29 Ocak 2017 Pazar

Abdullah Gül ile 12 Yıl...

Kitap hakkında:
AK Parti'nin kurucu önderlerinden Abdullah Gül'ün başbakan, dışişleri bakanı ve cumhurbaşkanı olarak Türkiye'nin yakın siyasi tarihine damgasını vurduğu 12 yılın hikâyesi...
En başından son gününe kadar Gül'ün başdanışmanlığını yapan Ahmet Sever bu kitapta 12 yılın bilinmeyen, söylenmeyen veya söylenemeyen perde arkası gerçeklerini anlatıyor.
• 27 Nisan muhtıra gecesi konutta neler yaşandı, karşı metin nasıl hazırlandı?
• 1 Mart Tezkeresi kabul edilseydi Türkiye'nin rotasını değiştirecek hangi gelişme olacaktı?
• Gül cumhurbaşkanlığı sırasında en çok neye üzüldü ve kırıldı?
• Cemaat'e yakın mı?
• Gezi Olayları'nı nasıl gördü, neler yaptı?
• Berkin Elvan'ın babasına ne dedi?
• 17/25 Aralık yolsuzluk iddialarına tepkisi ne oldu?
• Hangi olaydan sonra sabrı taştı?
• Pişmanlıkları ve keşkeleri nelerdi?
• Bugüne bakıp hatırladığı çocukluk hatırası neydi?
• Twitter yasağını nasıl deldi?
• Erdoğan ile hangi konularda ayrıştı?
• Bülent Arınç'ı istifadan nasıl vazgeçirdi?
• Hayrünnisa Hanım ne zaman "Artık yeter" dedi?
• Hakan Fidan krizinde ne yaptı?
• Çekilme kararını ne zaman ve neden aldı?
• Hangi ünlü gazeteciyi hapse girmekten kurtardı?
• Suriyeli Ermenileri Türkiye'ye getirmek için hazırlanan gizli plan neydi?

• Erivan'a gitmeye nasıl karar verdi, bu karara kimler karşı çıktı?

29 OCAK 2017
2017/3 İSTANBUl

AKP camiası Abdullah Gül ve Hayrunnisa hanıma neler borçlu olduğunun farkında bile değil. Alev Alatlı'nın dediği gibi "asıl olan helalleşmektir."
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün Sayıştay ile olan hatırlatmaları önemli fakat gözlerden uzak tutmuşlar. yazının tam metnini bulduğumda yayımlayacağım.  

27 Ocak 2017 Cuma

Göklerin Konuşması


İsrâ suresinin 44. ayeti; gökler, yer ve aralarındaki her şeyin Allah’ı tesbih ettiğini dile getirir.
تُسَبِّحُ لَهُ السَّمٰوَاتُ السَّبْعُ وَالْاَرْضُ وَمَنْ فٖيهِنَّ وَاِنْ مِنْ شَیْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ وَلٰكِنْ لَا تَفْقَهُونَ تَسْبٖيحَهُمْ اِنَّهُ كَانَ حَلٖيمًا غَفُورًا
Ayetin muhtelif meallerdeki karşılığı şu şekildedir:
“Yedi gök, arz ve bunların içinde bulunanlar, O’nu tesbih ederler. O’nu övgü ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur, ama siz onların tesbihlerini anlamazsınız. O, halimdir, çok bağışlayandır.” (S. Ateş Meali); “Yedi gökle yer ve bunların içinde bulunan (melekler, cinler, insan)lar onu tesbih (ve tenzih) eder (ler). Hiç bir şey hariç değil, hepsi Ona hamd ile tesbih eder. Fakat siz, onların tesbihini iyi anlamazsınız. O, hakikaten halimdir, gerçekten yarlığayıcıdır.” (H. B. Çantay Meali); “Yedi gök, yerküre ve bunların içindekiler O’nu tespih ederler. Hiçbir şey yoktur ki, O’nu överek tespih etmesin; fakat siz onların tespihlerini fark edemezsiniz. O Halîm’dir, Gafûr’dur.” (Y. N. Öztürk Meali); “Yedi gök, yer ve onların içinde kim varsa O’nu tesbih eder. O’na hamd ederek, tesbih etmeyen hiç bir şey yoktur. Fakat siz onların tesbihini anlayamazsınız. Şüphesiz O, yumuşak davranan ve bağışlayandır.” (Ş. Piriş Meali); “Yedi gök, yer ve bunlarda bulunan herkes O’nu tesbih eder. O’nu övgü ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur. Ne var ki siz, onların tesbihini anlamazsınız. O, halimdir, bağışlayıcıdır.” (Diyanet Vakfı Meali).

Allah’ı överek tesbih etmekten kastın, yaratılan her şeyin varlığıyla bir Yaratıcısı bulunduğuna şahitlik etmesi şeklinde anlaşılır. Buna göre bütün mahlûkat, kendisini ibret nazarıyla seyreden muhataplara “Görmüyor musun! Beni içinde bulunduğum ölçülerle yaratan, şekillendiren, tabiatıma has ölçüler koyup belli bir amaç gözeten biri var.” der. Buna göre her şey, Allah’ın sanatının mükemmelliğine işaret etmekte ve yaratılış özellikleri itibariyle âdeta konuşmaktadır.

Bu yaklaşım, varlıkların yaratılış özelliklerini iyi gözlemleyen muhatabın bu tesbihi anlayabileceğini gösterir. Nitekim tesbih konusunun bize bildirilmesi, onun anlaşılabileceğini öngörür.

Fakat yukarıdaki meallerde, ( لَا تَفْقَهُونَ تَسْبٖيحَهُمْ ) ifadesine, “Siz onların tesbihini anlamazsınız/anlayamazsınız/fark edemezsiniz.” manası verildiğine bakılırsa, ayetin muhatabının müminler olduğu düşünülmüş olmalıdır. Buna göre canlı-cansız yaratılan her şey bizim fark edip anlayamayacağımız bir biçimde Allah’ı zikretmektedir.

Ayette mahlûkatın hem tesbih ettiğinin söylenmesi hem de bunu anlaşılamayacağının belirtilmesi, bir çelişki oluşturur. Üstelik buradaki anlamama durumu, muhataplar dikkate alındığında bir kınama ifadesidir. Bu çelişkiden kurtulmanın yolu, özellikle ayetin ( لَا تَفْقَهُونَ تَسْبٖيحَهُمْ ) kısmına doğru bir mana vermektir. Zira fıkh etmek, anlayış sahibi veya bilgili olmak, kavramak, öğrenmek ve daha da önemlisi bilinenden yola çıkarak bilinmeyene (gâib) ulaşmaktır ( Râgıb, Müfredat).

Göklerde ve yerde bulunan her şeyin tesbih ettiğini dile getiren pek çok başka ayet vardır. Ancak buradaki ayetin vurgusu, özellikle kâfir ve müşriklerin bu konudaki zaaflarını veya dikkatsizliklerini gündeme taşımaktır. Şüphesiz müminler bu ayete dolaylı olarak muhatap olabilirler. Ancak asıl muhatap onlar değildir. Ayetin siyak-sibak açısından muhatapları kâfir müşriklerdir. Onlar, ibret nazarıyla bakmadıkları için yaratılıştaki izleri görememektedirler. Okumaya ayetin iki öncesinden başlanıldığında bu açıkça ortaya çıkar.
Şöyle ki:
“(Ey müşrikler!) Rabbiniz, erkek çocukları sizin için ayırdı da, kendisi meleklerden kız çocuklar mı edindi! Gerçekten siz, (vebali) çok büyük bir söz söylüyorsunuz. Biz, onların akıllarını başlarına toplamaları için bu Kur’an’da (çeşitli ikaz ve ihtarları) türlü şekillerde tekrar ettik. Fakat bu, onlara, daha da kaçıp uzaklaşmaktan başka bir şey sağlamıyor. De ki: ‘Eğer söyledikleri gibi Allah ile birlikte başka ilâhlar da bulunsaydı, o takdirde bu ilâhlar, Arş’ın sahibi olan Allah’a ulaşmak için çareler arayacaklardı.’ Allah, onların söyledikleri şeylerden münezzehtir; son derece yücedir ve uludur.” (İsrâ suresi, 40-43. ayetler, Diyanet Vakfı Meali)

O hâlde 44. ayetin doğru manası muhatabın söz konusu tesbihi anlayabileceğini ama bundan kaçındığını vurgulayarak şu şekilde verilmelidir:
“Yedi gök ile yer ve onların içinde yer alan her şey, O’nu tesbih etmekte (yani yaratılmasındaki hârikulâde izleri taşımaktadır.) O’nun (yaratmadaki sanatını) övgüyle yankılamayan bir tek varlık yoktur. Ne var ki siz onların (yaratılışlarıyla sergiledikleri bu) seslenişlerini (samimi bir yaklaşımdan uzak bulunduğunuz için), kavrayamıyorsunuz! Yine de, (bu kayıtsız tutumunuzdan belki dönersiniz diye) hem çok bağışlayıcı, hem de (size zaman tanıdığı için) halim olan O’dur!”

Ayetin sonunda geçen Allah’a ait gafur (bağışlama) ve halîm (müsamaha) vasıfları da bu yorumu destekler. Zira belki yaptığı yanlıştan döner diye af ve müsamaha ile kişiye mühlet vermek, muhatabın söz konusu tesbihi anlayabileceği hâlde içinde bulunduğu kötü hasletlerden dolayı kavrayamadığını bildirmektedir.

Not:
  1. Kur’an’da Allah’ı anmak (tesbih) ile ilgili pek çok ayet vardır. (Bknz: 24/41, 59/24, 62/1, 64/1, 21/20 vb.), Elbette her ayet, içinde bulunduğu bağlam çerçevesinde anlam kazanmalıdır.
  2. Yaratılış özellikleri açısından tesbihe, yani mükemmel yaratan bir otoritenin varlığına şahitliğe, bizzat insanın kendisi de dâhil edilmelidir.
  3. İsrâ suresinin 44. ayetini doğruya en yakın şekilde veren M. Esed’in mealidir. “Yedi gök ile yer ve onların içinde yer alan her şey O’nun sınırsız kudret ve yüceliğini anmaktadır; O’nun yüceliğini, aşkınlığını övgüyle yankılamayan bir tek nesne yoktur: ne var ki siz onların yücelemelerini anlayamıyor, kavrayamıyorsunuz! Yine de, hem çok bağışlayıcı, hem de halim olan O’dur!”
  4. Esed mealinde geçen “övgüyle yankılama” ifadesi, yaratılış özelliklerinin göze ve ardından zihne yansımasını çok iyi dile getirdiği için özellikle tercih edilmiştir.

25 Ocak 2017 Çarşamba

Türk usulü nedir?

Türk usulü nedir?
Böyle bir usul var mıdır?
Kastedilen usul müdür yoksa usulsüzlük mü?
Eğer ikincisi ise usul denilmesinin nedeni ironi yapılması mı?
Bu ve ‘Burası Türkiye!’ ‘Bizde işler böyle yürür.’ gibi ifadeler aşağı yukarı aynı minvalde kullanılır. Bağlamına göre beğeni, eleştiri veya savunma ifade eder. Takdir eden göğsünü gere gere, tekdir eden burun kıvırarak söyler.
Kendini mazur gösteren savunma tonuna sığınır.
Hizaya çeken sopa gibi kullanır; hızını alamadığında paylar..
Türk usulü denilen vakıa, göçerlikten yerleşikliğe, süregelen kesintisiz hareket ve son asırlarda yaşanan ve ardı arkası kesilmeyen ağır sarsıntıların etkisiyle yapılan savunmalar, benimsenen kabuller, edinilen alışkanlıklar, geliştirilen telafi mekanizmalarının bileşkesi olabilir.
Dolayısıyla onun sorunları çözme, aşma ya da çalıyı dolaşma tarz ve reflekslerinin adı olması muhtemeldir.

Cahit Ezerbolatoğlu

21 Ocak 2017 Cumartesi

Prometheus'un İhaneti..

Nick Bryson CIA içinde Amerikan Başkanı'nın dahi bilmedği çok gizli bir örgütte çalışmaktadır.Eşi Elena da aynı örgütte ve şifre çözümü konusunda uzamandır.Ne var ki bir süre sonra Bryson'un hayatı hiç beklemediği bir biçimde değişir.Örgütle çeşitli nedenler yüzünden ilişiği kesilir,karısı ortadan kaybolur ve sanki hiç var olmamışcasına geçmişi bir anda silinir.Koca bir yalanın içinde kalmış gibidir.

"Terörizm başka bir savaş çeşididir."
"Başka araçlarla savaş, niyeti moral bozmak olan psikolojik bir savaştır."
(syf 337)
"Terörizm bir tiyatro şeklidir. Aktörler tarafından izleyiciler için sahnelenir. Yani arzulanan amaç, tahribatın kendisi değil, tahribatın neden olduğu reklam."(syf.338)
21 OCAK 2017
2017/2 İSTANBUL

Allah'ım kendimizi aldatmaya devam ediyoruz.

2016-2017 eğitim yılının ilk yarı karneleri alındı malum. Maşallah memleketin evlatlarında bir başarı bir başarı müthiş. 
Takdirnameler ve Teşekkür belgeleri gırla. 
Peki hakikaten bilgi, beceri ve görgü ne alemde bunlar hakikat mi? Toplumsal algıya bir aldatmaca daha eklendi. DİPLOMA
Mezun veren okullarımızın öğrencileri nerelerde iş buluyor?
İstatistikler doğru ise İşsizler ordumuza yenilerini eklemedi mi bu okullarımız?
Üniversite bitiren öğrencilerimiz,
Eğitimini aldıkları Yabancı Dili konuşabiliyor mu?
Eğitimini aldıkları Mesleklerde çalışabiliyorlar mı?
100.000 nci olan bir Öğrenci, para verip okutulduğu Özel Üniversitede! Doktor, Mühendis, Diyetisyen, vs hakkını verip olabilecek mi?
Abartmayalım a dostlar Biz dürüstlüğünü büyük ölçüde kaybetmiş bir toplumuz. Bizi yönetenler de, bu çocuklar da bizim ve Karnemiz hiç iyi değil.
Aldanma ve Aldatma ya ne yap?
Hud Suresi 112 Öyle ise emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Beraberindeki tövbe edenler de dosdoğru olsunlar. Hak ve adalet ölçülerini aşmayın. Şüphesiz O, yaptıklarınızı hakkıyla görür.

Diyanet İşleri Meali (Yeni)

Serdar Karamanlı
21/1/2017

İşte Bu Karikatürü çok uzun zamandır bekliyordum...


İnancın Temel olması lazım...

Herşey hayalden başlar, bunun temelinde inanç yatar, inanırsanız başarırsınız.
Prof. Dr. Necmettin Erbakan

19 Ocak 2017 Perşembe

Çok hoşuma gitti paylaşmak istedim…

- Fotoğrafçı, kız çocuğuna: "Ağır bir yükün var" diyor. 
- Kız çocuğu cevap veriyor: "O yük değil, kardeşim".

Kardeşlerin birbirini yük görmeye başladığı zamanlardan geçerken
çok anlamlı geldi. 


11 Ocak 2017 Çarşamba

Asker Doğmayanlar

Savaşan mı yoksa savaşmayı reddeden mi? Kimdir daha cesur olan?
 “Bir askerin ölümünü milli bir utanç değil de iftihar kaynağı saymak ne garip.”
 Tristan Sadler, adımlarını sürükleyerek gittiği küçük kasabada ölü arkadaşının ailesiyle yüzleşecek. Ve ölü mektupların anlatamadığını Tristan anlatacak:
10 OCAK 2017
2017/1 İSTANBUL

9 Ocak 2017 Pazartesi

Kıssadan hisse

Çölde yolculuk eden iki arkadaş hakkında bir hikâye anlatılır.Yolculuğun bir aşamasında iki arkadaş tartışırlar biri ötekine bir tokat atar.Tokatı yiyenin cani çok yanar ama tek kelime etmez ve kum üzerine şu sözleri yazar: 
"BUGÜN EN İYİ ARKADAŞIM BANA BİR TOKAT ATTI."
Yıkanabilecekleri bir vahaya rastlayana dek yürümeyi sürdürürler.Tokatı yiyen yıkanırken batağa saplanır boğulmak üzereyken arkadaşı tarafından kurtarılır. Boğulmak üzere olan arkadaş tam selamete çıktıktan sonra bir kaya parçası üzerine şu sözleri kazır:

"BUGÜN EN İYİ ARKADAŞIM BENİM HAYATIMI KURTARDI.
"Tokatı vuran ve sonra en iyi arkadaşının hayatını kurtaran kişi ona şöyle der;
"Senin canını yaktığımda bunu kum üzerine yazdın ama şimdi kayaya kazıyorsun, neden?
Öbür arkadaş ona söyle cevap verir;
"Biri bizi incittiğinde bunu kum üzerine yazmalıyız ki bağışlama rüzgârı estiğinde silebilsin. Ama biri bize iyi bir şey yaparsa onu kayaya kazımalı ki onu hiçbir rüzgar yok etmesin.
" İNCİNMELERİNİZİ KUMA, 

GÖRDÜĞÜNÜZ İYİLİKLERİ KAYALARA KAZIMAYI ÖĞRENİN."
Denilir ki: 
"Özel birini bulmak bir dakikanızı alır, onu değerlendirmeniz bir saat içinde olur, onu sevmek için bir gün yeter ama sonra onu unutabilmek için bir ömrün geçmesi gerekir."