29 Eylül 2013 Pazar

Bak ve düşün...


Bütün insanlar eşittir...
















Bizde ki anlayışla bunu anlamamız biraz zor galiba.

Ömer'in çocukluğu...


  

Zekeriya bu sefer , Milli Eğitim Bakanlığının 100 
temel eserleri arasında olan Muallim Naci'nin "Ömer'in Çocukluğu"  kitabını bizlere okudu. 
Bizlere diyorum çünkü, Ben, annesi ve ablası her gün 10 sayfa okumasını dinliyoruz ve kitap bitince kitap hakkında konuşuyoruz. 

Sizde yapmalısınız.

Kitap Bitiş Tarihi : 29 Eylül 2013

27 Eylül 2013 Cuma

Anneme Babama Mektup


Ben gencim, bana bir şeyler oluyor. Boyum büyüyor, gelişiyorum, boyumun büyüdüğü tepeden bakınca her şey değişik görünüyor. Kabıma sığmamaya başladım. Duygularım boyumdan da hızlı büyüyor, dur durak bilmeden koşuyor ve daldan dala konuyor.“Babam annem çok cahil, kimse bir şey bilmiyor ve ben aslında çok şey biliyorum oysa kimse beni dinlemiyor ve anlamıyor” gibi geliyor bana. Ben gencim, evet kabıma sığamıyorum, kendime yeni bir duruş, yeni bir tarz oluşturma ihtiyacındayım. Evde duramıyorum. Arkadaşlarım benim her şeyimmiş gibi geliyor. Onlarla gece gündüz otursam, konuşsak, hayal kursak, çocuklar gibi koşup zıplasak ve kimse bana karışmasa istiyorum. “Boyun büyüdü, koca adam oldun” diyorlar bana, oysa içimdeki çocuk hâlâ at koşturuyor. Tabi ki boyum kadar olgunlaşacağım fakat zamanla. Siz büyükler ne kadar sabırsız ve acelecisiniz farkındamısınız? Söylediğiniz her şey ters geliyor bana, ne zaman itiraz penceresinden uzansa cümlelerim, tenkit ve azarlama soğuğunda kırağı çalıyor filizlerimi. “Sen de kimsin ki, nasıl büyüklerinle böyle konuşursun.” deyip susturuyorsunuz. Oysa siz büyükler onaylamadığınız bir durumla karşılaştığınızda, “Aman incinmesin” ya da “ayıp olur” veya “el ne der” diye, çoğunlukla  susuyor, yüzlerine karşı onaylıyor daha sonra da, ya arkalarından konuşuyor veya içinize atıp, bir süre sonra patlayacak kadar biriktiriyorsunuz. Ben ise şimdi yanlış olsa bile sizinle açık açık konuşmak istiyorum fakat bu seferde beni dinlemeye tahammül edemiyor ve beni hemen susturuyorsunuz. Şimdi size soruyorum, nasıl doğru konuşulur, nasıl itiraz edilir, ne zaman ve nasıl hakkımı koruyabilirim? Bunu bana siz öğretmezseniz kim öğretecek? Beni sürekli susturur ve bastırırsanız bende size benzerim, ve fakat size benzemek istediğimi kim söyledi?

Ben gencim, bırakın itiraz edeyim, bırakın eleştireyim, biraz idare edin ne olur? Çalkalanıyorum hayat denizinin dalgalarında. Nasıl olursam kendim olurum bilmiyorum. Sürekli itirazları bastırılanlar, hayatta da itiraz etmeyi unutuyor, kendinize bakın beni daha iyi anlarsınız. Şimdi itirazlarım anlamsız olabilir fakat zamanla bu da oturacak. Bazen saçmaladığımın farkındayım fakat engel olamıyorum. Bazen duymazdan, bazen görmezden geliverin, bazen susuverin ne olur?

Ben gencim, nasıl durursam, nasıl bakarsam daha alımlı, daha güzel ya da yakışıklı olurum  
bilmiyorum, deniyorum. Diken gibi saçlarla ilgi toplar mıyım acaba. Ya da bende nasıl duruyor şöyle bol, düşecek gibi duran pantolonlar. Bunların hepsi bana yabancı ve zor geliyor aslında, fakat arkadaşlarımdan ayrı düşmek ve onlardan farklı olmak istemiyorum. Her yaptıkları bana güzel geliyor, onlar gibi olmazsam bana ilgi göstermezler ve yanlarında küçük düşerim, belki de dışlarlar diye korkuyorum. Onlara benzediğimde kendimi daha güçlü ve güvenli hissediyorum.Ben gencim, anne babacığım beni bu halimle sevmenizi o kadar çok istiyorum ki. Ne olur azıcık geç kalsam, ne olur ben de yetişkin gibi muamele görsem, ne olur eve girer girmez eleştiri okları üzerime yağmasa ve gönlüm yaralanmasa. Eve girdiğimde asık yüzlerinizle karşılaşmak bazen bir kâbus gibi beni korkutuyor.

Ben gencim, tamam siz de anne-babasınız, elbette sınır koyacaksınız ve benim bilmediğim tehlikelere karşı beni uyaracaksınız fakat sizi dinleyebilmem ve görebilmem için benim seviyemde ve benim kulvarımda bulunup elimden tutmalı ve sevgiyle gözlerime bakmalısınız. Hiçbir şeyimi ve hiçbir yaptığımı beğenmeyince, kendimi işe yaramaz ve değersiz birisi gibi hissediyorum. O zamanda kendime güvenim azalıyor, moralim bozuluyor ve gerginleşiyorum.Nadiren söylediğiniz o “seni elbette seviyoruz” sözü ise yakınımdan bile geçmiyor, çünkü yakınlarımda bana sürekli iğne gibi batan ve sizden uzaklaştıran tenkit edici, aşağılayıcı sözleriniz var.

Ben gencim, hayata, kendime ait pencereden bakmak istiyorum. Sizin pencerenizden bakmamı istemeyin benden. Tamamen başı boş bırakmanız da işime gelmez. Sevin, koruyun fakat o koruma ipini boynumdan çıkarın ki beni boğmasın. Beni sürekli korumanıza, benim adıma düşünmenize değil, benim düşünmemi sağlamanıza ihtiyacım var. Bazen öyle oluyor ki, o tenkitlerinizi ve aşağılayan cümlelerinizi duymamak için eve bile gelmek istemiyorum. Size hep karşı çıkıyor ve hiçbir şeyi kabul etmiyor gibi görünsem de, içimde size karşı çok büyük sevgi ve ihtiyaç var. Sizin şartsız sevgi ve güveniniz benim sıçrama tahtam gibi. Siz benim gerçeği görmemi şefkatli sözlerle sağlayın ve bana şartsız saygı duyun ve zaman tanıyın. Bana verdiğiniz bütün o güzel sözlerin hepsi zihnimde fakat ben daha iç dünyamın dalgalanmasını durduramadığım için sanki hiç söylenmemiş ve beni etkilememiş gibi görünüyor olabilir. Siz bu şaşırtıcı görüntüye inanmayın. Hiçbirinin boşa gitmediğini göreceksiniz.  
Yeter ki, ben dalgalarla boğuşurken elimi bırakmayın. Sizden koparsam ya boğulur giderim ya da başka sahillerde gözümü açabilirim.

Ben gencim, duygularımı ve aklımı siz beslemezseniz, ben başka beslenme kaynağı bulmak zorunda kalabilirim. Benim odama, giysilerime karışmayın. Sadece olması gerekeni söyleyin bırakın. Ben evime içim rahat olarak rahat gidip gelebilmeliyim. Beni hep seveceğinizi ve hiç yalnız bırakmayacağınızı bilmeme her zamankinden çok ihtiyacım var.Hele arkadaşlarımı hiç eleştirmeyin. Onlar benim en önemli desteğim. Onlarsız kalırsam yıkılırım. Ufak tefek yanlışlarıma göz yumun. Mükemmeliyetçi olduğunuzda, hiç beğenmeyip daha iyisini, yapmamı beklediğinizde ümitsizliğe düşer, hiçten her şeyi bırakabilirim. İçimde çok git gel ler yaşıyorum. Neyi istediğimi, neyi sevdiğimi, hangisinin doğru olduğunu çoğu zaman karıştırıyorum. Düşünmeye ve bulmaya ihtiyacım. Bu zamana kadar ki bana verdiklerinizle hareket ediyor zihnim. Daha çok kavgalarınız ve eleştirileriniz kalıcı olmuş. Siz huzurlu ve mutlu olduğunuzda kendimi çok daha güçlü ve zorluklarla mücadele edebilecek yetenekte görüyorum. Siz kavga edip huzursuzluk yaşadığınızda, ayağımın altındaki zemin kayıyor 
gibi hissediyorum.
Ben gencim, yüzümdeki bir sivilce beni allak bullak ettiğinde ve ayna ile sıkı fıkı olduğumda o beni küçümsemeniz ve anlamamanız var ya, çok canımı acıtıyor. Odamdaki resimler ve dağınıklık korkutmasın sizi. Kafamın içi dağınık da ondan böyle...Siz aslında arada sırada benim size yaklaştığımı ve şirinleştiğimi fark edemeyecek kadar yanlışlarıma takılısınız. O dönemlerimi bir yakalayabilseniz ve beni anlamaya çalışsanız, iki taraf da çok mutlu olabilir.

Ben gencim, arkadaşlarımla tanışın, eve çağırın ve onları benim gözlerimle görmeye çalışın, nasihatleri hiç dinlemediğimizi gördüğünüz halde, devam etmenize şaşırıyorum. Elâlemin sözüne çok bakıyorsunuz. “aaaaaa çok yüz veriyorsun, bu kıyafette ne böyle?sizin delikanlı saçlarını mı uzatmış öyle ya da kızınızın üstündekilerde ne öyle, ne olacak, zamane çocukları, bana göre hiç yakışmamış. Şimdiden bu kadar yüz verirseniz daha sonra hiç başa çıkamazsınız.” gibi sözler sizi ne çabuk etkiliyor? Onları dinlediğiniz kadar beni dinleseniz daha kolay anlaşırız. Alınmayın ama anne-babacığım, hiç benim sorunlarım ve ihtiyaçlarım hakkında kitap okudunuz mu? Hayır ya da evet derken neye göre diyorsunuz? “Acaba biz nasıl davranırsak doğru olur” sorusu var mı zihninizde? Eğer yoksa Allah iki tarafında yardımcısı olsun, demek ki daha çok düşüp kalkacağız ve çok yara alacağız. Çünkü, “Bilmeyen el hüner üretmez.” demiş büyükler. Bildiklerinin ve yaptıklarının tamamının doğru olduğunu düşünmek kadar tehlikeli bir şey yoktur.

Ben gencim, bir gün öfkemin rengi gözlerime vurduğunda, “Sizden nefret ediyorum, bu evde yaşanmaz” deyip kapıyı çarpıp çıktığımda, bunu söyleyen dilim ve giden sadece bedenim, kalbim ise sizin yanınızda atıyor olacak inanın. Ben sağa sola zikzaklar çizerken kimi zaman dibe çökersem, iyi arkadaşlar, verdiğiniz güven ve sabrınız, benim en iyi ilacım olacaktır. Unutmayın, kanımın deli deli aktığı bu zamanlarda beni idare etmenize ihtiyacım var.

Ben gencim, taktire, teşekküre ve azda olsa başardığım şeyleri bilmeye hava kadar ihtiyacım var. Siz benim yanımda mısınız karşımda mısınız, sözlerinizin renginden ve gözlerinizin mesajından derhal anlaşılıyor. Yanımda olmanız size olan bağlılığımı artırıyor. Nereye güçlü bir bağ ile bağlansam, orada k
kalmaya müsaitim. Ben size bağlanmak ve sizinle kalmak istiyorum. Bana bu fırsatı verin olurmu?

Ben gencim, bazen sizinle ve akrabalarımla birlikte görünmek bile istemiyorum. Bu geçici, ne olur beni anlayın. Sizin yapamadıklarınızı yapmam ya da yaptığınız yanlışları yapmamam için gözünüzün üzerimde olması beni boğuyor. “Yapma yapma” diye sürekli söylediğiniz şeyler daha kalıcı oluyor, farkında değilsiniz. Benim yapmamam gerekenlerden ziyade yapmam gerekenleri bilmeye ihtiyacım var. Beni kendinizle ve başkalarıyla mukayese ediyorsunuz, ben de sizi başka anne babalarla mukayese etsem hoşunuza gidermi?


Ben gencim, sanki siz her yaptığınızı doğru görüyor ve hiç beni kale almıyor, adam yerine koymuyorsunuz gibi hissediyorum. Bu da benim size yakınlaşmamı engelliyor.
Biliyorum geçecek bu zikzaklar, her gecenin sabahının olduğundan, her fırtınanın durulduğundan ve her kışın bir baharının olduğundan biliyorum. Kuşluk vakti yakın anne ve babacığım. 
Az daha sabır lütfen, beni olgunlaştıracak kontrollü serbestlik ve değerlerinizi gün ışığı niyetine bekliyorum. Sizi seven ve anlayan ve fakat daha çok da anlaşılmayı bekleyen genç bir çocuğunuz var, zor da olsa realitemiz bu.

Ben gencim, her şeye rağmen siz dünyanın en iyi anne babalarısınız. Bizlere rağmen gene iyisiniz, sizleri çok seviyorum, Yakında fazlasıyla geri ödeme yapmak kaydıyla gönül hesabıma karşılıksız saygı, güven ve sevgi yatırılmasını acilen talep ediyorum. Sizi ömür boyu gönlünde yaşatacak, baş tacı yapacak, sözlerinizi dinleyecek, sizinle ilgilenecek ve fakat kumandasını size asla vermeyecek olan ve duanıza muhtaç genç çocuğunuz.                          

Saliha Erdim / Ben Gencim

Etme demişti...

26 Eylül 2013 Perşembe

Bu model internet bağlantılı....

Dünden bu güne değişim olur mu?

Zor tabi.. 

Eylül Şafağı...



Allah (Tanrı) ve Peygamber adına öldürülen İNSAN nesli hala öldürülmeye devam ediyor. Şimdi soruyorum,

İsra Suresi-33 Haklı bir sebep olmadıkça Allah'ın muhterem kıldığı cana kıymayın. 
Bir kimse zulmen öldürülürse, onun velisine (hakkını alması için) yetki verdik. 
Ancak bu veli de kısasta ileri gitmesin. Zaten (kendisine bu yetki verilmekle) o, alacağını almıştır.

Ayet açık iken bir İNSAN ın diğer masum bir insanın öldürülmesini Allah mı emretmiştir. Bu akıl tutulması devam edeceğe benziyor.

25 Eylül 2013 Çarşamba

En büyük suçlar...


İnsan ilişkilerinde dışlama sıkıntısı...

İslam'ın öncelediği insan ilişkileri, asıl itibariyle insanı dışlamayı değil, insanı kurtarmayı ve insanı kazanmayı amaçlayan ilişkilerdir. Birçok çalışmamızda belirttiğimiz gibi bu ilişkilerde tasdik veya tekfir değil, tahlil ve tebliğ ön plana çıkarılmıştır. Tahlilin ilk aşamasında fiil ve fail birbirinden ayrılmakta, birçok fiilinde bilinçsiz olan faile, bir insan olarak değer verilmektedir. Tahlilin ikinci aşamasında ise failin fiilleri birbirinden ayrılmakta, doğru ve güzel fiilleri tasdik edilirken, yanlış ve çirkin fiilleri öncelik esası dikkate alınarak peyderpey eleştirilmekte ve konuyla ilgili doğru ve güzel fiiller tebliğ edilmektedir. Bilinçli bir mübelliğ için bu tahlil ve tebliğ süreci, tebliğe muhatap alınan insanların eşikte kabul edildiği bir süreçtir. İslami tebliğin apaçık bir hale gelinceye kadar devam ettirildiği bu eşik sürecindeki insanlara, müslim veya kafir sıfatlarını vermemiz gerekmez. Henüz iman ve küfür bilincinde olmayan bu insanları, bütün bir tebliğ sürecinde insan olarak sıfatlandırmamız ve bunlara insan olarak değer vermemiz gerekmektedir. Nitekim Mekki surelerin birçok yerinde, atalar geleneğine uyarak küfür ya da şirk fiillerine bulaşan kimselerin "Ey müşrikler!" veya "Ey kafirler!" hitaplarıyla değil, "Ey insanlar!." hitabıyla muhatap alınması, anlatmaya çalıştığımız bu gerçeği beyan etmektedir.

Mehmed Alagaş - VAHDETE 7 ADIM

24 Eylül 2013 Salı

Onurlu yaşamak başka iştir...


Yüzümüze taktığımız plastik maskelerde ne?


Cennetin Çocukları...


Bütün çocuklar güzeldir. Temiz ve durudur tüm çocuklar... Kokuları cennet kokusu, yüzleri cennet ırmaklarınca berraktır. Gülüşleri çiçek çiçek açılır. Sevgileri tuba dallarınca.. .

"Adı ne olursa olsun, hangi millet veya ırktan olursa olsun bütün çocuklar saf ve masumdurlar ve bütün çocuklar cennete giderler. Çalış, gayret et. Her iki dünyada da rahat etmek için yollar bellidir. Sen akıllı bir çocuksun." 

Kitap Bitiş Tarihi : 24 Ağustos 2013

Birazda Aksiyon yapalım, yapalım dimi?

Gerçek aksiyon, meydanlarda yapılan şamatalar, bağırışlar, yürüyüşler, duvarlara ve yerlere yazılar yazmalar ve daha kötüsü tabanca patlatmalar, kavga döğüşler değildir. 

Gerçek aksiyon, inanç, ahlak, düşünce, bilim ve sanat planında ortaya konan, uzun çalışmaların ve süreli sabırların yemişi eserler, durumlar ve oluşumlardır. Yeni bir insan tipini doğurmaktır. 

Asıl aksiyon, çok bilinçli, bilgiyle yüklü, kültürle güçlenmiş, disiplinli ve uzak görüşlü davranışlardan doğar.

22 Eylül 2013 Pazar

Koçlar ve Kağnılar..

Anadolu, düşman çizmesi altında inlerken, Türk'e durmak yaraşır mıydı. Türk, şehîd olur ama, esir olamazdı... Eli silah tutan yiğitler cephelere koştular... Yiğitlerin ardısıra karlı dağlar koştu, deli dereler coştu... Tekbir sesleri, Al Bayrağın hilâlinde cepheden cepheye esti... İstiklâl harbirnizin bir başka cepheden verilişi var bu kitapta... Kağnıların yükü kurşun gibi aşırdı. Kurşun gibi atılıyordu Mehmetçik, cepheden cepheye... Atılıyordu düşman üstüne genç Mehmet'ler koçlar gibi... Beyaz güvercinler, al kanlarıyla düşüyorlardı karargâhlara. Ak duvaklı gelinler, ellerindeki al kınayı al kan ile takviye ediyorlardı. Ki, solmasın kınalar Mehmed'i dönene kadar... Bu kitapta, zaferlerin nasıl kazanıldığını, Türk'ün kahramanlığını, sabır ve acıları bir çocuk gözüyle okuyacaksınız.

Zekeriya ile Kitap okumaya devam ediyoruz. Sizde çocuklarınıza
kitap okuyor veya onların kitap okumalarını dinliyor musunuz?
Bunu mutlaka yapmalısınız...



Kitap Bitiş Tarihi : 22 EYLÜL 2013

21 Eylül 2013 Cumartesi

Ya birlikte bir ağıt olsak...










Ya gidip bir çeşmeye kapansam
Ya çeşme bana açılsa
Ya çeşme gelip bende kapansa
Ya birlikte bir ağıt olsak

Kurumuş bir ağıt
Kurumuş bir kan gibi
İnsana ve kente

İşte böyle gidesim var dünyadan...



















Sırtımı dönüp gidesim var, çocukluk işte öyle kalaydık ya.
Babam bilir, gitmişliğimde var resimdeki gibi...................

Sözler...

Demokrasi, Mahkûmların Gardiyanını seçme hakkıdır...
İsmet Özel

Bu deveyi de gütmeyeceğim bu diyardan da gitmeyeceğim.

İsmet Özel

19 Eylül 2013 Perşembe

Batının merhametli labaratuvarları...

Şimdi bu kimyasal bombaları ve diğerlerini sıradan insanlar mı üretti?
Yoksa Batının merhametli laboratuvarlarında mı üretilmiştir?
İnsanlığa faydası olsun diye merhametli bombaları Doğunun Diktatörlerine
satmış olabilirler mi?
Batılı baştan aşağı merhametli mühendisleri nasıl bir ruh hali ile bunları
üretmişlerdir?
Ve üretmeye devam ediyorlardır?
Ne kadar çok para kazanıyorlardır dimi?

Lüks villalarında ürettikleri bombaların ve kimyasalların tehlikelerinden
kilometrelerce uzakta, havuzlarında kokteyllerini yudumlarken,
zengin ülkelerin diktatörlerinin, fakir bıraktığı ailelerinin çocukları sinir gazını
solumanın bedeli olarak ciğerleri iflas ederek ölmelerini düşünüp, kendi
çocuklarını öpebiliyorlar mıdır?

Daha onlarca sorum var ama kim cevap verecek ki?

Arkadaşlarınızla yemeklere çıkıp, Boy boy fotoğraflar çektirip mutluluk
pozları verip  yayınlamak varken bunları niye düşünesiniz ki?

Yanlış mıyım acaba?

Düşünmek zor dimi?

Serdar Karamanlı
19 Eylül 2013

Diren Mahcup olmayacaksın....

Zira söz; bilgi, bilinç ve ahlakla birleştiğinde Allah, kendi adını yerli
yerinde anan hiç kimseyi asla mahcup etmemiştir.

Sözün Gücü Kitabından
Sayfa 257
Musa ŞİMŞEKÇAKAN

Büyük tehlike...

Bu gün yanlış müslümanlık anlayışı, İnsanlık için en büyük tehlikedir. 

Şevket HÜNER

Adalet kimin sırtında...


Kitap yüklü merkep...


17 Eylül 2013 Salı

Almanya’da bir lise müdürünün her yıl gönderdiği mektup...

Almanya’da bir lise müdürü, her eğitim öğretim yılı başında öğretmenlerine şu mektubu gönderirmiş.

“Bir toplama kampından sağ kurtulanlardan biriyim. Gözlerim hiçbir insanın görmemesi gereken şeyleri gördü. İyi eğitilmiş ve yetiştirilmiş mühendislerin inşa ettiği gaz odaları, iyi yetiştirilmiş doktorların zehirlediği çocuklar, işini iyi bilen hemşirelerin vurduğu iğnelerle ölen bebekler, lise ve üniversite mezunlarının vurup yaktığı insanlar.

Eğitimden bu nedenle kuşku duyuyorum. Sizlerden isteğim şudur.
Öğrencilerinizin insan olması için çaba harcayınÇabalarınız bilgili canavarlar ve becerikli psikopatlar üretmesin. Okuma yazma, matematik, çocuklarınızın daha fazla insan olmasına yardımcı olursa ancak o zaman önem taşır.”

15 Eylül 2013 Pazar

Müddessir Suresinin ardından..

Musa Şimşekçakan Ağabeyin Yazmış olduğu SÖZÜN GÜCÜ kitabını, Şevket HÜNER ağabey ile okumaya devam ediyoruz. 

18 NİSAN 2013 tarihinde başladığımız, 13 Haziran 2013 tarihinde Şevket Ağabeyin tabiri ile 

Hitamuhu Misk oldu. 

Toplamda 55 sayfa olan Müddessir Suresini yaklaşık 10 derste bitirdik. Bitirdik dediğime 

bakmayın, bana kalırsa Sure bizi bitirdi. 

Alak, Kalem ve Müzemmil surelerinin ardından ki Alak'ta Namazı engel olanı göstermiş, 

Kalemde Ahlaki durumu anlatmış, Müzemmil Suresinde servet sahiplerinin ahireti 

yalanlamasını ortaya koyduktan sonra,, sanki şöyle söylenmişti  "Hesap vermeye 

yanaşmayanların elinde hayat cehenneme dönmüyor mu?" sorusuna cevap olmuş gibiydi.

Din, paylaşmaktır, kardeş eder ve kardeşlik tebessüm ettirir. 

Peygamber, haksızlığa karşı kayıtsız kalamayandır.

Sayfaların satırları arasında dolaşmaya başladığımızda, bir ezilme hissediyoruz. "Sorumluluğu 

yüklenmiş elçi" ile hareket edememek bizleri ezdi. O kalkıp uyardı, bizler yapamadığımız için 

yine ezildik. Çünkü iktidar olan Müslüman yöneticilerimize "neden ihalelere fesat 

karıştırıyorsun, neden Faiz dünya gerçeğidir dediğin de onları uyarmak gerekirdi uyaramadık. 

Bunun verdiği ezilme ile ezildik. Elçi OKU emrini aldıktan sonra bir daha Hira'ya çıkmadı ve 

inzivaya çekilmedi. 

Bunun yerine GECE eğitimleri ile kendini ve  Arkadaşlarını kuvvetlendirilmesi bunu anlamamız 

istendi ve artık Fatiha Suresine başlamaya hazır gibiyiz, gibiyiz diyorum çünkü bundan emin 

değilim neyse daha fazla okuyup düşünmem gerekiyor.

Yazamadığım onlarca mesele var kafamda Müddesir Suresi ile alakalı ve hayatımın geri kalan 

kısmı ile....

Serdar Karamanlı
20 Haziran 2013




14 Eylül 2013 Cumartesi

Her kesin sakladığı bir şey vardır, Sen ne saklıyorsun?

Senin sırrın ne? 

Ben biliyor olabilir miyim?


Yeni başlayan KAYIP dizisinin en çarpıcı sorusuydu...

Kasaba...

Kasaba Trevanian (Rodney William Whitaker)

Kasaba gerçek bir tutkunun sebep olduğu gerçek dışı etkiler inanılmazla gerçek arasında yer alan ince ayrıntılarla bezenmiş usta işi bir kitap.

Nedenleri tarihin vahşet dolu günlerine kadar uzanan, kızıl saçlı çok güzel bir kadının tutkusuna adanmış, bıçağın cerrah ustalığında kullanıldığı inanılmaz cinayetler...
Ve huzuru kaçan sakin bir kasaba...
Olaya el koyan tecrübeli, babacan, kural tanımaz yaşlı bir polis...
Kasaba, tüm bu sorunlar labirentinin çaresiz çözümsüzlüğünde bir kayboluşu anlatmaktadır. Kitap giderek cinayetin değil gizemin, katilin değil söylencenin peşinde bir polisiyenin dışında, anlatımı, kurgu ve diyaloglarıyla başlı başına bir edebiyat keyfidir.
(Arka Kapak'tan)



Kitap Bitiş Tarihi : 14Eylül 2013 İstanbul
2013/23

9 Eylül 2013 Pazartesi

Günün Tefekkürü...

“Anladım ki, moral bir karakter,
Asla fikirler, ilkeler ve eğitimle oluşturulamaz.
Dengeyi mümkün kılan muhabbet ve güvendir.

Sevgi bir kazanım değil, bir armağandır.”
Paul Feyerabend

8 Eylül 2013 Pazar

Sevgili Facebook ne düşünüyorum diye soruyorsun ya.....

Şimdi ne düşündüğümü yazacağım.
Yeryüzünde Uluslararası bir organizasyonu kaybettiğinde sevinen, memleketimizin dangalaklarından, başka bir ülkede de var mıdır diye düşünüyorum....
Tabi ki düşüne biliyorlarsa ?


Aşk Limanı..

Amerikan yapımı bir film
Hiç bir şey göründüğü gibi değildir.

Eşinizin gelecekte eşi olacak kişiye mektup yazabilir misiniz?

Peki aşk Liman arar mı?


http://www.mybilet.com/event/13861/ask-limani-safe-haven/

6 Eylül 2013 Cuma

Bir İnanmış adam...

Hürriyet gazetesinde Ahmet Hakan Babasını anlatan bir yazı yazmış, Yazının sonunda da "Babası Vefat edenler ne hisseder" diye bir bölüm açmış. Allah Tüm göçmüşlerimizi rahmeti ile muamele eylemesi için dua ediyorum.

Belki okursunuz aşağıda bağlantısı var.

Selam ve Muhabbetle kalın Dostlar

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/24655182.asp

Sessizlik üzer mi?


Ön yargı tam da böyle bir şey...


Karadenizli bir annenin doğru koca tarifi...

Bir söz...

Bizim derslerimizde işlediğimiz ana tema Dindarlık değildir. Konumuz MERHAMETTİR.
Şevket HÜNER


3 Eylül 2013 Salı

Seviyorsun ama kimi?

"O, mutsuzluğunun nedeninin sevdiğince terk edilmek olduğuna adı gibi emin. Bense, terk edilen insanların mutsuzluğunun saf bir şekilde bağlandıkları insanı kaybetmek olduğundan şüphe duyarım. Denklemin üzerine hemen atlamam: “Onu çok çok seviyordum, onu kaybettiğimden dolayı çok mutsuzum.” " 

Mustafa ULUSOY, Zaman gazetesindeki köşesinde diyerek başlamış yazısına.

Yazının sonuna doğru şöyle bir cümle var. 
" Uzun uzun düşünmeli insan: Seviyorum, derken, ne kadar onu sevdiğini, ne kadar ondaki menfaatini."

Genç kardeşlerimizle SEVMEK meselesi konuşuyoruz arada 40lı yaşları geçerken yaşadığımız gençlik tecrübelerimizi aktarmaya çalışıyoruz becerebildiğimiz söylenemez tabi :) 

Mustafa ULUSOY'un yazısı belki yardımcı olur kabilinden yayınlıyorum. Aşağıdaki bağlantıdan yazının tamamını okuyabilirsiniz.

http://www.zaman.com.tr/mustafa-ulusoy/seviyorsun-ama-kimi_2126811.html

2 Eylül 2013 Pazartesi

Ben çöp atmıyorum, sende atma!


Hesaplaşma...

"Vücudu kasılıp bilinci sulara gömülene dek, acısının sivri uçlu dalgaları yoğunluklarının doruklarına ulaştılar. Sonra tam delirmesine yakın, doruklar yıkıldı, bilincin derinliklerine girdap yaparak indi ve adam, unutmuşluğuna uçtu."

Trevanian, St-Martin's-in-the Fields Kilisesi'nde kazığa oturtulan adamın son nefes verişini böyle anlatır. 

Londra'nın arka sokakları...  Bir tarafta CII, MI 5, MI 6 ve "Yüznumara Örgütü"nün acımasız ajanları diğer tarafta ise Cani Strange... Ve tüm bunlar arasında yaşama mücadelesi veren Dr. Hemlock... Hedef ise Marini Atı'dır. (Arka Kapak)

Kitap Bitiş Tarihi : 30 Ağustos 2013 Esenköy
2013/22