15 Temmuz 2011 Cuma

Krize Dair...





Yaşadığımız tarihsel süreç üzerine derinlemesine bir düşünme ve gözlem yapma isteği duymamamız bizim aslında tanıklık etme sürecimize verdiğimiz anlamla birebir ilişkili bir durumdur. Günceli yorumlarken dünü ve yarını hesap dışı tuttuğumuz için mevcut durumun derinliğini ve etkinliğini yeterince kavramak mümkün görünmemektedir. Çünkü herkes kendisini sakladığı bir gölgelikle hemhal olmaya devam etmektedir. Sadece bugünü yaşarken nahoşluğunu şikâyet etmekten zevk almaya devam ediyor ki bu da zaten bizzat sorunun kendisi olarak ortada bir gerçeklik olarak durmaktadır.

Bugün bir krizden bahsedebilir miyiz? Krizin oluşum şartları ile bugünün şartları arasında bir benzerlik var mıdır? Yoksa kriz sadece batılı siyasal literatüre göre mi yorumlanmalıdır?

Bütün bu sorular anlamlı ve önemlidir…

Aslında batıda kriz filozofları olarak tanımlanan aydınlar bir kriz tanımı yaparken yaşadıkları kültürel uygarlığın varlığının dayattığı anlamsızlıktan hareketle bir yabancılaşmaya gösterdikleri tepkinin adıydı. Yabancılaşma kavramından Tanrının Ölümüne yapılan
göndermeye kadar aslında mevcut kültürel kodların baskın karakterinden kaynaklı yabancılaşmanın somutlaşması ve bir anlam arayışının bu mevcut şartlarda kendini inşa edemeyeceği varsayımından hareketle kriz diye tanımlanmıştır. Bu gerçeği hesaba katarak
bugün yaşadığımız krizin siyasi ve kültürel kodlarını tartışabiliriz…

İslam coğrafyasında krizin ayak seslerinin iki yüzyıllık bir tarihi olduğu söylenebilir. Bu tarihsel süreçte mevcut duruma göre bir muhalif damar ve hareket kendini inşa edecek bir vasata her zaman sahipti. İyi kötü bir damar ayakta kalarak varlığını idame edecek siyasi
ve kültürel bir yapıya sahipti. Osmanlı modernleşmesi ve cumhuriyetin kuruluşunun ilanı ile birlikte ve daha sonra bütün İslam coğrafyasında oluşan rüzgar ile başlayan batılılaşmış siyasi elitlerin iktidarları da bir kriz olarak tanımlanabileceği gibi bu durumda bile muhalif bir kültürel ve siyasi damar kendi varlığını izhar edebilirdi ki etti de… İslamcılık bütün zaaflarına rağmen varlığını sürdürdü. Toplumsal dinamikleri harekete geçirdi ve muhalefetin en önemli zemini oldu.

Fakat son iki yüzyıldır yaşadığımız modernleşme süreci yeni bir evreye girdi. Önceki modernleşme süreci yukarıdan aşağıya doğru bir modernleşme sürecine işaret ediyordu. Bu yüzden toplumsallaşması ve Müslüman ahaliyi işin içine katması biraz zordu. Fakat batılı
sosyal bilimciler boş durmadılar ve yukarıdan modernleştirici yapının kabulü neredeyse imkânsız bir hale gelmekteydi. Buna bir çözüm arayışı kaçınılmazdı. Bunu ister bir modernleşme hikâyesinin mühendislik harikası olduğunu, isterseniz normal şartlarda mevcut
durumun kendi tarihi süreci içinde şartların geliştirdiği bir durum olarak değerlendirin, sonuç değişmeyecektir. Çünkü modernleşme son günlerde yaşadığımız deneyimlerle aşağıdan yukarıya doğru değişmeye başlamıştır.

Aşağıdan yukarıya doğru modernleşmenin Türkiye ayağını biraz geriden alabilme imkânı bulsak bile ki 1950li yıllarda Menderes iktidarı ile başlayan bir süreçten bahisle başlatabiliriz. Ardından Adalet Partisi ve seksen sonrası Anavatan iktidarını da buna ekleyebiliriz. Ancak yine bu iktidarlar döneminde de yukarıdan aşağıya dönük ama halkı da bir biçimde işin içine koyma girişimleri olarak değerlendirebiliriz. Fakat halen bu durumda da muhalefet edecek güçlü bir İslamcı damardan bahsedebiliriz… Ancak Ak Parti iktidarı ile birlikte modernleşme ilk kez aşağıdan yukarıda doğru gerçekleşirken ve modernleşme ile birlikte demokratik bir siyasallığa yürüyüş gerçekleşirken, rejim tartışmaları eşliğinde eski rejim yeni bir rejime doğru bir değişim gerçekleştiriyor ve muhalefet etme imkânlarını tamamen ortadan kaldırıyor. Çünkü çok önemli bir argümana sahip: eski rejim hakları ve özgürlükleri ortadan kaldırmış bu yeni siyaset ise muhafazakâr ve haklar ile özgürlükleri eski rejimden almaya kararlı… Yaşanan siyasi süreçte de halkın kahir ekseriyetini yanında tutmayı başarmış. Toplumsal yapının büyük bir çoğunluğunun desteğini aşikâr veya zımnen yanında tutmuş, işte bu noktada bütün muhalefet yapma biçimleri büyük bir tehdit ile karşı karşıya kalmış durumdadır. İslamcılar muhafazakârlık ile bloke edilmiş. Liberaller, özgürlükler ve haklar ile yanına destekçi olarak çekilmiş, sol muhalefet eski rejim kalıntıları olarak tesmiye edilmiş.

Böylece bütün muhalefet damarları tardedilmiş bir duruma getirilmiştir. Sahici anlamda belki de yegâne muhalif unsur olabilecek İslamcıları ise sistemin dişlisi haline dönüştürmüş. Muhafazakârlık adına dindar ahalinin güvenini ve desteğini yanına almış bu iktidar modernleşmeyi aşağıdan yukarıda doğru sürdürecek gücü ve azmi bulabilmektedir. Ak Partinin iktidar olma serüveni ve beklentileri ile gerçekleştirdikleri arasında bir korelasyon vardır. Evet, bugün dindar ahaliyi temsilen dindar kişiler devletin nimetlerinden istifade
ediyorlar, zenginleşiyorlar ve kurumlarına destek vermekte bir beis görmüyorlar. Ama bu durumun kendisi bizzat muhalefet etme imkânını ortadan kaldırıyor. İktidar neyi beğenirse beğeniliyor. Buna karşı çıkmayı ne aydınlar ve ne de sivil toplum kuruluşları göze
alabiliyorlar. Böylece muhalefet damarı kurumaya yüz tutuyor. Bu durumun kendisi bir kriz olarak tanımlanmayı hak ediyor.

Bunun benzer bir durumunu da Arap baharı olarak tesmiye edilen halk ayaklanmalarında ortaya çıkıyor. Nasıl ki Ak Parti iktidarını meşrulaştıran haklı nedenlerin varlığı bu yorumumuzu ortadan kaldırmıyorsa Arap Baharının da haklı nedenleri olduğu aşikâr ve
bunu inkâr namümkündür. Ancak bu halk hareketlerinin de benzer bir beklenti ve ortaya çıkaracağı sonuç üzerinden bugün Arap Baharının modernleşme çizgisini yukarıdan aşağıya doğru değiştirdiğini söylemek yanlış olmayacaktır. Birileri bu tür bir modernleşmenin doğru sayılabileceğini dile getirebilir. Burada benim dikkatlere sunduğum durum şu: mevcut durumun kendisi haklı gerekçelere dayalı olarak geçici de olsa muhalefet edebilecek bir damarı geçersizleştirdiği için bir krize neden olacaktır.

Bunu şimdiden görmek bir sorumluluktur ve bunu ilan etmekte vaciptir. Ben şimdiden uyarımı yapayım… Dileyen dilediği gibi davranma hürriyetine sahiptir…



abdulaziztantik@timeturk.com

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder