28 Kasım 2015 Cumartesi

Ahzab Suresi Bağlamında Salavât Getirmenin Anlamı-2

Zıhar,
Çocukların babalarına nispet edilmesi, yani evlatlık,
Peygamberin eşlerinin müminlerin annesi olması,
Akrabalık bağlarının mirasta manevi kardeşlik bağlarından daha öncelikli olması.
Sonra, ayetler Hendek ve hemen ardından Kureyzaoğullarıyla yapılan savaşa değinir ki bu savaşların en önemli özelliği, imtihan konusu edilen bütün güçlüklerine rağmen savaşılmamış olmasıdır. Daha doğrusu bu olaylar psikolojik bir harp şeklinde ilerlemiş ve sonuçlanmıştır. Ancak ayetler, savaşa hazır olmak, bunu göze almak ve şehit olmayı arzulamak üzerinde durur. Savaşılmamasına rağmen bu hengâmede korkmadan hazır beklemek ve bedel ödemeyi göze alabilmek savaşmak kadar önemli kabul edilmiştir. Hendek savaşında Kureyzaoğullarının arkadan şehri kuşattığına dair haberler tam anlamıyla bir imtihana dönüşmüştür. Ayrıca Haşr suresi bağlamında anlatıldığı gibi elde edilen ganimetlerin dağıtımı da yine bu imtihanın bir parçası durumundadır.
Hendek muhasarası ve devamında meydana gelen olaylar, kâfirlerin tuzak içeren bütün çetrefilli uğraşılarına ve özellikle münafıkların birliği bozmaya çalışan gayretlerine rağmen müminlerin birleşmiş ordular karşısında nasıl cesaretle durduklarını gösterir. İşte müminlerin yapılan kötü propagandalara kanmayıp sağlam durarak kazandığı asıl savaş budur. Bu özellikle münafıklara karşı kazanılmış bir zaferdir. Dolayısıyla birlik ve beraberliğin ne kadar önemli olduğunu kanıtlamıştır. Toplumsal olaylar ele alınırken araya bu savaşlarda gösterilen başarının girmesinin sebebi budur. Başka bir ifade ile Hendek savaşı ve sonrasında gelişen olaylar, münafıklara karşı imanın bir zaferidir ve bu başarı bütün sosyal olaylarda hatırlanmalıdır. Zira toplumu ilgilendiren sosyal olayların pek çok zaman savaşta gösterilen cesaret ve sabrı gerektirecek kadar ciddi sorunları ve sonuçları olur. Nihayet toplumun birliğini, yani barışını ve huzurunu koruyamayan milletlerin savaşta da bir esamesi okunmaz.
Hendek savaşı sırasındaki o uzun bekleyiş ve yine bu sırada şehrin arkadan Yahudiler tarafından sarıldığı ve evlere saldıracakları bilgisi, çoluk çocuğun helak olduğu veya olacağı yönünde gelen haberler ve çaresizlik içinde ne yapacağını bilemezken tam bu aşamada münafıklardan şöyle bir ses duyulmuştur:
“Allah ve Resulü bize sadece boş vaatlerde bulundu.” ve “Burada düşmana karşı konulmaz, evlerimiz saldırılara açık durumda!”
Münafıklar savaştan kaçmak ve kardeşlerine de “Bize gelin!” diyerek savaştan alıkoymak yoluyla müminlerin gücünü kırmaya çalışmışlardır. Fitne çıkarmaya yarayan bu yaklaşımların savaşın sonuçlarından daha fazla zarar vereceği açıktır. Ancak müminlerin sabır ve sebat göstermesi sayesinde bu gerçekleşmemiştir.
Aynı şekilde müslümanlar arasında fitne çıkarmaya ve onların birliğini bozmaya çalışanlar, toplumu ilgilendiren önemli konularda da zihinlerde şüphe uyandırmaya çalışmaktadırlar. Savaş şartları ile toplumu ilgilendiren ağır konuların bir arada verilmesinin sebebi, muhtemelen her iki durum arasındaki benzerlik ve sonuçları itibariyle yol açabilecekleri büyük sorunlar dolayısıyladır. Buna göre münafıkların Peygamber (sav)’in evlilikleri, zıhar gibi çok uzun süre toplumda yer etmiş ama zulme yol açan geleneksel uygulamaları kaldırması vb gibi meseleleri tartışma/eleştiri konusu yaptıkları bellidir. Onlar, bu şekilde muhalefet oluşturmaya yeltenmektedirler. Bu durumun Hendek’te yaşananlardan farkı yoktur. Nitekim savaşlar bir milletin birleşmesine yol açarken bu tür fitneler toplumu parçalamaya sebep olabilmekte, yani çok fazla zarar verebilmektedir.
Hendek muhasarasında savaşılmadığı hâlde münafıklar marifetiyle doğan sıkıntılı hâl, toplumu ilgilendiren konularda da yine bu hasta tipler elinde benzer zorluklara yol açmaktadır. Bu nedenle her iki durum peş peşe anlatılarak aralarındaki benzerliklerden ders çıkarılması ve ibret alınması istenir. Bu şekilde bir mukayese müminlere içinde bulundukları toplumsal paydayı ciddiye almayı öğretir. Eğer elçiye gerekli destek verilmezse toplumda kötü haberleri yayanların yol açacağı tahribat, savaşta yaşananlardan az olmayacaktır. Bu sebeple toplumumun barış ve huzuruna gerekli itinayı göstermek bir zarurettir.
Buradan itibaren ayetler, başta olduğu gibi tekrar içe yönelir.]

26 Kasım 2015 Perşembe

Yazının Evrimi....


Öksüz ve yetim çocuklarımızın faydasına olabilir. ...

ARKADAŞLAR , BÜYÜKŞEHİR BELEDİYEMİZ YETİM VE ÖKSÜZ ( İLK OKUL, ORTA OKUL, LİSE ) OKUYAN KARDEŞLERİMİZE KİŞİ BAŞINA NAKİT 200 TL VERİYOR.

GEREKLİ EVRAKLAR :
1- ÖLÜM BELGESİ
2- ÖGRENCİ BELGESİ
3 - ÖGRENCİ VE VELİNİN KİMLİK FOTOKOPİSİ

YER: EDİRNEKAPI'DAKİ BÜYÜK ŞEHİR SOSYAL HİZMET BİNAMIZ.

SON GÜN : 4 ARALIK

ETRAFIMIZA SÖYLEYİP VESİLE OLALIM SAYIN ARKADAŞLAR.

Ahzab Suresi Bağlamında Salavât Getirmenin Anlamı-1

Ahzab suresi, şu ayetlerle başlar:
“Ey Peygamber! Allah’a karşı gelmekten sakın. Kâfirlere ve münafıklara itaat etme. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. Rabbinden sana vahyolunana uy. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır. Allah’a tevekkül et, vekil olarak Allah yeter.”
Kâfir ve münafıklara itaat edilmemesinin gereğini vurgulayarak başlayan bu sure Medenî bir suredir ve bu girişten sonra surenin içeriği özetle şu şekilde ilerler:
Kişinin eşi, annesi gibi (zıhar); evlatlıkları da gerçek çocukları gibi değildir (4).
Çocuklar, babalarına nispet edilerek isimlendirilmelidir (5).
Peygamber, müminlere canlarından ileridir. Eşleri de müminlerin anneleridir. Akrabalık bağları, miras açısından manevi kardeşlik bağından daha fazla hak doğurur. (6).
Allah, sadıklara sıdkından sorabilmek için Nuh, İbrahim, Musa, Meryem oğlu İsa ve son olarak Muhammed’den söz (misak) almıştır. Kâfirlere ise acı bir azap hazırlamıştır. (7, 8).
[Sekizinci ayette لِيَسْپَلَ الصَّادِقٖينَ عَنْ صِدْقِهِمْ “Sadıklara sıdkından sormak” tan bahsedilir. Yani insan, toplum içinde sosyal dokuyu ilgilendiren her konuda dürüst ve her hâlükârda doğru adımlar atmak zorundadır ve bundan sorumludur. Bu sözleşme (misak alma) bahsinden hemen sonra konu, daha önce yaşanmış savaş şartlarına getirilir ve az önce sözü edilen sosyal meselelerle bunlar arasında verilen mücadele ve zorluk açısından bir bağ kurulması istenir.]
Bir zaman üstlerinden ve altlarından üzerlerine ordular saldırınca gözleri kayıp yürekleri ağızlarına geldiğinde, hatta Allah hakkında zanlarda bulunmaya başladıklarında müminler, Allah’ın düşmanlarının üzerine bir rüzgâr ve görülmeyen ordular göndererek kendilerini nasıl kurtarıp nimetlendirdiğini hatırlamalıdırlar (9, 10).
O an orada müminler denenmiş, şiddetli bir sarsıntı ile sarsılmış, münafıklar ve kalplerinde hastalık (maraz) bulunanlar, “Allah ve Resulü bize sadece boş vaatlerde bulundu.” demiş; bazıları da kaçmak için “Burada (düşmana) karşı konulmaz, evlerimiz (saldırılara) açık durumda!” diyerek Peygamber (sav)’den izin istemişti. (11-13).
Eğer şehirleri gerçekten saldırıya uğrasa ve düşman tarafından fitne çıkarmaları istenseydi, (o kalpleri hasta olanlar) tereddüt etmeden bunu hemen yaparlardı (14).
Oysa dönüp kaçmayacaklarına dair Allah’a söz vermişlerdi ki Allah’a verilen söz sorumluluk gerektirir. (15).
Onlara “Ölmekten yahut (savaşta) öldürülmekten kaçıyorsanız, kaçmak size bir fayda vermez; bunu başarsanız bile hayatın zevkini ancak çok kısa bir süre tadarsınız!” denilmelidir. Çünkü Allah bir zarar vermek istese, kimse O’ndan kaçamaz. Yahut rahmetini bağışlamak istese buna kim mani olabilir? Onlar, Allah’tan başka bir yardımcı ve koruyucu bulamayacaklarını da bilmemektedirler. (16, 17).
Allah, savaştan kaçanları ve kardeşlerine “Bize gelin!” diyerek (savaştan) alıkoyanları bilir. Böyleleri müminlere yapılan yardımı kıskanır. Ama bir tehlike ile karşılaşınca ölecekmiş gibi korkuyla gözleri dönmüş bir şekilde müminlere bakarlar. Tehlike geçince de inananları sivri dilleri ile incitmeye devam ederler. Bu insanlar, iman etmiş değildir ve bu yüzden Allah onların yaptıklarını boşa çıkaracaktır (18, 19).
Bunlar, korkudan ordunun çekilmediğini zannetmektedirler. Ordu geri dönse çölde bedeviler arasında kalıp uzaktan haber almayı tercih ederler; aranızda bulunsalar bile savaşır görünmekten başka bir şey yapmazlar (20).
[Burada müminlerle münafıklar arasındaki psikolojik çatışma (harp) gündemdedir. Münafıklar savaş şartlarında korku ve vehim üreterek yaptıklarını şimdi toplumsal meselelerin hâllinde dedikodu ve iftira ile yapmaya çalışmaktadırlar.]
Oysa Allah’ın elçisi, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmaya inanan ve Allah’ı çok anan kimseler için çok iyi/güzel bir örnektir. Buna göre müminler düşman ordularını gördükleri zaman korkmaz, bu onların sadece imanlarını ve teslimiyetlerini artırır ve “Bu Allah ve Resul’ünün, bize vadettiği zaferdir. Allah ve Resulü doğru söylemiştir.” derler (21, 22).
Müminler, Allah’a verdikleri sözde dururlar. Onlardan kimi şehit düşmüş kimi de şehit olmayı beklemektedir (23).
Allah, sadakat gösterenleri sözlerini tutmalarından dolayı ödüllendirsin, ikiyüzlüleri de -dilerse- azaba çarptırsın yahut (pişmanlık duyarlarsa) tövbelerini kabul etsin diye insanları bu tür sınamalara tabi tutmaktadır (24).
Allah, savaşta müminlere yardım edip inkâr edenleri ise hiçbir hayra eremeyecekleri şekilde öfkeleriyle geri çevirmiştir. Kitap ehlinden onlara yardım edenleri de kalelerinden indirip kalplerine korku düşürmüştür. Onlardan bir kısmı ölmüş bazıları da esir alınmıştır. Böylece Allah, onların topraklarını, evlerini, mallarını ve henüz ayak basılmayan nice yerleri müminlere miras olarak vermiştir (25-27).
[Baştan itibaren buraya kadar bir özet yapmak gerekir. Çünkü savaştan bahseden ayetlerden hemen sonra buradan itibaren ayetler tekrar içe yönelir.
İlk altı ayette toplumsal (sosyal) meseleler sıralanır.

25 Kasım 2015 Çarşamba

Ahzab Suresi Bağlamında Salavât Getirmenin Anlamı- Giriş

-ümmete rahmet-

Bağlamın sure bütünlüğü açısından oynadığı rolü göstermesi açısından en önemli örneklerden biri de Ahzab suresinin 56. ayetidir. Anlam verilirken siyak-sibak ilişkisinin dahi yetmediği ve mutlaka sure bütününde yer alan mananın da dikkate alınması gerektiği, bu ayetle ortaya çıkmaktadır. Başka bir ifade ile bu ayet, sure bütünü dikkate alınmadan kastın tam anlamıyla ortaya çıkarılamadığını gösteren iyi bir örnektir. Ayet, salavât getirme diye isimlendirilen eyleme de kaynaklık etmektedir ki burada bütün mesele, salât kelimesi çevresinde ilerler.
Salât kelimesi, namaz, dua, istiğfar, rahmet, bağışlama, tebrik, senâ, hayırla anmak, yüceltmek, yanmak gibi manalara gelir.(1) Çoğulu salavâttır ve bu şekilde ifade edildiğinde genellikle Allah için senâ (övgü), Peygamber (sav) için de dua anlamını çağrıştırır.(2)
Salavât, kendisine namazda iki şekilde yer bulur.
Birincisi teşehhütte, yani son oturuşta okunan tahiyyat duasındadır. Bu dua da  “…ve’s-salavâtu….” ifadesiyle bütün salavâtların Allah’a ait olduğu dile getirilir.(3) Bunun anlamı, genellikle “Bütün övgüler Allah’a aittir.” şeklinde verilir.(4)
İkincisi, yine namazda Peygamber (sav)’e ve müminlere dua etmektir ki bu dua;
“Allahumme salli alâ Muhammed ve alâ âli Muhammed kemâ salleyte alâ İbrahim ve alâ âli İbrahim, inneke hâmîdun mecîd.” veya “Allahumme bârik alâ Muhammed ve alâ âli Muhammed kemâ bârekte alâ İbrahim ve alâ âli İbrahim, inneke hâmîdun mecîd.” şeklinde ifade edilir. Bu sözler, Allah’tan bütün peygamberlerin atası durumunda bulunan İbrahim (as)’e ne verdiyse Muhammed (sav)’e de de aynısını vermesini talep eder. Bununla da kalmayıp her iki elçinin âlini de içine alır.
Namaz dışında;
Salavât, Ahzab suresinin ilgili ayetinden hareketle müslümanların fiili anlamda hayatlarına yansıtmaları gereken bir emirdir ki muhtemelen ‘salât’ın namaza yansıması da söz konusu surenin nüzulünden sonradır. Salavât, sözlü olarak “Allahumme salli alâ Muhammed ve alâ âli Muhammed” şeklinde ifade edilir ve bunun yanı sıra isminin geçtiği her yerde kısaca “Sallallahu Aleyhi ve Sellem” demek, Muhammed (sav)’in manevi şahsını selamlamak anlamına gelir. Bu şekilde mukabelede bulunmak bir nevi ümmetinin kendisine şahadetidir ve onun rehberliğine duyulan saygıdan kaynaklanır. Peygamber (sav) hayattayken gerek namaz içinde gerekse namaz dışında onu sevmeyi, korumayı, yüceltmeyi ve rehberliğinden faydalanma kararlılığını ifade eden bu samimi yaklaşım, o öldükten sonra da devam ettirilmiştir. Fakat zamanla anlamı ve söylenme kastı unutulmuş sadece vird şeklinde tekrarlanan kuru bir söze dönüşmüştür. Nitekim bu dua, günde beş vakit Nebi (sav)’nin arkasında namaz kılanlar için anlamlıdır. Ama karşısında elçiyi bizzat göremeyenlerin bu sözle ne kastettiklerini anlamaları hususu zihinlerde yeterince açıklık kazanamamaktadır. Zira Peygamber (sav)’e bunca salavât getirmek sadece onun pak ruhuna yardım istemek veya Allah’tan onun için bir makam (makâm-ı mahmûd) talep etmekle sınırlandırılabilir mi?
Salavât getirmek diye tabir edilen cümlenin içinde geçen en önemli kavram salât kelimesidir. Bu kelimenin Kur’an’da pek çok yerde kullanıldığı bir vakıadır. Bilindiği gibi Kur’an’da bir kelimenin birden fazla anlama gelmesine vücuh denir. Farklı vecihleri bulunan eş sesli kelimelerden biri olan salât, diğer çok sesli kavramlar gibi kullanıldığı yere, yani siyak sibak ve içinde bulunduğu bağlama göre anlam kazanır.
Salât kelimesinin geçtiği ayet şudur:
“Allah ve melekleri, Peygamber’e çok salevât getirirler. Ey müminler! Siz de ona salevât getirin ve tam bir teslimiyetle selam verin.”
Ayetin mealinde يُصَلُّونَ (yusallûne) fiilinin salavât getirirler şeklinde çevrilmesi hatadır. Zira Allah’ın ve melekelerin salavât getirmesi söz konusu olabilir mi? Elbette hayır. Allah’ın Resul’üne dua ettiği de düşünülemez. Allah’ın salât etmesi, Rasulullah (sav)’a rahmet etmesi, melekleri nezdinde onu tezkiye edip övmesi veya rızası; meleklerin salât etmesi, Nebi için dua edip ve af talep etmeleri; müminlerin salâtı ise Peygamber (sav)’in Allah katındaki makamının yüceltilmesi/yükseltilmesi için dua etmeleri şeklinde anlaşılmıştır.
Ancak surenin içeriği ve bağlamı bilinmeden bu kelimeye yüklenecek mana, akim kalır. Yani salât kelimesinin hangi bağlam içinde geçtiği ve bu kelimeyle özel ya da genel bir anlamın kastedilip kastedilmediği ancak bağlam yardımıyla ortaya çıkarılabilir. Bu nedenle önce surenin içeriğinden hareketle baştan aşağı bağlamını görmek bir zarurettir.

24 Kasım 2015 Salı

Ama var...

“Eğer ölümden sonra bir hayat yoksa, hayat ölümün ta kendisidir.”
Tolstoy

21 Kasım 2015 Cumartesi

SOĞUK DAĞ..

İç Savaş'ın başlarında, 
Kuzey Carolina, Soğuk Dağ bölgesinin erkekleri, orduya katılmak üzere yola koyulurlar. Ada (Kidman), orduya 
katılan Inman'ı (Law) dönüşünü beklemek üzere uğurlar. 
Fakat savaşın dehşeti arttıkça yazdığı mektuplara yanıt 
alamayan Ada, savaşın getirdiği yoksulluk ve yalnızlığın içinde

tek başına mücadele vermek zorundadır.

Her yönü ile seyredilesi bir film. Cinsel içerikli sahneler olduğunu belirtmeliyim.
Savaş, savaşan insanları ne hale getiriyor.
Ya geride kalanlar, neler ile ve mücadele ediyorlar. 
"Ben bir insanın keçi ile bile hayatta kalabileceğini öğrendim. Bir keçi sana dostluk yapar, süt verir ve peynir ihtiyacın olduğunda da et olur."(FİLM'DEN)

Ya İNSAN evet insan ne olur? 

17 Kasım 2015 Salı

Dua'ya farklı bir tanım...

“Dua, dillerinizle söylediklerinizden çok ellerinizle yaptıklarınızdır.”
Mustafa İslamoğlu

14 Kasım 2015 Cumartesi

Sukut için Sabretmelisin....

“Dağlara sinmiş huzur, 
En küçük kıpırdanış yok ağaç dallarında 
Kuşlar ormanda suskun
Sabret!
Yakın bir gün 
Sen de sukut bulursun.”

-J.W. von Goethe

(Kendinden Öte bir yol Kitabından- Salih Özaytürk)

12 Kasım 2015 Perşembe

Devlerin Gazabı


Jack Higgins'den güzel bir macera romanı.
Emmet Keogh adında eski bir IRA mensubu, Meksika'da yaşarken kendisine gelen bir iş teklifini kabul eder. Ancak bu dakikadan sonra bütün hayatı değişir.

Yanına eklenen bir rahip tiplemesi ile birlikte Meksika'nın tehlikeli yerleşim yerlerinde maceradan maceraya koşar.

Macera romanları severlerin zevkle okuyacağı bir roman. 



Kitabın bitiş tarihi 12 Kasım 2015


İstanbul 2015/31

10 Kasım 2015 Salı

Kur'an günlüğümden....

Fatır Suresi 5- Ey insanlar! Allah'ın vadi gerçektir, sakın dünya hayatı sizi aldatmasın ve o aldatıcı (şeytan) da Allah hakkında sizi kandırmasın!
10- Kim izzet ve şeref istiyor idiyse, bilsin ki, izzet ve şerefin hepsi Allah'ındır. O'na ancak güzel sözler yükselir (ulaşır). Onları da Allah'a amel-i salih ulaştırır. Kötülüklerle tuzak kuranlara gelince, onlar için çetin bir azap vardır ve onların tuzağı bozulur.
19- Körle, gören bir olmaz.
20- Karanlıkla aydınlık da bir olmaz.
21- Gölge ile sıcak da bir olmaz.
22- Dirilerle ölüler de bir olmaz. Şüphesiz Allah, dilediğine işittirir. Sen kabirlerdekilere işittiremezsin!
37- Onlar orada: Rabbimiz! Bizi çıkar, (önce) yaptığımızın yerine iyi işler yapalım! diye feryad ederler. Size düşünecek kimsenin düşünebileceği kadar bir ömür vermedik mi? Size uyarıcı da gelmedi mi? (Niçin inanmadınız?) Şimdi tadın (azabı)! Zalimlerin yardımcısı yoktur.


9 Kasım 2015 Pazartesi

Kur'an günlüğümden..

Sebe Suresi 46 De ki: Size bir tek öğüt vereceğim: Allah için ikişer ikişer ve teker teker ayağa kalkın, sonra da düşünün! Arkadaşınızda (peygamberde) hiçbir delilik yoktur! O ancak şiddetli bir azap gelip çatmadan evvel sizi uyaran bir peygamberdir.
47 De ki: Ben sizden bir ücret istemişsem, o sizin olsun. Ücretim yalnız Allah'a aittir. O, her şeye şahittir.

48 De ki: Kuşkusuz, Rabbim gerçeği ortaya koyar. Çünkü O, gaybı çok iyi bilendir.

8 Kasım 2015 Pazar

Zalim ve cahil olan kim? Ve buna en büyük Şahit Kim?

Ahzâb, 72. Ayet: Biz emaneti, göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler, (sorumluluğundan) korktular. Onu insan yüklendi. Doğrusu o çok zalim, çok cahildir.

7 Kasım 2015 Cumartesi

"Hayata Kal"manın ahlakı olmalı değil mi?

Filmin bilgisi ve Konusu:Uçak kazası sonrası, Pasifik adalarında ıssız bir adaya düşen Amerikalı futbol takımı oyuncuları, sınırlı kaynaklara sahip adada kurtarılmayı beklerlerken,kaynakların sınırlılığı ve çeşitli anlaşmazlıklar sonrası takım ruhunu kaybedince gruplaşmalar baş gösterir.Şiddete meyilli ve dengesiz tavırlar sergileyen ve takımın özverili oyuncularından arasında alfa erkek olma yolunda ayrıca bir mücadele başlar.Takım oyuncuları ıssız adada mahsur kaldıkları süre boyunca hayatta kalmak için zor seçimler yaparak yaşam mücadelesini sürdürmek durumundadırlar.

Filimde uygunsuz sahnelerin olduğu bilgisini hemen başta vereyim. Şimdi başlıkta ki soruyu soralım.
"Hayata Kal"manın ahlakı olmalı değil mi?
Evet olmalı işte bu filim buna bir yerde cevap vermiş.
Bizde kendi cevabımızı vermeliyiz.

Paylaşarak kardeşçe hayatta mı kalacağız?
Yoksa bencilce davranıp teker teker yok mu olacağız?

Değişime kendinden başlamalısın...


Demokrasi kimin malı?


2 Kasım 2015 Pazartesi

Önemli Soru budur?

İki tane hayatımız yok.
Dün olmayan bazı şeyler bugün varsa,
Dün olan bazı şeyleri de bugün hayatımızdan çıkarmışız demektir.
Edindiğimiz yeni alışkanlıkları terazinin hangi kefesine,
Terk ettiğimiz eski alışkanlıklarımızı hangi kefesine koyabiliriz.
Hayr kefesine mi, şer kefesine mi?
Yoksa teraziyi çoktan bir eskiciye okuttuk da utancımızdan kimseye söyleyemiyor muyuz?

Gökhan Özcan


1 Kasım 2015 Pazar

Kur'an Günlüğüm'den Ahzâb Suresindeyim ve önemli uyarı!!!

Ahzâb, 1. Ayet: Ey Peygamber! Allah'tan kork, kâfirlere ve münafıklara boyun eğme. Elbette Allah her şeyi bilmekte ve yerli yerince yapmaktadır.
2. Ayet: Rabbinden sana vahyedilene uy. Şüphesiz Allah, bütün yaptıklarınızdan haberdardır.
3. Ayet: Allah'a güven. Vekîl olarak Allah yeter.