamedKameel ve MoussaLarbani’nin “Kısmi Rezerv Bankacılığının Mülkiyet Etkileri” başlıklı bilimsel makalesi dışında çalışma hemen hemen yok gibi.
Fetva verenlerin çoğu durumda neye göre fetva verdiği de belli değil. Fetvalarını dayandırdıkları ve neden caiz olduğuyla ilgili gerekçeleri de pek sunmuyorlar.

BDPS/KRS
 dediğimiz sistem tam olarak anlaşılınca sağduyulu herhangi bir kimse bunun ekonomide sıfır toplamlı oyun (zero-sumgame) diye tabir edilen kumar ve loto gibi oyunlardaki mantığı görmekteyiz. Yani bu sistemde bir tarafta kazananlar var diğer tarafta ise kaybedenler. Kazananlar hep aynı. Yani 2+2=4 gibi belli. 
Bunu da “Issız Ada Hikayesi”yle anlatıyoruz. Yani adada 1000 Ada Lirası üretip 1050 Ada Lirası  getirmelerini talep eden bankacının hikayesi. 50 Lira ekonomide olmadığı için bu miktar servet bankacıya transfer ediliyor. Bu transferin adına ister faiz deyin ister kar payı netice fark etmiyor.
Üstelik bu transferin şiddeti bileşik faizle artıyor. Öte taraftan KRS ile şiddet ortalama 10 kat artyor.
Arzu edildiği takdirde bildiklerimizi paylaşacağımıza dair kamuoyuna açıklamada bulunmamıza rağmen bize ne bu fetva kurullarından ne de fetva verenlerden herhangi bir şekilde başvuru olmadı.

Sıhhatini bilmiyorum ama “Ahir zamanda faizin tozu müslümana bulaşacak.” Diye bir hadisi şerif var. Bu gün bunu yaşıyoruz. Sistemin içinde kalıp sistemden etkilenmeme mümkün mü? Kredi kartı almamak, bankalarla işlemleri asgari miktara indirmek bizi ne kadar kurtarır?
Bu hadisin sıhhatini bilmemekle beraber önemli bir gerçeği ifade ettiğini savunuyorum.Bugün maaşını bankalardan almayan yok gibi. Yasal zorunluluk haline geldi. Orada tutulan her 100 TL siz üzerinden faiz/kar payı almasanız da KRS sayesinde 10 katı para üretilmesinde ve bankanın başkalarından faiz/kar payı elde etmesinde kullanılıyor.

Hiçbir banka hesabınız olmasa cebinizde taşıdığınız para devletin bankalara borçlanması süreciyle elde edilen para. Şu andaki borçlanmaya göre bu para üzerinden senelik %8-9 devlet bankalara faiz ödüyor. Yani ölçü aracı olarak kullandığımız para birilerinin borçlanmasıyla elde ediliyor. Borç da faizsiz elde edilmediğine göre tozu bir şekilde bulaşıyor.

Etkilenmemek için şu anda faiz nedeniyle ölçü olma vasfını kaybeden parayı hiç kullanmayacaksınız ki bu mümkün değil.Çünkü ya takasa yöneleceksiniz ya da hayatınız boyunca tüketeceğiniz her şeyi kendiniz üreteceksiniz. 
Görüldüğü gibi kaçış mümkün değil. Diğer yandan bu sistem değişmedikçe parayı kullandığınız sürece kaçınmanız da pek mümkün değil. Çünkü 760 milyar dolarlık ekonomide piyasada sadece 54 milyar TL para var. Sadece memurların yıllık maaşı 100 milyar TL. Devletin bankalara ödediği faiz 50 milyar TL. 

Yani piyasada nakit yok. Durum böyle olunca alışverişinizde mutlaka bankaların KRS’yle ürettikleri sanal parayı kullanacaksınız yani kredi kartlarına yükleneceksiniz demektir.
Unutmayın bu sistemde borç varsa para var. Borç yoksa para da yok. O yüzden cebinizde taşıdığınız her para birileri borçlanacak ki var olacak.

Geçtiğimiz aylarda Hayrettin Karaman hoca fetva kurulunda bulunduğu bankanın işlem yaptığı kağıt hakkında bunun caiz olmayacağını söyledi. Bu durum hakkında ne söylemek istersiniz?
Dediğim gibi bireysel ürünlere bakarak sistemin geneli hakkında karar vermek doğru değil. Bizim itirazımız bu bankaların KRS’yle havadan 10 katı para üretebilmeleri ve bundan kar payı toplamaları. Bankaların yüzlerce para kazanma aracı var. Kendisinin aracın birisine olumsuz diğerine olumlu fetva vermesi aslında sistemik olarak davranmadığınıngöstergesidir.

Bankalarının yapmış olduğu altın hesapları var. Altın islama göre reel bir yatırım aracı ama bankalar bu konuda ne kadar güvenli?
Altının kıymeti kendin içinde menkul olan özel bir mal. Tabiatta sınırlı miktarda üretilebiliyor. Sanayide değişik yerlerde kullanabiliyorsunuz ama kıymetin belki önemli kısmı hanımların ve insanların buna rağbet etmesi.Bu nedenle de değişik medeniyetlerde direk para olarak da kullanılmış.
Altın hesapları arkasında çoğunlukla altın denen bir şey yok. Bu hesaplarda ne kadar gözüktüğü buna mukabil ellerinde ne kadar altın olduğunu kendileribiliyor. Alışverişte altının peşin olarak alınıp satılması şeklindeki hükümler nedeniyle bu işlemlerin haram olduğu belirtiliyor. Bu konuda şüphesiz ilahiyatçılar ayrıntılı izah edebilirler.

Bu altınlar çoğunlukla sanal elektronik kayıtlar. İnternet üzerinden yaptığınız sanal işlemlerle girip aldım veya sattım diyorsunuz. İnsanların çoğu da aslında bunun arkasında gerçekte altın filan olmadığını biliyor.

Son alınan kararlarda altının zorunlu karşılığının %20 olduğunu bildiğimize göre (KRS) toplanan altınların en fazla %20’sinin gerçek altın olduğunu söyleyebiliriz. Gerisi sadece hesap bilgisinden ibaret elektronik kayıttır. Yani gerçekte 100 ton altın toplandıysa sistemde altın hesaplarında 500 ton altın varmış gibi bir durum söz konusudur.

Yastık altındaki altınların toplanmasına itirazlarınız vardı. İtirazlarınız nerelereydi?
KRS’yle altınların %20 munzam karşılıkla Merkez Bankası’nda toplanmasına, cari açık ve sıcak paranın finansmanı içinkullanılacağı endişesiyle itiraz etmiştik. “Yastık altı altınlar nereye?” başlıklı yazıda endişemin nedenlerini uzun uzun belirtmiştim. Avronun veya doların çökebileceğinden bahsedilen günümüzde cari açıkların ve bankalara sıcak para akışının finansmanı için kullanıldığında vebal olacağını belirttik.
Bugünlerde çok kimsenin konuştuğu muhtemel bir küresel bir buhranda yastık altındaki 4500 ton olduğu söylenen altın piyasaya çıkar ve ekonomiyi çok rahat döndürür. Bu yüzden değeri sadece duvar kağıdı olan dolarlar uğruna bu altınlar dışarıya buharlaşırsa büyük kayıp olur diyerek uyarıda bulunduk.
Endişelerimizi haklı çıkaran şey de birkaç bankaya uygulamayla ilgili bilgi almak istediğimizde verilen cevaplardı. Toplanan altınlar aslında bozuluyor ve geri almak istediğinizde sadece para veriyorlar. Yani altınlarınız bir anlamda buharlaşıyor.

Enflasyon kadar artışlar faiz değildir deniyor. Bu konu hakkında ne söylemek istersiniz?
Enflasyon kadar olsun veya altı olsun ribalı mallarda kalite farkına bakılmaksızın misli misline değiştirmeyi emreden hadis mucibince parayı aldığı miktarda değiştirmek gerektiğini söylüyoruz. Ayrıca enflasyon hesabının geçmişe ait olduğunu, faizin ise gelecekle ilgili olduğunu bu yüzden hüküm vermede birbirlerine karıştırdıklarını vurguladık. Hüküme esas kabul ettikleri bir imamın uygulamasını da tam anlamadıklarını söyleyebiliriz. Ayrıca fetvaların verildiği dönemde BDPS denen sistem ve KRS uygulamaları yoktu.

Diğer yandan BDPS ve KRS anlaşılmadan verilen fetvalarakan çatının tamir edilmesinden ziyade çatının altına kova koymaktan ibaret. Enflasyon geçmişe ait ve bir sepet içindeki yüzlerce ürünün ağırlıklı ortalamasındaki değişim esas alınarak hesap yapılıyor. Yani enflasyon diye hesaplanan bu şey aslında BDPS’nin paraya kaybettirdiği değeri açıklayamıyor. Ayrıca enflasyon gibi geçmişe ait bir olguylaİslam hukuku da dahil olmak üzere hiçbir hukukta geçmişe ait sözleşme yapamazsınız. Yani enflasyon hesabı paranın ne kadar değer kaybettiğini tam açıklayamazken bu ortalama değeri nasıl geçmişe yönelik sözleşmede esas alabilirsiniz? İslam’daki ölçüyü koruma kaidesi burada öne çıkıyor.
Yalnız bu müzakerelerde şunu özellikle vurguladık. BDPS parayı ölçü aracı olmaktan çıkarıyor. Para üzerinde değer kaybına yol açıyor. Yani bir terazi düşünün hileli tartıyor. Onlar enflasyon oranında faiz helaldir deme yerine belki böyle bir ölçü aracını bu haliyle kullanmanız caiz değildir diye fetva verseydi daha anlamlı ve sistemi düzeltme açısından teşvik edici olurdu.
Enflasyon fetvası dediğimiz gibi akan çatı örneğine benzetilebilir. Çatı akıyor. Neden aktığını dert etmiyor ve çatı altına koyduğunuz kovadan su taşmazsa tamamdır diyorlar. Ama sorun şu. Çatıdan akan suyun miktarını ölçmek için kullanacakları kova belli değil.

Güncele dair birkaç soru daha soralım. IMF’ye borç veriyoruz diye haberler dolaştı. İşin şekli nedir? Kredi alan ülkemiz kredi verme seviyesine çıktı mı?
Önce şunu belirtmekte yarar var. IMF’ye borç vermedik. Küresel krizlere karşı ortaklık paylarını artırmaya karar verdiler. Bizim hissemize 5 milyar dolar düştü. Bu bir kredi değil. Herhangi bir getirisi de yok. Bu bir propaganda aracı olarak kullanıldı.
Öte yandan şu anda iç ve dış borcumuzun toplamı 500 milyar dolar civarında. IMF’ye sadece 1-2 milyar dolar borcumuz olduğunu söylemek doğru ama diğerlerini bertaraf etmiyor bu. Yani size 1 lira borcum var, Ahmet’e de 500 TL. Remzi beye 1 TL borcum var ifadesi doğru ama benim gerçek durumumu açıklayabilme açısından eksik bir tanımlama.
Ekonomik büyüklüğümüz 760 milyar dolar ve toplam borç 500 milyar dolar olduğuna göre ne kadar borç verebileceğimiz konusunda bir tahminde bulunabilirsiniz.

Cari açığın geçtiğimiz aylarda geçen yıla göre düşmesi bir iyileşme göstergesi mi? Bunu nasıl okumalıyız?
6 aylık veya senelik resimler daha açıklayıcı olabilir. İran’a uygulanan genel ambargo nedeniyle ithalatın dolar cinsinden yapılması yerine İran’a ihraç edilen önemli miktarda altından söz ediliyor. Ekonomik durgunluk dönemlerinde cari açıkların azaldığı da bir gerçek. Bu sistemde para borçlanarak yani insanların kredi kullanmasıyla üretildiğine göre kredi kullanımında bir daralma nedeniyle tüketimin azalması olabilir. Tüketim deyince de çoğu durumda ithalata bağımlılık da söz konusu.
Yıl sonunda büyük resmi gördüğümüzde geçen seneye göre ihracatta önemli artışların olup olmadığı veya varsa ithalatta gerilemelere ait rakamlar sayesinde net rakamlar ortaya çıkacaktır.


Bütçenin de geçtiğimiz aylarda fazla verdiği söylendi. Sürekli borç üreten bir sistemde fazla vermek mümkün mü? Nasıl bu kadar iyimser rakamlar gösterebiliyorlar?
Benzer durum iç rakamlar netleştiğinde görülebilir. Bütçede öngörülen kalemleri ayrıntılı incelemek lazım. Özelleştirme uygulamaları veya başka gelirler öngörülenden fazla olabilir. Bütçede hangi kalemler ne kadar tahmin edildi ne kadar gerçekleşti sorusunun cevabını ayrıntılı incelemek gerekir.
Sistemin sürekli borç ürettiği tespitiniz çok yerinde. Bu sistemde borcun milli gelire oranı en önemli parametre kabul ediliyor.Bu oran %65’e kadar sürdürülebilir kabul ediliyor. Yani 100 TL geliri olan birisinin 65 TL borç ödemesi. Bu sistemde borç bileşik faizle sürekli büyüyor. Alacaklılar vazgeçmediklerine göre sistemin yürüyebilmesi için milli gelirin artması yani ekonomik büyüme gerekiyor. Hem de sürekli ve en az bileşik faiz hesabındaki kadar bir büyüme. Büyümesini tamamlamış nüfusu yaşlanmış AB ülkelerinde bu nedenle borçlar sürdürülemiyor.
Bizde şu anda büyümeye hala ihtiyaç var. Ancak ne kadar uğraşılsa da borcun büyümesiyle karşılaştırınca ekonomik büyümenin üssel olarak hareket etmesi mümkün olmadığından sistem tıkanmaya mahkum.
O yüzden herkesin gözü kulağı büyüme rakamlarında. 

Büyüme olmamasının dünyanın sonu olmadığı ve krizlere yol açmadığı tek sistemse BDPS ve KRS’nin olmadığı bir ekonomi. Borç sürekli katlanırken ekonomi küçülürse yandı gülüm keten helva. Ama parasını bankalara borçlanmadan devletin faizsiz bastığı bir ülkede yapılacak şey çok basit. Küçülme miktarı paranın piyasadan çekilmesi. Para ölçü aracı olduğuna göre terazinin bir kefesinde azalan mal ve hizmet karşılığında parayı ekonomiden çektiğinizde denge sağlanabiliyor