15 Nisan 2012 Pazar

TÜRKİYE DİYANET VAKFI KURAN-I KERİM MEALİ

TÜRKİYE DİYANET VAKFI KURAN-I KERİM MEALİ
Hazırlayanlar:

Prof.Dr. Hayrettin Karaman  
Prof.Dr. Ali Özek 
Prof.Dr. İbrahim Kafi Dönmez
Prof.Dr. Mustafa Çağrıcı
Prof.Dr. Sadrettin Gümüş
Doç.Dr. Ali Turgut
Bitiş Tarihi : 15NİSAN2012



Bu okumamda Kur'an da geçen Müslüman kelimesi ayetleri inceledim.

Türk Dil Kurumunun yayımladığı sözlükte ki anlamı;

1. özel, isim, din b.  İslam dininden olan kimse, Muhammedî, Müslim, Müselman, mümin

2. özel, halk ağzında İslam dininin kurallarını yerine getiren kimse

3. özel, mecaz Doğru, haktan ayrılmaz kimse

Arapçadan Türkçeye çevrilirken ise: Boyun eğen, Allah'a kayıt şartsız teslim olan kimse anlamı verilmektedir. Daha geniş anlamı ile kendi iradesini, Allah ın iradesi altına sokan kimse diye de çevrildiği görülmektedir. Yani Müslüman, Allah'a kayıtsız şartsız teslim olan demekmiş.

Şimdi Kur'an da bize verilen adı Kim vermiş, Peygamberler kendilerine ne isim vermişler, Peygamberlere iman edip yolundan gidenler kendilerine ne isim veriyor bir bakalım.

Allah cc. bize ne ad vermiş bir bakalım.

22 HAC 78 "Peygamberin size şahit olması, sizin de insanlara şahit olmanız için, O, gerek daha önce (gelmiş kitaplarda), gerekse bunda (Kur'an'da) size "Müslümanlar" adını verdi. Öyle ise namazı kılın; zekatı verin ve Allah'a sımsıkı sarılın. O, sizin Mevla’nızdır. Ne güzel Mevla’dır, ne güzel yardımcıdır."

Muhammed As. kendini nasıl tanımlamış,

27 NEML 91. (De ki:) Ben ancak, bu şehrin (Mekke'nin) Rabbine -ki O burayı dokunulmaz kılmıştır- kulluk etmekle emrolundum. Her şey de zaten O'na aittir. Bana Müslümanlardan olmam " emredildi.

39 ZÜMER 12. Bana müslümanların ilki olmam emrolundu.

6 EN'AM 163 “O’nun hiçbir ortağı yoktur. İşte ben bununla emrolundum. Ben Müslümanların ilkiyim.”

Nuh as. kendini nasıl tanımlıyor,

10YUNUS 72 "Eğer yüz çeviriyorsanız, zaten ben sizden bir ücret istemedim. Benim ecrim Allah'tan başkasına ait değildir ve bana Müslümanlardan olmam emrolundu."

Allah cc İbrahim as. nasıl tanımlıyor ve O çocuklarına ne vasiyet etmişti,

3Ali İMRAN62 İbrahim, ne yahudi, ne de Hristiyan idi; fakat o, Allah'ı bir tanıyan dosdoğru bir Müslüman idi; müşriklerden de değildi.

2BARAKA 132 Bunu İbrahim de kendi oğullarına vasiyet etti, Yakup da: Oğullarım! Allah sizin için bu dini (İslam'ı) seçti. O halde sadece Müslümanlar olarak ölünüz (dedi).

Yusuf as. kendini nasıl tanımlamış,

12 YUSUF 101 Beni Müslüman olarak öldür ve beni Salihler arasına kat!

Musa as. ile mücadele edip, yenilince Sihirbazlar ve Firavun suda boğulurken ne dedi,

7ARAF126 Sen sadece Rabbimizin ayetleri bize geldiğinde onlara inandığımız için bizden intikam alıyorsun. Ey Rabbimiz! Bize bol bol sabır ver, Müslüman olarak canımızı al, dediler.

10 YUNUS 90 Biz, İsrail oğullarını denizden geçirdik. Ama Firavun ve askerleri zulmetmek ve saldırmak üzere onları takip etti. Nihayet (denizde) boğulma haline gelince, (Firavun:) "Gerçekten, İsrail oğullarının inandığı Tanrı'dan başka tanrı olmadığına ben de iman ettim. Ben de Müslümanlardanım!" dedi.

Süleyman as. ve Belkıs ne diyor,

27 NEML 42 Melike gelince: Senin tahtın da böyle mi? dendi. O şöyle cevap verdi: Tıpkı o! (Süleyman şöyle dedi): Bize daha önce (Allah'tan) bilgi verilmiş ve biz Müslüman olmuştuk.

İsa as. ve havarileri ne diyorlar,

3 ALİ İMRAN 52 İsa, onlardaki inkarcılığı sezince: Allah yolunda bana yardımcı olacaklar kimlerdir? dedi. Havariler: Biz, Allah yolunun yardımcılarıyız; Allah'a inandık, şahit ol ki bizler Müslümanlarız, cevabını verdiler.

Allah cc, Ehli kitaptan olup kendilerine Kur'an okunduğunda ne cevap verdiklerine bakalım,

28KASAS 53 Onlara (Kur'an) okunduğu zaman: Ona iman ettik. Çünkü o Rabbimizden gelmiş hakikattir. Esasen biz daha önce de Müslüman idik, derler.

Bu ayetlerin ışığında son olarak iki soru daha soralım,

İlki Allah cc bize bir soru soruyor bakalım ne soruyor?

11HUD 14 Eğer (onlar) size cevap veremiyorlarsa, bilin ki, o ancak Allah'ın ilmiyle indirilmiştir ve O'ndan başka tanrı yoktur. Artık siz Müslüman oluyor musunuz?

Sonra ki soru bizlere, biz hakikaten Müslüman olduk mu?(teslim olduk mu?)
Bu yazıyı, kendine Rahmanın koyduğu isimden başka isimler koyma çabasına girenlere bir hatırlatma olsun diye hazırladım.
Selam Dua ve Kalbi Hürmetlerimle
Serdar Karamanlı






BBbbbbbbbmnbmnmnmnmnTÜRKİYE DİYANET VAKFI KURAN-I KERİM MEALİ

3 Nisan 2012 Salı

YALNIZ SİNCAP

YALNIZ SİNCAP

Yazar: Sevinç Kuşoğlu
Resimleyen: Ender Dandul
Yaş Grubu: 6-8
64 sayfa
Bitiş Tarihi : 2 NİSAN 2012
Tema: Birey ve Toplum, Hayal Gücü
Alt Tema: yalnızlık, aile özlemi
Değerler Eğitimi: aile sevgisi
Ailesi olmadığı için yalnız yaşayan küçük sincap kendisine bir anne aramaya çıkar. Ormandaki tüm hayvanlara sorar ama kimse onun annesi olmak istemez.

Zekeriya ne anladın diye sordum; Yalnız kalmak kötü bir şey galiba Baba dedi....

2 Nisan 2012 Pazartesi

HOP HOP TAVŞAN..


HOP HOP TAVŞAN

Resimleyen: Yahya Alakay
Yaş Grubu: 6-8
64 sayfa
Bitiş Tarihi : 1NİSAN2012
Tema: Birey ve Toplum, Hayal Gücü
Alt Tema: aile, özenti
Değerler Eğitimi: kendini kabul, öz güven, aile sevgisi
Hop Hop Tavşan çok kalabalık bir ailede yaşıyordu. Tavşan kardeşleriyle oyunlar oynardı ama onun aklı hep insanlardaydı. Onlar gibi olmayı, giyinmeyi, farklı şeyler yemeyi çok istiyordu. Bir gün onunla oynamak isteyen çocuklarla karşılaştı ve başına pek çok olay geldi.
BABASININ TAVŞANI İLE  HOP OTURDUK HOP KALTIK. GÜZEL BİR HİHAYE ....

Heidi...

Kitabın Adı:Heidi
Kitabın Yazarı: Johanna Spyri
Kitabın Yazılma Yılı:1983
Bitirme Tarihi : 31 MART2012


Kitabın Konusu: Heidi’nin dedesine bırakıldıktan sonra Alp dağlarındaki hayatı ve şehirdeki Clara ile olan arkadaşlığı insanlara verdiği sevgi ve bunun sonucunda meydana gelen olaylar Heidi’nin şehir yaşamındaki çektiği zorluklar ve ailesine duyduğu özlem neticesinde geçen olaylar konu edilmiştir.

Kitabın Özeti:

Heidi’yi teyzesi alp dağlarında yaşayan dedesinin yanına getirir. Bir süre sonra Heidi huysuz olan dedesine, doğaya ve arkadaşı Peder’le kaynaşır. Peder’le ve Peder’in gözleri kör olan büyük annesiyle güzel arkadaşlıklar yapan Heidi büyükannenin gözlerinin kör olmasına çok üzülür. 8 yaşına geldiğinde okula gitmesi gereken Heidi’yi dedesi göndermek istemez. Bir gün teyzesi çıkagelir. Heidi’yi Frankfurt’a götürmek niyetindedir. Zengin bir ailenin ayakları tutmayan kızıyla arkadaşlık yapmasını ister ve Heidi’yi götürür. Heidi Frankfurt’a gider, burada evin kızı olan Clara ile arkadaşlık eder ama Clara’ya sürekli Alp dağlarından, dedesinden Peder’den ve Peder’in büyükannesinden ayrı kalmanın zorluğundan, onlara duyduğu özlemden söz etmektedir. Heidi’nin özlemi doruğa ulaşmıştır, hatta rüyalarına girmektedir. Bir gün uyurgezer olarak gece Heidi’yi kapıda gören Bay Seseman onu Alp dağlarındaki dedesinin yanına götürür. Heidi kavuşmanın sevinci içersindedir. Ancak şehirde bıraktığı arkadaşı Clara yalnız kalmış, Heidi’yi çok özlemiştir. Ayakları tutmayan Clara sonunda Heidi’nin ziyaretine gelir, Clara Heidi’nin dünyaya bakış açısından, yaşam sevincinden ve insanlara olan sevgisinden etkilenerek, güç alır ve yürümeye başlar. Birlikte olmak onlara yaşamak için güç vermektedir.
Anafikir: Heidi’nin yaşam dolu olması ve sevgisiyle insanları aydınlatması, yaşama döndürmesi ama onu yurdundan koparınca dalından kopartılmış bir çiçeğe dönüp, solması “bülbülü altın kafese koymuşlar, yine vatanım” demesi misali… çocukları yaşama sevinci buldukları yerden koparmamalıyız.
Kitabın Kahramanları:
Heidi: Kitabın başkahramanı
Dete : Heidi’nin teyzesi.
Peder: Çoban ve Hedi’nin arkadaşı
Klara: Frankfurt’ta yaşayan sakat bir kız, Heidi’nin arkadaşı
Bay Seseman: Frankfurt’taki evin beyi
Rotenmaier: Evin yardımcı hanımı
Sebastian: Evin uşağı
Diğer kişiler: Büyükanne, büyük hanım, Büyükbabası ve doktordur.

Kitabın Yorumu: Hayvan sevgisi, doğa sevgisi, duanın önemi, Allah inancı, ziyarete giderken hediye götürmek, doğruluktan asla vazgeçmemek, büyüklere saygı , arkadaşlık ve yardımlaşma yazarın değerlerini oluşturmaktadır.


Zekeriya ve ben gece okumalarımıza  neşe ile devam etmekteyiz.....
 

19 Mart 2012 Pazartesi

Polyanna...


Kitabın Yazarı:Eleanor H. Porter

 Kitabın Anafikri:Hayata ne olursa olsun umut dolu bakalım, İnsanları ,doğayı . ve hayvanları sevelim. Olabilir......

Kitabın Yorumu:Çok sade,akıcı bir kitap ,insan elinden bırakamıyor, sevgiyi, umudu kaybetmemeyi öğretiyor.. 


Eğer, Zekeriya ile okuyorsanız daha da keyifli olur. 

16 Mart 2012 Cuma

Alice...

Oğlum Zekeriya ile okumalarımızdan
Alice bir gün bahçede oynarken bir tavsan gördü.Peşinden koşarken bir delikten girmişti tavşan.Alice’de peşinden.Bir yerden yuvarlandı ve sonra durdu.Bir masanın üzerinde anahtar buldu.Bu anahtarı her kapıya denedi ama hiçbirine olmadı.Sonra bir kapıya anahtarı koydu ve oldu ama çok küçük bir aralık kadar boşluk vardı.Bir şişeye baktı ve dikledi.Birden küçülmeye başladı.ama kapı çoktan kapanmıştı kapı.Sonra bir kurabiyenin üzerinde beni ye yazıyordu.Alice de yedi ve boyu uzadı.Ama öyle uzamıştı ki ayakkabıları bile olmuyordu ona bu duruma çok üzülen Alice ağlamaya başladı.Birden elinde yelpazesi öbür elinde beyaz eldiveni olan olağanüstü bir tavşan.Tavşan yelpaze ile eldiveni aceleden düşürdü.Alice’de eldiven eline aldı ki.Tavşanın peşinden koşmaya başladım ama terledi ve yelpazelendi.Birde ne görsün tavşanın eldiveni eline oldu yani boyu kısalmış.Birden bir fare gördü.Bu fare ile konuşsam mı diye düşündü.Fare ile kaynaşmıştı bile.Baya konuşmuşlardı fare ile.Birden Alice’nin aklına kedisi Dinah gelmişti.Fare senin kedin mi var diye sordu.Alice ;evet sen yoksa kedileri sevmez misin diye sordu;tabi ki sevmem ,dedi.Alice ama benim kedim öyle değildir çok iyidir.

Diye sohbet ettiler.Sonra Alice bir evin önünden geçerken eve uğradı.İçinde bir fındık faresi iki tanede tavşan vardı.beraber çay içtiler sohbete daldılar.E tabi bunlar basta Alice’ye sen kimsin diye sordular.
Alice’de anlattı.Alice’den masal istediler ama Alice şuan aklımda anlatacak masal yok.Bu sefer fındık faresinden masal istediler.Fındık faresi hep uyuklayarak masal anlatıyordu tabi masal da kendileri gibi acayipti ama masallar böyle olur.E bu nedenle Alice her anlattığı kelime için soru buluyordu.Bu bir tartışma haline gelmişti.Tabi sonra Alice yoluna devam etti.Sonra Alice’nin yolunda krallık vardı.Birden bir kadın haykırıyordu.Herkes önünde onu dinliyorlardı.Kraliçe Alice’in varlığını fark etti.Alice’e sen de kimsin ,dedi.Ben burada dolaşıyordum.Birden sizin haykırışınızı duydum.Kraliçe Alice’in kafasının uçurulmasını emretti.Alice biraz korkmuştu.Birkaç gün böyle geçti.Sonra Alice yalancı kaplumbağa diye biriyle tanıştı.Bu kaplumbağa ona hayatını anlattı.Ve Alice’nin de hayatının masalını anlatmasını istedi.
Ama Alice kendi masalının biraz karışık olduğunu düşündüğü için anlatmak istemedi Birden biri mahkeme var diye seslendi birisi.Çabukça koşarak mahkemeye yetiştiler.Mahkeme çok karışıktı fareler tavşanlar ve kraliçe kral ve yalancı kaplumbağa ve Alice.Birkaç tartışma sonrası Alice’ye ablası seslenıyordu sanki.Alice uyan artık elini yüzünü yıkayıp yemeğe gel.Alice abla çok değişik bir rüya gördüm.Ablası anlat bakalım Alice hatırladığı kadarıyla anlattı.Ablası da bence de saçmaymış ,dedi.
Eh artık küçüğünüzle okursunuz;
Serdar Karamanlı
Bitiriş Tarihi: 14mart2012

                                      

7 Mart 2012 Çarşamba

Her şey tamamsa, neden eksiğiz?



Evin hayatı "dışarı" ve "içeri" diye ikiye ayıran duvarları var.
Kapısı ve pencereleri...  
Soğuğu ve sıcağı katlanılabilir dereceye getiren birtakım cihazlar...
Mobilyalar sonra; oturulan, yatılan, üstünde yemeklerin yendiği, misafirlerin ağırlandığı, zevkli ya da genellikle zevksiz, gözü yoran, yeri daraltan, sıkıştıran, sanki biz farkında olmadan habire çoğalan bir sürü dekoratif yalan dolan...                                      
Dolaplar dolusu giysi.
Ceketler, pantolonlar, kazaklar, gömlekler, çamaşırlar ve çoraplar.
Kat kat, renk renk, desen desen, az giyilen, çok giyilen, sevilen, bir türlü sevilemeyen, birbirine uyumlu, nasıl oluyorsa her şeye uyumsuz, modaya uygun ya da günü geçmiş bir sürü kıyafet..
Hepsinin üstüne sinmiş bir şeyler var, hepsini ağırlaştıran...
Yine bir sürü ayakkabı orada burada...
İhtiyaç için ve ihtiyaç fazlası..
Her ortama bir psikoloji, her psikolojiye bir kıyafet, her kıyafete bir çift ayakkabı... Kravat, eldiven, kaşkol, vs...
İçinde kaybolduğumuz bir giyinme dolambacı... 
Sonu gelmez bir edinme ihtirası..
Bu arsızca düzeni ısıtsın, güzelleştirsin diye yine arsızca her yana serpiştirilen estetik eklentileri, makyaj malzemeleri.. 
İrili ufaklı vazolar, cam biblolar, seramik panolar, eski yazı örnekleri, ikinci sınıf yağlıboya tablolar, yalancı kır manzaraları..
Evi olduğundan başka göstermeye yaradığına inanılan bir yığın ıvır zıvır... 
Kütüphaneler dolusu kitap, her şeyle ilgili ve bu yüzden hiçbir şeyle ilgili değil... 
Edebiyat, şiir, felsefe, sosyoloji, din, kişisel gelişim, zihinsel sağaltım, düşünsel vasat, ortalama duygular, tüketici eğilimleri, arz ve talep, karikatür ve istatistik, mürekkep, cilt, tutkal, ahşap, beton...
Her odaya bir televizyon, her televizyona 24 saat akaduran film şeritleri...
Cinayet çözümleri, suç yeri analizleri, duygusal saplantılar, romantik tümevarım, akustik tümdengelim, hayat hakkında söylenmiş intibaı verilmiş çuvallar dolusu gevezelik... 
İsterseniz HD, isterseniz 3D, hemen şimdi seyredin ya da saklayın sonra döne döne seyredin, yeter ki kaçırmayın kıvamında lüzumsuzluklar...
Etrafta gürültülü gazeteler, uyuşmuş dergiler, alışveriş asidi salgılayan renkli broşürler...       Çekmecelerde sıkıcı faturalar..
Cüzdanlarda doğurgan kredi kartları, bankamatikler...
Artık kendi kendine konuşmaya başlayan telefonlar, tabletler, dizüstüler, masaüstüler, kafa üstüler...
Video oynatıcılar, müzik çalarlar, ev sineması sistemleri, sağır edici hoparlörler, birer sürüngen olarak evdeki bütün prizleri kendi aralarında paylaşan vampir karakterli şarj cihazları...
Kâğıt parçalarında, Word dosyalarında, kısa mesajlarda, ajanda aralarında, altı çizili satırlarda, okunmuş, beğenilmiş, kesilmiş yapıştırılmış, paylaşılmış unutulmuş bilumum bilgelik attırmaları, söz kolâjları, abartılı bir gayretle üstümüze bir parça hayat eklemeye çalıştığımız alıntı, çalıntı, çırpıntı lafazanlıklar..
Küçükler için oyuncaklar, büyükler için oyuncaklar..
Bir sürü kanun hükmünde eşya, bir sürü olmazsa olmaz kalabalık, bir sürü vazgeçilemez fuzûliyat... 
Evde birçok şey var. 
Evde çok  şey var.        
Bir tek şey eksik ama sanki bu kalabalığın içinde bir tek o yok. 
Ve sanki onun yokluğu her şeyi anlamsızlaştırıyor.  
Olmayan nedir?
Yokluğunu hissediyor ama adını koyamıyoruz.
Sadece şunu biliyoruz: Evde ne yoksa içimizdeki boşluğu o büyütüyor!
Gökhan Özcan