8 Ekim 2016 Cumartesi

Marsmallow Experiment Deneyi ve Sonuçları....

1960-70'li yıllarda Stanford Üniversitesi psikoloji profesörü Walter Mischel tarafından yürütülen çok meşhur bir deney vardır: Marsmallow Experiment
Bu Walter amcamız ve ekibi çoğu 4-5 yaşında olan yüzlerce çocuk üzerinde bu deneyi yapıyorlar.
Aşağıda çok eğlenceli bir örneğinin videosunu da paylaşacağım deney şu şekilde işliyor:
Denek çocuğumuz bir odaya alınıp sandalyeye oturtuluyor. Önüne de bir tane marshmallow (şekerleme) konuluyor. Deneyi yöneten kişi çocuğa bir teklifte bulunuyor:
'Ben şimdi kısa bir süreliğine dışarı çıkacağım. Eğer ben gelene kadar bu marshmallow'u yemezsen dönünce sana 1 tane daha marshmallow vereceğim. Ama ben dönmeden yersen başka vermeyeceğim.'
Sonra da odayı terk ediyor. Yaklaşık 15 dakika sonra geri dönüyor. Bu arada gizli kamera ile çocukların o 15 dakikayı nasıl geçirdiği kaydediliyor. (İnanın çok eğlenceli görüntüler çıkıyor ortaya)
Bazı çocuklar 15 dakika sabretmeyi başararak 2. şekerlemeye kavuşuyorlar. Ama çocukların çoğu tahmin edileceği üzere araştırmacı odayı terk ettikten kısa bir süre sonra pes ediyor.
Araştırmanın sonuçları 1972'de yayınlanıyor. O zamanlar çok da popüler olan bir araştırma değil bu. Esas olay yıllar sonra ortaya çıkıyor.
Aynı çocukları yıllar sonra inceleyen araştırmacılar çok ilginç sonuçlara ulaşıyorlar:
15 dakika sabredip nefsine hakim olan çocuklar hayatlarının bir çok alanında diğer çocuklara göre çok daha başarılı olmuşlar:

-daha yüksek SAT(bizim ÖSS gibi) puanları
-daha nadir bağımlılık yapan madde kullanımı
-daha iyi sosyal beceriler
-stresle daha iyi başa çıkabilme

The Marshmallow Test

6 Ekim 2016 Perşembe

“Camdan dışarı değil candan dışarı bakıyorum...”

12-17 yaşlarımın tanığı bir komşu teyzemiz vardı. Allah rahmet eylesin ellerinde kemik erimesi olduğu için baş parmakları yamulmuştu. O zamanlar kemik erimesi bugünkü kadar yaygın bilinen bir dert değildi. Komşu teyzemiz gelini ve gelininin gelini ile aynı evde yaşardı. Sabah saat on olmadan bize gelirdi. Erken geldiğinin farkında, siz işinizi yapın ben şurada kendimle konuşayım biraz derdi.

Kendisi ile niye kendi evinde konuşmazdı da bize gelirdi? Sebebini çok sonra anladım. Onların dairesinden gökyüzünü görmek pek kolay değildi. Belki balkona filan çıkması gerekiyordu görmek için. Oysa bizim divanımız pencerenin hemen önündeydi. Uçsuz bucaksız bir boşlukta toprak ile gökyüzü buluşurdu. Komşu teyzemiz pencere önünde, öylece gökyüzüne bakardı, tam biz işimizi bitirip karşısına oturacağımız sıra kalkıp gider ertesi gün yine aynı törensel duruşu ile divanın o kısmına oturur camdan dışarı bakardı.

Camdan dışarı bakmıyorum derdi candan dışarı bakıyorum.

(Candan dışarı bakabilmek için bulutların mihmandarlığına muhtaç olduğunu anladığımda o artık aramızda değildi.)

Sohbet için iki kişiye ihtiyaç var. O iki kişi asla bir araya gelmiyor. Çünkü kendisine candan dışarı bakacak bir yer bulamıyor. İnsanın kendinden dışarı çıkabileceği en kısa mesafe gökyüzü. (Ben burada yokken bir yere gitmedim, penceremin önünde hep gökyüzüne baktım.)


Fatma BARBAROSOĞLU

http://www.yenisafak.com/yazarlar/detayscroll/2032280?n=1

Masal tadında gerçekler..

Çoban koyunlarının başını beklerken bir ihtiyar yaklaşır. Hoş beş derken vakit ilerler, çoban buraları bilip bilmediğini, buralarda ne aradığını sorar. İhtiyar ben şeytanım der.

Çoban şaşırır. Nasıl olur der bize şeytanın pek iğrenç pek kötü olduğunu anlattılar bunca yıl. Ne güzel sohbet ettik. Ne tatlı dilli ihtiyarmışsın halbuki.

Şeytan çobanın iltifatına iltifat ile cevap verir. Nihayet der kıymeti anlayacak bir kul buldum. Öyleyse bu kulu gizli ilmimden istifade ettirmeliyim.

Çoban kimselerin bilmediği gizli ilme kavuşmak için heyecanlanır.

Git der Şeytan, Tur dağında Allah ile konuş.

Nasıl olur der Çoban. Ben Musa aleyhisselam mıyım ki Allah benimle konuşsun!

Olur mu öyle şey der Şeytan. Musa da senin gibi bir fani idi. Üstelik sendeki zeka, sendeki güç kuvvet onda yoktu.

Şeytanın iltifatları ile kendini pek yüce pek seçkin hisseden çoban sürüsünü Şeytana emanet ederek varmış Tur dağına. Bağırmış, çağırmış nafile. Yorgun bitkin, sesi kısılmış, morali bozulmuş şekilde dönmüş sürüsünün başına. Fakat o da ne!

Sürünün yerinde yeller esiyor.

Nasıl aldandım diye dövünürken Şeytan görünmüş. Bak demiş Çoban, senin nasihatini dinledim bu haldeyim. Sürüm heba oldu. Takatim bitti. Bir de Allah'a isyankar oldum. Seni gerçek insandan ayırmak için bana bir yol göster.

Şeytan gayet basit der. Biz insanoğluna onda bulunmayan meziyet ve sıfatların evhamını veririz, böylece helakına koşar. Sana sende olmayanlarla iltifat edenlerin gerçek hüviyeti benim.