6 Kasım 2012 Salı

Peygamber A.S uyarılıyor ise bize ne oluyor da kulak asmıyoruz..

Ahzap Suresinden


Bismillahirrahmanirrahim


1. Ey Peygamber! Allah'tan kork, kafirlere ve münafıklara boyun eğme. Elbette Allah her şeyi bilmekte ve yerli yerince yapmaktadır.


2. Rabbinden sana vahyedilene uy. Şüphesiz Allah, bütün yaptıklarınızdan haberdardır.


3. Allah'a güven. Vekil olarak Allah yeter.


Bu Kur'an'dan bir hatırlatmadır..
Serdar Karamanlı


4 Kasım 2012 Pazar

Bakkal amca...



Bakkal amca, bir din ver, bana şöyle yüz gram;
İçinde hem komedi, hem de birazcık dram.
Öyle bir din olsun ki; bizi fazla sıkmasın,
Her yerde 'ahlâk' diye, karşımıza çıkmasın...

Ramazan'da otuz gün, vücut girsin bakıma,
Ama bayram gelince, karışmasın rakıma.
Bırakalım insanlar, her tür haltı yesinler,
''Ne yani.. Biz müslüman değil miyiz?'' desinler..

Bir din ver ki; içinde, birazcık kahve falı,
Ve üstünde bir kaşık, sosyetik mevlid balı,
Arasında bir dilim, Kaşar Yaşar olmalı,
Böylece kalplerimiz, hidâyetle (!) dolmalı...

Bir de şu kurbanlıklar, sorun çıkardı biraz,
Neden dersen bütçemiz, bu sene hepten ayaz
Eğer fetvâ verirse, şu senin 'Süper Beyaz',
Belki biz de keseriz, ya bir tavuk, ya bir kaz...

Bakkal amca bir din ver; zorda "Allah" diyelim,
Açılınca kapılar, "Haydi Yallah" diyelim.
Âlimler ehli cümbüş, fetvâlarda varyasyon,
Biraz Budist felsefe, biraz reenkarnasyon...

Bir din ki; insanları, hayallere daldırsın,
Tüm cinsel yasakları, yürürlükten kaldırsın.
Eroslar, Afroditler, sokaklarda çıldırsın,
Ve bu çılgın tanrılar, şeytanları yıldırsın...

Açılsın sahillerde, beş yıldızlı mâbedler,
Diskolarda, ruflarda, yapılsın ibadetler...
Bir din ver ki; her akşam, sofraları kuralım,
Kadehleri duayla, birbirine vuralım...

Ahlak mahlak üstüne, biraz kafa yoralım(!)
Memleketin şu hali, ne olacak soralım.
İlerleyen saatte, dansöz çıksın masaya,
Allah rızası(!) için, pamuk eller kasaya...

Ne kadar yardımsever, olduğumuz görülsün,
Ellerimiz dansöze, merhametle sürülsün.
Cinsiyetler arası, ortak pazar kurulsun,
Böylece irticaya, büyük darbe vurulsun...

* * *
Bakkal amca, bir din ver; açık olsun tâvize,
Rahatlatsın bizleri, tatlı baksın fâize.
Madem ki fâiz dedik, hazır girdik damardan,
Bir din ver ki; bizleri, men etmesin kumardan..

Piyangolar, totolar, birer hayır kurumu,
Bazı yobaz kafalar, görsünler bu durumu,
Gece gündüz borsada, hayal kursun alıklar,
Yesinler küçükleri, bazı büyük balıklar...

Bir din ver ki; bıraksın, şu rüşvetin peşini,
Âmir, memur, sekreter, herkes bilsin işini.
Bu bilimsel metodla, çözersek biz bu işi,
Korkarım kalmayacak, zekât verecek kişi...

Lûgatlerden silinsin, artık şeref, şahsiyet,
Dalgalı kura geçsin, edep, hayâ, haysiyet.
Körler ile sağırlar, koltukları kapsınlar,
Ellerinde yağdanlık, birbirine tapsınlar...

Bakkal amca, bir din ver; kaşlarını çatmasın,
Kubbesi, minaresi, aman derim batmasın,
Temizlensin camiler, tabut mabut kalmasın,
Bundan sonra Azrail, kapımızı çalmasın (!)

Dostlarım! Sanmayın ki; taş devrinden gelirim,
Bakkaldan din istenmez, bunu ben de bilirim.
İstedim ki; bu şaka, sizi biraz güldürsün,
Güldürürken, biraz da, gerçeği düşündürsün...

CENGİZ NUMANOĞLU
(1997)

Böyle Yapma daha ölmedik..


EN_AM SURESİ 
94 Andolsun, sizi ilk defa yarattığımız gibi teker teker bize geldiniz. Size verdiğimiz dünyalık nimetleri de arkanızda bıraktınız. Hani hakkınızda Allah’ın ortakları olduğunu zannettiğiniz şefaatçilerinizi de yanınızda görmüyoruz? Artık aranızdaki bağlar tamamen kopmuş ve (Allah’ın ortağı olduklarını) iddia ettikleriniz, sizi yüzüstü bırakıp kaybolmuşlardır.

95- Şüphesiz Allah, taneyi ve çekirdeği yarıp filizlendirendir. Ölüden diriyi çıkarır. Diriden de ölüyü çıkarandır. İşte budur Allah! Peki (O’ndan) nasıl çevriliyorsunuz?

Hakikaten nasıl oluyor da yüzümüzü Dünya ya dönüp ahirete hazırlık yapmıyoruz. Tabi bazıları yine "boş ver bizim halimiz nasıl olsa belli" diyebilir.
Deme lütfen, Böyle deme daha vakit var. En azından yaşadığımız sürece vakit varken inandığını söylediğin Allahın Rahmet ve Merhametini bulmaya, aramaya  vakit var. Biz de DUA edeceğiz İyi olacak göreceksin. Benim umudum var. Sen de yardım et kendine...

Ya dostlar bayılmayacağız, öleceğiz ya hu......

Serdar Karamanlı

Günah ve Teşhir..


Yaşar Kandemir hocamızın 2005 Nisan ayında Altınoluk Dergisi’nde yayınlanan makalesi. (Sayı: 230 Sayfa: 028)
Kul kusursuz olmaz. Kusur işlemek kulun özelliğidir. Kusursuz olan sadece Allah’tır.
Bu durumda kul ne yapmalıdır? Bir günah işledikten sonra pişmanlık duymalıdır. Çünkü, Efendimiz aleyhisselâm’ın buyurduğu gibi “Günahın keffâreti yaptığına pişman olmaktır” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 289). Daha açık bir söyleyişle gittiği yolun yanlış olduğunu görüp günahına tövbe etmektir. Günahkâr kimse, şâirin dediği gibi:
Tövbe yâ Rabbi hatâ râhına gittiklerime
Bilip ettiklerime bilmeyip ettiklerime
demelidir.
Allah Teâlâ kullarının günaha meyilli olduğunu çok iyi bilir. Çünkü onları kendisi yaratmıştır. O’nun kullarından beklediği şey, günahlarını bağışlayabilecek yüce bir Mevlâ’ya sahip olduklarını bilmek, yaptığı günahın ardından O’ndan bağışlanma dilemektir. Bu durumu Peygamber Efendimiz şöyle anlatmıştır:
“Canımı kudretiyle elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, siz hiç günah işlemeseydiniz, Cenâb-ı Hak sizi yok eder, yerinize günah işleyip Allah’tan bağışlanma dileyecek bir millet getirir de onları bağışlardı” (Müslim, Tevbe 11; Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 309).
Bir Müslüman günahlardan sakınmaya, hatalardan uzak durmaya elbette çalışmalıdır. Bu konudaki bütün titizliğine rağmen yine de günah çukuruna düşerse, hemen tövbe ipine sarılmalıdır.
Bu konuda bilinmesi gereken çok önemli iki husus daha vardır:
Biri, yaptığı günahı başkasına anlatmamak…
Diğeri de, başkasının yaptığını gördüğü bir günahı ifşâ etmemek…
Tabiî ki burada sadece yapanı ilgilendiren, başkalarına zarar vermeyen günahlardan söz ediyoruz.
Başkasında gördüğü bir kusuru yaymaya kalkan kimse önce kendi kusurlarını düşünmelidir. Kendi günahlarını unutup başkasının kusurunu teşhir etmek yani orada burada yaymak İslâm ahlâkıyla bağdaşmaz. Kendisinin nice kusurunu Allah Teâlâ’nın görüp durduğunu bilen kimse, başkasının kusurunu teşhir edemez.
Başkasına anlatma!
Bazıları bir günah işleyince onu başkalarına söylemeden duramaz. Günahını birine anlatmazsa sıkıntıdan patlayacağını, onu biriyle paylaştığı zaman ferahlayacağını düşünür. Fakat hatasını yaymanın kendisine neler kaybettireceğini hesaba katmaz.
Günahını ona buna anlatan hanımlara Hz. Âişe annemizin pek güzel bir tavsiyesi vardır. Şöyle buyurur:
“Ey Mü’min hanımlar! Biriniz bir günah işlediğinde, Allah da o günahı başkalarından gizlediğinde, yaptığı hatayı birine söylemeden duramaz mı? İnsan günahını başkasına anlatmamalıdır.Çünkü kullar affetmeyi değil ayıplamayı bilir. Allah ise ayıplamaz, affeder” (İshak b. Râhûye,Müsned [Belûşî], III, 953).
Ayıplamaktan başka bir şey bilmeyen insanların diline düşmemek için hatasını kimseye söylememelidir. Hatasını başkasına anlatacağına Cenâb-ı Hakk’a el açıp yalvarmalı, kendini bağışlamasını dilemeli, günahlarına tövbe etmelidir. Samimiyetle tövbe ettiği ve kulluk görevlerini hakkıyla yerine getirdiği zaman kendisini Cenâb-ı Mevlâ’nın bağışlanacağını da bilmelidir.
Hz. Ömer’in kumandanlarından biri, bir şehre vardıklarında askerlerine şöyle der:
“Burası, kadını ve şarabı bol bir yerdir. İçinizden biri cezayı hak edecek bir suç işlerse, hemen gelsin cezasını vererek kendisini günahından temizleyelim.”
Kumandanın bu sözü Hz. Ömer’in kulağına gider ve ona bu sözün yanlışlığını hatırlatan bir mektup yazarak şöyle çıkışır:
“Günahlarını Allah’ın gizlediği kimselere, o günahları teşhir etmelerini tavsiye ediyormuşsun, öyle mi?” (Abdürrezzâk, el-Musannef (A‘zamî), V, 197-198).
Şurası da unutulmamalıdır: Günahları teşhir etmek insanın ar damarını çatlatır; ona yeniden günah işleme cesareti verir. Birinin yaptığı günahı duymak, karakteri zayıf bazı kimselerde günahlara sempatiyle bakma ve fırsatını bulunca o günahı işleme arzusu uyandırır. Bunlardan daha kötüsü, teşhir edilen bir günahın affedilme şansı daha da azalır.
Allah’ın affedici olduğunu unutma!
Günah işleyen kimse, bir kahramanlık yapmış gibi onu kimseye söylememelidir. Yaptığı günahı Rabbinin bildiğini düşünerek o günahın altında ezilmeli ve şimdi anlatacağım hadîs-i şerifte olduğu gibi, Cenâb-ı Hakk’ın kendisini bağışlayacağını ummalıdır.
Bir gün Peygamber Efendimiz Mescid-i Nebevî’de otururken yanına bir adam geldi ve:
“Ey Allah’ın elçisi! Ben cezalandırılması gereken bir günah işledim. Cezamı ver!” dedi.
Peygamber Efendimiz o adama hiçbir şey söylemedi. Fakat adam az sonra isteğini tekrarladı:
“Ey Allah’ın elçisi! Ben cezalandırılması gereken bir günah işledim. Cezamı ver!”
Resûl-i Ekrem ona yine cevap vermedi. Derken namaz vakti geldi, namaz kılındı. Günah yükünün altında ezilen o sahâbî namazdan sonra Resûl-i Ekrem’in peşine takıldı ve isteğini tekrarladı:
“Ey Allah’ın elçisi! Ben cezalandırılması gereken bir günah işledim. Cezamı ver!”
Sevgili Peygamberimiz o zaman adama dönerek sordu:
“Sen mescide gelmek üzere evinden çıkacağın zaman güzelce abdest almadın mı?”
“Aldım, Ya Resûlallah!”
“Sonra mescide gelip bizimle birlikte namaz kılmadın mı?”
“Kıldım, Ey Allah’ın elçisi!”
“Öyleyse Allah Teâlâ senin günahını bağışlamıştır” (Buhârî, Hudûd 27; Müslim, Tevbe 44).
Sevgili Efendimiz bu müjdesiyle, ibadetlerin insana sevap kazandırmakla kalmayacağını, onların aynı zamanda günahlara da keffâret olacağını haber vermiştir.
Affın böylesi
İnsan yaptığı günahın hesabını elbette Allah’a verecektir. Cenâb-ı Hakk’ı hoşnut eden güzel halleri varsa, hesabı da kolay olacaktır. Bin ayağın bir ayağa derildiği o dehşetli mahşer yerinde Allah Teâlâ mü’min kulunu bütün gözlerden ırak hesaba çekecektir. Nasıl mı?
Sevgili okuyucular! Eğer bu hadisi daha önce duymadıysanız, eminim sevinçten kanatlanacaksınız. En büyük bahtiyarlığın ne olduğunu yeniden düşüneceksiniz.
Manzara şu:
Herkes mahşer yerinde toplanmıştır. Bütün insanlar hesaplarının görülmesi için sıranın kendilerine gelmesini beklemektedir. O sırada Allah Teâlâ sevdiği kulunu mahşerdekilerin görmeyeceği şekilde kendine şefkatle yaklaştıracak ve ikisinden başkasının duymayacağı biçimde onunla konuşmaya başlayacaktır:
“Söyle bakalım, şu günahını hatırlıyor musun?”
“Evet yâ Rabbî, hatırlıyorum.”
“Şunu da hatırlıyor musun?”
“Evet yâ Rabbî, onu da hatırlıyorum.”
O kul, yaptığı bütün günahları hatırlayacak ve hepsini Cenâb-ı Hakk’a bir bir itiraf edecek. Vaktiyle gözlerden uzak bir şekilde yaptığı bütün günahlarını Allah Teâlâ’nın bilindiğini görünce büsbütün mahvolduğunu düşünmeye başlayacak. İşte tam o sırada Yüce Mevlâ ona şu müjdeyi verecektir:
“Ey kulum! Günahlarını dünyada halktan gizlemiştim; şimdi de onlarıbağışlıyorum.”Günahlarından tamamen arınan o kulun eline, sadece yaptığı iyiliklerin yazılı olduğu bir defter verilecektir (Buhârî, Mezâlim 2, Tevhîd 36; Müslim Tevbe 52).
Mahşer; dünyada, başkaları görmesin diye bin bir ince hesap ile yapılan günahların ortaya döküldüğü, kimin ne yaptığının herkesçe görüldüğü, günahkârların rezil, rüsvâ olduğu bir yerdir. Hesaplar genellikle böyle görülecektir. Bir de yukarıda okuduğumuz gibi, bütün gözlerden uzak ve sonu af ile biten bir hesap şekli vardır. Şüphesiz bir kul için gerçek saadet ve asıl bayram da budur…
Yüce Rabbim hepimizi hesabını kolayca veren kullarından eylesin (Âmin).

Bir Hadis


Ebû Amr Cerîr İbni Abdullah  (rah)  şöyle dedi:
Bir gün erken vakitlerde Resulullah (sav) in huzurunda idik. O esnada, kaplan derisine benzeyen alaca çizgili elbise veya abalarını delerek başlarından geçirmiş ve kılıçlarını kuşanmış, tamamına yakını, belki de hepsi Mudar kabilesine mensup neredeyse çıplak vaziyette bir topluluk çıkageldi. Onları bu derece fakir görünce, Resulullah(sav)‘in yüzünün rengi değişti. Eve girdi ve sonra da çıkıp Bilâl’e ezan okumasını emretti; o da okudu. Bilal kamet getirdi ve Resulullah namaz kıldırdı. Daha sonra Resulullah (sav)  bir hutbe irad etti ve şöyle buyurdu:
“Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan, ondan eşini var eden ve ikisinden pek çok kadın ve erkek meydana getiren Rabbinize hürmetsizlikten sakının. Allah şüphesiz hepinizi görüp gözetmektedir”
(Nisa / 1)
Sonra da Haşr suresinin sonundaki şu ayeti okudu:
“Ey iman edenler! Allah’tan korkun, herkes yarın için ne hazırladığına baksın” (Haşr /18) Sonra:

“Her bir fert, altınından, gümüşünden, elbisesinden, bir sa’ bile olsa buğdayından, hurmasından sadaka versin; hatta yarım hurma bile olsa sadaka  versin” buyurdu.
Bunun üzerine ensardan bir adam, ağırlığından dolayı neredeyse kaldırmaktan aciz kaldığı, hatta kaldıramadığı bir torba getirdi. Ahali birbiri peşine sökün edip sıraya girmişti. Sonunda yiyecek ve giyecekten iki yığın oluştuğunu gördüm. Baktım ki Resulullah(sav)‘in yüzü gülüyor, sanki altın gibi parlıyordu.                                              

 Sonra Resulullah (sav)  şöyle buyurdu:
“İslâm’da iyi bir çığır açan kimseye, bunun sevabı vardır. O çığırda yürüyenlerin sevabından da kendisine verilir. Fakat onların sevabından hiçbir şey noksanlaşmaz. Her kim de İslâm’da kötü bir çığır açarsa, o kişiye onun günahı vardır. O kötü çığırda yürüyenlerin günahından da ona pay ayrılır. Fakat onların günahından da hiçbir şey noksanlaşmaz.” ( Müslim, Zekât 69, Nesâî, Zekât 64)

Yahya Kemal Beyatlı dan bir şiir


Ötmekte
fecre karşı horozlar birer birer

Geçtikçe her dakika belirmektedir seher.


Bilmem kaçıncı fecri vatan toprağında, biz,

Görmekle şimdi bir yaşatan vecd içindeyiz.


Etrafı okşuyor mayısın taze rüzgârı;

Karşımda köhne Üsküdar'ın dost ışıkları...


Kimlersiniz? Ya bağrı yanık kimselersiniz!

Yâhut da her sabah uyanık kimselersiniz!


Dünya yüzünde, bir sefer olsun, tanışmadan,

Öz çehrenizle sizleri görmekteyim bu an.


Sizlersiniz bu anı ışıklarla Türk eden!

Eksilmesin şu mutlu şafaklar bu ülkeden!


Gönlüm, dilim, kanım ve mizacımla sizdenim

Dünya ve ahirette vatandaşlarım benim.


Yahya Kemal Beyatlı

Sokrat'ın 3 Filtre Testi


Eski Yunanda, Sokrat bilgiyi saklaması sebebiyle saygıdeğer bir ün yapmıştı.
Bir gün bir tanıdık büyük filozofa rastladı ve dedi ki,
 '' Arkadaşınla ilgili ne duyduğumu biliyor musun? ''
Bir dakika bekle diye cevap verdi Sokrat. Bana birşey söylemeden evvel
Senin küçük bir testten geçmeni istiyorum Buna Üçlü Filtre Testi deniyor.
 "Üçlü Filtre?"
 ''Doğru, '' diye devam etti Sokrat. Benimle arkadaşım hakkında konuşmaya
Başlamadan önce, bir süre durup ne söyleyeceğini filtre etmek, iyi bir
Fikir olabilir. Bu ona 3 filtre testi dememin sebebi.
Birinci filtre ''Gerçek Filtresi
''Bana birazdan söyleyeceğin şeyin tam anlamıyla gerçek olduğundan
Emin misin?"
 '' Hayır,'' dedi adam '' Aslında bunu sadece duydum ve.
 '' Tamam,'' dedi Sokrat
Öyleyse, sen bunun gerçekten doğru olup olmadığını bilmiyorsun.
Şimdi ikinci filtreyi deneyelim,
'' İyilik Filtresi.''
Arkadaşım hakkında bana söylemek üzere olduğun şey iyi birsey mi?
 '' Hayır, tam tersi...''
 '' Öyleyse, ''diye devam etti Sokrat.
Onun hakkında bana kötü bir şey söylemek istiyorsun ve bunun doğru
Olduğundan emin değilsin. Fakat yinede testi geçebilirsin, çünkü geriye
Bir filtre daha kaldı.
'' İşe yararlılık filtresi.''
Bana arkadaşım hakkında söyleyeceğin şey benim işime yarar mı?

''Hayır, ,'' gerçekten değil.

''İyi, '' diye tamamladı Sokrat
Eğer, bana söyleyeceğin şey doğru değilse, iyi değilse ve işe yarar,
Faydalı değilse bana niye söyleyesin ki?