10 Mart 2017 Cuma
7 Mart 2017 Salı
DENGE...
Bu ne beter
çizgidir bu
Bu ne
çıldırtan denge
Yaprak döker
bir yanımız
Bir yanımız
bahar bahçe
Hasan
Hüseyin Korkmazgil
Porf. Dr. Necmettin Erbakan
Necmettin Erbakan (29 Ekim 1926, Sinop - 27 Şubat 2011,
Ankara)
Sinop Kadı Vekili Mehmet Sabri ile Kamer Hanım'ın dört çocuklarının
en büyüğü olarak dünyaya geldi. Anne tarafı Çerkez[1], Baba tarafı ise, 19. yy'ın
sonlarında Adana'nın Kozan, Saimbeyli ve Tufanbeyli bölgelerinde hüküm sürmüş
Kozanoğlu Beyliği'ne dayanır.[2]İlk öğrenimine Kayseri'de başlamasına karşın
babasının tayin olması dolayısıyla Trabzon'da tamamladı. 1937'de orta tahsile
başladığı İstanbul Erkek Lisesi'ni 1943'te birincilikle bitirdi. Üniversiteye sınavsız
giriş hak kazanmış olmasına rağmen sınava girmeyi tercih etti. Erbakan'ın öğrenime
başladığı yıl olan 1943'te , öğretim süresi altı yıl olan Yüksek Mühendis
Mektebi üniversiteye dönüştürülerek adı İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ)
olarak değiştirildi ve öğretim süresi beş yıla indirildi. Bu nedenle Erbakan
kendisinden önce okula başlayan öğrencilerle birlikte tahsiline 2. sınıftan başladı.[2]
Teknik üniversitedeki dönem öğrencileri arasında Süleyman Demirel ve Turgut Özal
da vardı. İstanbul Teknik Üniversitesi Makine Fakültesi'nden 1948 yılında mezun
oldu. Aynı yıl "Motorlar Kürsüsü"nde asistan oldu (1948-1951). Bu süreçte
öğretim üyesi olarak Prof. Dr. Selim Palavan'la beraber motor dersi verdi.
Üniversite tarafından 1951'de gönderildiği Almanya'da RWTH
Aachen'de (Aachen Teknik Üniversitesi) doktorasını yaptı. Klockner Humboldt
Deutz AG motor fabrikasına davet edildi. Alman Ordusu için araştırma yapan DVL
Araştırma Merkezi'nde Prof. Dr. Schmidt ile çalışmalar yaptı ve Alman üniversitelerinde
doktorasını verdi.[4]
1953'te doçentlik sınavını vermek üzere Türkiye'ye döndü.
1954'te, 27 yaşındayken İTÜ'de doçent oldu. Araştırmalar yapmak üzere altı aylığına
tekrar Almanya'nın Deutz fabrikalarına gitti.
Mayıs 1954 / Ekim
-1955 yılları arasında askerlik görevini tamamladı. İstanbul Kağıthane’deki 6 aylık yedek subay öğreniminden sonra, Halıcıoğlu’ndaki
İstihkâm bakım bölüğünde 6 ay asteğmen, 6 ay da teğmen olarak makinaların bakım
ve tamiratları kısmında görev yaptı.
Bu görev esnasında, her yıl Türkiye’nin Amerika’dan istediği
teçhizatların listesini hazırladı. Hazırladığı bu liste, Amerikan yardım
heyetinin dikkatini çekmiş ve bir Amerikalı albay bu listeyi hazırlayan kişiyle
görüşmek istediğini, okul komutanı Şeref ÖZDİLEK’e bildirmiştir. ÖZDİLEK Paşa
bu Albay’ı alıp ERBAKAN’ın yanına getirmiş ve Albay, “ Siz bu güne kadar
Amerika’dan yardım olarak, sadece “gizleme ağı, kürek sapı, kazma, vs.” gibi şeyler
isterken, bu sene bakım bölüğündeki iş makinalarının tamiri için gereken çeşitli
parçaları üretmek üzere tezgâhlar istemişsiniz. Bunları ne yapacaksınız ve nasıl
kullanacaksınız? sorusuna, ERBAKAN Amerikan ordusunun kuruluş tüzüğünü açarak: “
Bizim yaptığımız görevi yapan Amerika’daki birliklerde bu tezgâhlar var da, biz
de niçin olmasın? Diye karşılık verince, Amerikalı Albay söyleyecek bir şey
bulamamış ve bu tezgâhlar Erbakan’ın girişim ve gayretleriyle Türkiye’ye
getirilmiştir.
Mayıs 1954-Ekim 1955 arasında askerlik yaptı. Tekrar üniversiteye
döndü. 1956-1963 arasında 200 ortaklı ilk yerli motoru üretecek olan Gümüş
Motor'u kurdu ve motor üretimini gerçekleştirdi. 1965'te profesör unvanını aldı.
1967'de Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Genel Sekreterliği'ne seçildi.
Aynı yıl, TOBB'da sekreteri olarak görev yapan Nermin (Saatçioğlu) Erbakan'la
(1943-2005) evlendi.[5] Bu evliliğinden üç çocuğu (Zeynep (d. 1968), Elif (d.
1974) ve Fatih (d. 1978)) oldu.
Bu dönemde, büyük sanayici ve tüccarlara karşı Anadolu tüccar
ve küçük sanayicilerini savunmasıyla dikkati çekti. 25 Mayıs 1969'da TOBB genel
başkanlığına seçildi. Ama Adalet Partisi (AP) hükümetinin seçimleri iptal
etmesiyle 8 Ağustos 1969'da başkanlıktan ayrılmak zorunda kaldı.[6]
Bu tarihten sonra Necmettin Erbakan’ın siyasi yaşamı başlıyor.
Bu tarih sonrası benim ilgi alanım olmaması nedeni ile bura da kalıyorum.
Sonrasını merak edenler. Aşağıdaki bağlantılardan devam edebilirler.
http://www.necmettinerbakan.net/haberler/erbakan-devriminden-ozgecmisi.html
1- 13 Aralık 2010 - Aksiyon dergisi röportajı “Bir yanımız
anne tarafından Çerkez
2- Soner Yalçın,
Erbakan, Kırmızı Kedi Yayınevi, Şubat 2013. ISBN 978-605-5340-86-5.
4- Prof. Dr.
Necmettin Erbakan (1926-2011):Akademisyen, Siyasetçi ve Devlet Adamı
5- Erbakan'ı Nasıl Bilirdiniz?, bianet.org/
6- Saadet Partisi Resmi Web Sitesi.
6 Mart 2017 Pazartesi
Mustafa Kemal demiş ki;
Balo
salonu, öylesine hıncahınç dolu idi ki, yarmanın, girmenin kolayı yoktu.
Koruma görevlileri, biraz zorladılar, ama ne yapsalar boşuna.
Koruma görevlileri, biraz zorladılar, ama ne yapsalar boşuna.
Salon
kilitlenmiş gibiydi.
Bu
yüzden Atatürk'ü, Ziraat Bankası müdürünün odasına aldılar.
Gazi, umum müdür masasına oturmuştu;
Gazi, umum müdür masasına oturmuştu;
Beraberindekilerin bazıları da koltuklara,
iskemlelere çöktüler.
Bazıları ayakta dikiliyorlardı.
Gazi, bir süre, banka umum müdürünün koltuğu
karşısındaki bir tabloya gözlerini
dikti.
Bu, İhap Hulusi Görey'in Ziraat Bankası için yaptığı bir afişin aslı idi.
Bu, İhap Hulusi Görey'in Ziraat Bankası için yaptığı bir afişin aslı idi.
Tabloda yaşlı bir köylü, elinde orak, dinlenmekte;
Yanında da buğday rengi saçları ile bir köylü kızı,
Bir kucak başağı kolları arasına almış, gülümsüyor! .
Sonra, sonsuz ufuklara kadar, üzerlerine yel vurmuş sallanan buğday
başakları.
Gazi Hazretleri tabloya bir süre baktı ve sonra yanındakilere sordu:
- Nedir bu resim?.
- Ziraat Bankası'nı sembolize ediyor, Gazi Hazretleri.
Banka, çiftçiye kredi dağıtıyor da ...
Gazi, yergili bir espri içinde konuştu:
- Hadi canım sen de! .. Ben şimdiye kadar bankaların iflas ettirdiği çok adam gördüm
Gazi Hazretleri tabloya bir süre baktı ve sonra yanındakilere sordu:
- Nedir bu resim?.
- Ziraat Bankası'nı sembolize ediyor, Gazi Hazretleri.
Banka, çiftçiye kredi dağıtıyor da ...
Gazi, yergili bir espri içinde konuştu:
- Hadi canım sen de! .. Ben şimdiye kadar bankaların iflas ettirdiği çok adam gördüm
Ama ihya ettiğine rastlamadım!
Bunların ustası Celal (Bayar)! Bey'dir
İsmet Bozdağ / Atatürk'ün
Ergenekon'u 2009
5 Mart 2017 Pazar
Prof. Dr. Mustafa İnan
1911'de Adana'da doğdu. Babası seyyar posta memuru Hüseyin
Avni Bey, annesi Rabia Hanım'dır. I. Dünya Savaşından sonra ailesi Fransız işgali
nedeniyle Adana’dan ayrılıp, Konya'ya göç etti.
Kurtuluş Savaşı bitince dönebildikleri Adana'da ilkokul
ve ortaokulu bitirdi. Ortaokulun son sınıfını parasız yatılı olarak okudu. Yatılı
okuldaki lakabı, matematiğe olan ilgisinden dolayı Riyaziyeci Mustafa idi.[1]
Ney üflemeye, Yunus Emre, Mevlana gibi filozofları incelemeye başladı.[2]
1931'de yatılı okulu birincilikle bitirdi ve Yüksek Mühendis
Mektebi'ne birincilikle girdi.[3] Yüksek Öğrenim yıllarında tiyatroya özellikle
de edebiyata ilgisi arttı.[2]
İTÜ'yü pekiyi derece ile birinci bitirdi. Doktora için
devlet bursuyla gönderildiği Zürih’te, Eidgenössische Technische (ETH)’de
Vrendel kirişleri konusunda çalıştı ve Vrendel tipi köprülerin
fotoelastisitesini] araştırdı. Fotoelastisite alanında araştırma yapan ilk Türk
bilim insanı oldu.[3] 1941 yılında doktora derecesini aldı. “Kayma Merkezi” başlıklı
ilk makalesi 1943’de yayımlandı.[3] Bu, bir Türk bilim insanının yurt dışındaki
ilk doktora çalışması kabul edilir.[2]
1942-1944 arasında Türkiye’de askerlik görevini yaptı.
1944'de Türkiye'nin ilk kadın arkeoloğu Jale İnan'la evlendi. Bu evlilikten Hüseyin
adında bir çocukları oldu (1945).
İnan, 1944’de ismi İstanbul Teknik Üniversitesi olarak değiştirilen
Yüksek Mühendis Mektebinde Teknik Mekanik ve Mukavemet Muallim Muavinliği'ne
tayin edildi. 1945’de profesör unvanını aldı. 1950’li yıllarda üniversitede
fotoelastisite laboratuvarını kurdu. Aynı kurumda Teknik Mekanik ve Genel
Mukavemet Kürsüsü Başkanı (1946-1954), İnşaat Fakültesi Dekanı (1954-1956) ve
Rektör (1957-1959) olarak hizmet verdi. En genç dekan, ve en genç Rektör oldu.
Yöneticilikteki başarısı, 1957’de İtalyan hükumetinin iyi yöneticilere verdiği “Grand
Ufficale” unvanı ile ödüllendirildi.[4]
1959-1964 yılları arasında, ilk yapay uyduların fırlatıldığı
sıralarda “Suni Peyklerin Yörünge Hesaplarına Dair Bazı Sonuçlar” isimli
makalesiyle başlayarak, toplam 11 adet makale yayımlayan Mustafa İnan, 1961 yılında
“Taşıma Matrisi” (Carryover Matrix) kavramını “Elastomekanikte İntikal Matrisi”
isimli makalesiyle tanımlayarak dünyada taşıma matrisi probleminde çalışma
yapan ilk bilim insanlarından oldu.[3]
1962’de düzenlediği konferanslarla üniversite çevresini
bilgisayarla teorik düzeyde tanıştırdı. Bilgisayar, ertesi yıl tüm üniversitelere
girdi.[4]
Rektörlüğü döneminden sonra Milli Eğitim Bakanlığı ve Bayındırlık
Bakanlığı için aldığı teklifleri reddetti.[1]
Fikir babalarından ve kurucularından birisi olduğu Türkiye
Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumunda 1963-1967’de Bilim Kurulu üyesi olarak
görev yapan İnan, Mart 1967’de başkanlığa seçildi.[5]
Bilimsel makalelerinin ve seminerlerinin yanı sıra Kızılderililer'den
Arya-Daharma'ya, Düşünme Sanatına kadar birçok konuyla ilgilenip, bu konularda
yazılar yazan konferanslar veren İnan, başta Türkçe olmak üzere Farsça, İbranice, Yunanca, Arapça kelimeler ve anlamları üzerine de çalışmalar kapsamında
“Dil ve Matematik” isimli bir makale yayımladı.
1 Eylül 1967 tarihinde ABD, İsviçre ve Almanya'da, bilimsel
ve mesleki çalışmalar gerçekleştirmek üzere 6 ay süreyle görevlendirilmişken, Türkiye'de
nüks eden ve anlaşılamayan hastalığı için Almanya'nın Freiburg şehrine tedavi
olmak üzere gitti. Tedavisi devam ederken 5 Ağustos 1967'de yattığı hastanede
sabaha karşı 04.30'da vefat etti.
Mustafa İnan'ın cenazesi, 10 Ağustos 1967 tarihinde İstanbul
Teknik Üniversitesi'nin Taşkışla Binasında yapılan törenin ardından
Zincirlikuyu Mezarlığı'na defnedilmiştir.
Vefatından 4 sene sonra TÜBİTAK Bilim Kurulu, 9 Ağustos gün
ve 134 sayılı toplantısında Mustafa İnan'a 1971 TÜBİTAK Hizmet Ödülü vermeyi
kararlaştırmıştır. Ayrıca İTÜ Merkez Kütüphanesine ve İstanbul-Ankara arasındaki
bir köprü yola (viyadük) adı verilmiştir.
TÜBİTAK'ın Bilim Adamı Yetiştirme Grubu'na ait bir proje
kapsamında, ısmarlaması sonucu yaşamı, öğrencisi Oğuz Atay’ın kaleme aldığı Bir
Bilim Adamının Romanı (1975) adlı biyografik romana konu olmuştur.[6]
“ Bilim
uzun ve çetin bir yoldur çocuklar. Bilimi yarı yolda bırakmayın, olur mu çocuklar?
Oppenheimer gibi hissediyorsanız, bırakın yüksek binaları başkası yapsın, büyük
barajlarda başkası çalışsın. Bazılarına çok uzaklardan bile görünen yüksek yapılar
kurmak çekici gelecektir. Bırakınız bu işleri öyleleri yapsın. Bazıları da
insanları çalıştırmak, büyük teşebbüsleri idare etmek ihtirası ile yanarak
kuvvetli olmak isteyeceklerdir. Bırakınız parayla da onlar uğraşsın. Sizin
kuvvetli olmak gibi bir derdiniz yoksa, siz de Leonardo Da Vinci gibi 'Kuvvet
nedir?' diye merak ediyorsanız buyurun sizleri Mekanik kürsüsüne beklerim. Çünkü
bazılarına göre 'Kuvvet' para ile organizasyonun çarpımına eşittir; bize göre
de kuvvet ivme ve kütleyi ilgilendiren bir büyüklüktür. Bu iki formülü
birbiriyle karıştırmayın olur mu çocuklar? Kürsü ile ticarethaneyi birbirine
karıştırmayın olur mu çocuklar? [7] ”
—Prof. Dr. Mustafa İnan,
1- Esin İnan, Bir
Bilim Sanatçısı Mustafa İnan, İTÜ Musafa İnan Kütüphanesi Kitabı, İTÜ Rektörlüğü,
2008
2- Haluk Uygur, Sıra dışı bir bilim adamının öyküsü, Altınşehir
Adana Kent Kültürü ve Sanat Dergisi, Eylül-Ekim 2013 sayısı
3- Bilim Kurulu Eski Başkanları: Prof. Dr. Mustafa İnan', TÜBİTAK
sitesi Erişim tarihi:12.03.2013
4- Füsun Oralalp, Bilim Öğrencisi Bir Öğretmen Mustafa İnan,
Bilim Teknik Dergisi,
5- Kaybettiğimiz Değerler, Prof. Dr. Mustafa İnan, Bilim
Teknik Dergisi
6- Nesrin Karaca, Bilim, Kültür ve Sanatın Bir Karakter Odağında
Kesiştiği Eser: Bir Bilim Adamının Romanı, Yaşam Bilimleri Dergisi, Batman Üniversitesi
Journal of Life Sciences, Cilt 1, Sayı 1, 2012
7- Mustafa İnan anısına, Yapırehberi.net Erişim
tarihi:12.03.2013
https://tr.wikipedia.org/wiki/Mustafa_İnan
1 Mart 2017 Çarşamba
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







