6 Şubat 2013 Çarşamba

Kırkaltılık Basri




Sizi bilmem ama ben, “aile dizisi” olarak lanse edilen her seride “Acaba burada melek kılığına girmiş şeytan kim?” diye merak ederim. İki sezondur TRT 1’de yayınlanan ‘Seksenler’ adlı dizide küçük bir mahalle ölçeğinde seksenli yıllarda yaşananların yansıtıldığını seyretmiş ya da biliyor olmalısınız.
Bu dizide de görünüşü Marks’ı andıran, konuşmalarıyla filozofvari bir görünüm arz eden “Kırkaltılık Basri” diye bir karakter var. Mahallede ailesi ve mesleği bilinmeyen bu karakter, Çınaraltı Kahvesi’nde değil gençlerin ve yeniliğin mekânı bir pastanede boy gösteriyor. Her seferinde karşısına pastanenin sahibi Sami’yi alıp önce geleceğe ait şaşırtıcı bir başlık atıyor. Bunun üzerine geleneği (tecrübeyi) savunmada yetersiz kalan Sami onun söyledikleriyle alay etmeye kalkıyor. Sonrasında Kırkaltılık Basri sabırla bekleyip yıllar sonra olacaklar diye bugünlerde olmuş olanları anlatamaya başlayınca Sami şaşırıp kalıyor. Gençler ise gelecekten haber veren bu zevata pür dikkat kesiliyorlar.
           Osman Sınav’ın, “Deli Yürek” projesinde “Kuşçu”, Kurtlar Vadisi’nde ise “Ömer Baba” karakterleriyle hikmetli konuşarak vaaz eden birini filmin bir yerinde dizi formatına yerleştiren kişidir. Fakat bu dizide, hikmetli sözler sarf eden bu karakterlere zıt bir şekilde “Kırkaltılık Basri” geleneğe değinmeden gelecek adına ütopyalara dalıyor. Bu yaklaşım ise filmin seksenleri anlatan formatıyla bir hayli çelişiyor. Dizinin yönetmeni Müfit Can Saçıntı, fütürist (gelecekçi) sinemaya gönül verenlerden biri olarak biliniyor. Yönetmen, diziye yerleştirdiği “Kırkaltılık Basri” tipi ile modern fütürist karakterin sanki geçmişte var olduğu izlenimini uyandırıyor. Böylece yeni neslin zihnini yönlendirmeye çalışıyor.
Fütürizm, 20. yy. başlarında İtalya’da çıkmış sanat bir akım. Daha sonra geleceğe ait öngörüleriyle, iş ve yaşam için olumlu gelecek tasarımını benimseyen fütüristler sayesinde hayatın her alanında yer bulmuş. “Geleceğini kendin yarat” sloganlı fütüristler, geçmişin edilgen ve tesirsiz kılmasına katlanmak yerine geleceğin tasarlanabilir olduğuna bizi inandırmaya çalışıyorlar. Bu akıma göre geleceği erken okuyan ve buna göre pozisyon alanlar hayatlarını daha mutlu ve güçlü olarak sürdürebileceklerdir.
Fütürizmin müşterisi gelecekten kaygı ve endişe duyanlar. Ama asıl ilginç olan gelecek kaygılarını paranoya seviyesine getirenler ile fütürizmi “Aydınlık yarınlar” için rehber olarak gösterenlerin aynı merkezden hareket etmeleridir.
Fütürist olmak için, özel bir eğitim almak gerekmiyor. Sadece gelecek için senaryo kurgulamanız size“fütürist” denilmesi yetiyor. Bunları falcı veya astrologlardan ayıran şey, yaptıkları bilimsel(!) temelli ütopik kurgularda kendilerini “olasılık teorisyenleri” olarak tanımlamaları ve üniversitelerde ders vererek akademik kimliğe kavuşmak istemeleridir.
“Bu bilgi çağında iletişimin üst seviyede yaşandığı bir zamanda insan geçmişin ataletinden kurtulup geleceği tasarlama dinamiğine kavuşmalıdır.” gibi sözler liberal muhafazakârlar sayesinde aramızda söylenir oldu. Hâlbuki dikkatlerden kaçan geleceğe ait her şeyin planlamanın ve planlanabilir şekilde yaşamanın bir hayal olduğudur.
“Birey, aile, şirket, toplum ve devlet, ancak geleceğe ait öngörüleriyle başarılı olabilir.” demek ne kadar doğru olabilir? Zira hayali öngörüleri izleyerek buradan hareketle fütüristleri hayatımızın rehberleri kılmak ancak geçmiş tecrübeleri reddetmekle mümkündür.
Bugün modern(!) Kore’yi yapılandıran kişin “Alvin Toffler” adlı fütüristtir. Benzeri durum petrol zengini Katar adlı proje devleti geçmişinden kopartıp geleceğe göre şekillendirip İslam dünyasına örnek(!) teşkil edecek şekilde inşa edilmesidir. Buralarda yaşayacak insanlar geçmişin tecrübelerinden uzak, onları nasıl bir geleceğin beklediğini bilmeden, gerçek mutluluğun ve refahın kendilerini beklediklerini zannetmekteler. Bizim de liberal “muhafazakâr” iktidarımız geleceğin şehirleri adına zorunlu iskânlarla, deprem paranoyalarıyla dağ başlarına uydu kentler inşa edip modern bir muhitler oluşturmaya çalışmaktadır.  Ama bu yaklaşımların olumsuzluklar yavaş yavaş fark edilmeye başlamıştır.
Asıl tehdit “Geleceğin meslekleri” denilerek İslam ümmetinin çocuklarını küçük yaşlarda bu projelere dâhil eden eğitim hamleleridir!
Geleceğin teknolojileri adlı fitnenin bir göstergesi de “Bu internet veya cep telefonundan önce ne yapıyorduk?” diye şaşırmamızda saklıdır. Bu şaşkınlık hayatımıza giren her yeni şeyin bizi an be an geçmişten yani tecrübemizden, bizi biz yapan değerlerden uzaklaştırdığını fark edemediğimizi göstergesidir.
Velhasıl seksenler dizisindeki “Kırkaltılık Basri” adlı fütürist karakter hayatla ilgisiz bir figürdür. Ama ya yarın İslamcılık adına içimizden birileri çıkar da “Bugün Peygamber yaşasaydı o da geleceğe ait böyle öngörüler yapar ve bize yapmamızı tavsiye ederdi.” derse ne yaparız? Zira ümmetin bir kısmı Rasulullah’ı (sav) geleceğe ait söylemlerinden dolayı üstün saymaktadır!
Şevket HÜNER / 05.02.2013

3 yorum:

  1. Gereksiz ve paranoyak bir yazı olmuş. Bu kadar da değil.
    Abdullah Sait Şenler

    YanıtlaSil
  2. Abdullah eleştirini biraz daha açarak yazar mısın rica etsem..

    YanıtlaSil
  3. Bu kadar önemli mevzu varken, coğrafyalar siyonist düzenle değişirken,küfür format değiştirip illuminati hipnozu ile kitleleri umarsızca iğdiş ederken,tüm ahlaki değer ve fikirler bilinçli ve planlı bir şekilde ötekileştirilip, değersizleştirilirken, 80 li yıllardaki bir diziyi konu alan bir dizideki bir karakter futurist bakış ile ilişkilendiriliyor. Zamanının çoğunu iaşet derdi ile geçiren ve kalan Zamanını popülist saldırının etkisinde geçiren ve/veya enerjisini bu saldırıdan kendini, ailesini,çevresini korumaya çalışan kişilerin fazla zamanı ve odaklanma gücü kalmıyor. Kalan son enerjiyide bu yazıya harcamayayım kıymetli kardeşim...
    Abdullah Sait Şenler

    YanıtlaSil