28 Aralık 2016 Çarşamba
Darbenin Kayıp Saatleri
Kitabın Adı: Darbenin Kayıp Saatleri
Yayınevi: Destek Yayınları
Yazarı: Mete Yarar / Ceyhun Bozkurt
27 ARALIK 2016
2016/24 İSTANBUL
2016/24 İSTANBUL
Tanıtım Bülteni'nden
15 Temmuz'u tek başına bir darbe girişimi olarak mı alacağız yoksa geniş fotoğrafa mı yerleştireceğiz? Bunu hiç düşündünüz mü? Yıllardır Büyük Ortadoğu Projesi'nin tehlikelerine dikkat çekenlerin 15 Temmuz'u bir grubun basit bir darbe girişimi olarak görmesi mümkün mü? Dibimizde bir kaos yaşanırken, içimizde terör örgütleri pusudayken 15 Temmuz'u bunlardan bağımsız ele alamayız. Büyük bir yapbozun parçasını yaşadık o gece. Buradaki şablonu ve amacı anlayamaz, öğrenemezsek karşımızdaki gücün olası diğer hamlelerinde başarısız olabilir, tökezleyebiliriz. Biz bu kitapta size sözünü ettiğimiz yapbozun küçük bir parçasını değil, bütün şablonu okuyabileceğiniz önemli verileri aktarmaya çalıştık.
Çünkü 15 Temmuz gecesi kripto bir suç örgütü tarafından bireylere yönelik değil Türk milletine karşı bir cinayet işlendi. Dünyada bilinir ki kusursuz cinayet diye bir kavram yoktur. Katiller ne kadar dikkat etseler de ya başlangıcında, ya cinayet mahallinde ya da sonrasında arkalarında birçok iz bırakırlar. Biz bu kitapta 15 Temmuz gecesine nasıl geldiğimizi, o gecedeki kayıp saatleri ve sonrasında yaşanan süreci aktarma amacını taşıdık. 15 Temmuz saat 14.45'te Milli İstihbarat Teşkilatı önünde bir koşturmayla başlayan 25 saatlik süreci yazmaya, bu 25 saatte şu soruların yanıtlarına ulaşabilmeniz için bir yol açmaya çalıştık:
-Darbe nasıl öğrenildi?
-Darbe ne zaman planlandı ve harekete geçildi?
-Darbenin bir numarası kimdi?
-Genelkurmay Başkanı ve MİT Müsteşarı neden bilgilendirme yapmadılar?
-Darbeyle ilgili ihbar gelmiş olmasına rağmen önemli komutanlar neden Ankara'ya çağrılmadı ve düğünlere katıldılar?
-Bu kripto örgüt kendini nasıl kamufle etti?
-Genelkurmay'daki örümcek ağını nasıl oluşturdu?
-15 Temmuz gecesi ilk olarak nereyi hedeflediler?
-İstanbul ve Ankara dışında gerçek anlamda neler yaşandı?
-Cumhurbaşkanı'nın Marmaris seyahatine yol açan kritik görüşme neydi?
-Darbenin kırılma anları nelerdi?
Bu soruların yanıtlarını elimizden geldiği kadar ilgililere sorduk. Olayların geçtiği yerleri adım adım gezdik, bilgi topladık, katilin eşkâlini tarif edecek sonuçlara ulaştık.
Şimdi sizleri o gecenin kayıp saatlerini bulmanız, katilin eşkâlini görebilmeniz için 15 Temmuz 14.45'e, Ankara Yenimahalle'deki Milli İstihbarat Teşkilatı'nın önüne götürüyoruz.
Çünkü 15 Temmuz gecesi kripto bir suç örgütü tarafından bireylere yönelik değil Türk milletine karşı bir cinayet işlendi. Dünyada bilinir ki kusursuz cinayet diye bir kavram yoktur. Katiller ne kadar dikkat etseler de ya başlangıcında, ya cinayet mahallinde ya da sonrasında arkalarında birçok iz bırakırlar. Biz bu kitapta 15 Temmuz gecesine nasıl geldiğimizi, o gecedeki kayıp saatleri ve sonrasında yaşanan süreci aktarma amacını taşıdık. 15 Temmuz saat 14.45'te Milli İstihbarat Teşkilatı önünde bir koşturmayla başlayan 25 saatlik süreci yazmaya, bu 25 saatte şu soruların yanıtlarına ulaşabilmeniz için bir yol açmaya çalıştık:
-Darbe nasıl öğrenildi?
-Darbe ne zaman planlandı ve harekete geçildi?
-Darbenin bir numarası kimdi?
-Genelkurmay Başkanı ve MİT Müsteşarı neden bilgilendirme yapmadılar?
-Darbeyle ilgili ihbar gelmiş olmasına rağmen önemli komutanlar neden Ankara'ya çağrılmadı ve düğünlere katıldılar?
-Bu kripto örgüt kendini nasıl kamufle etti?
-Genelkurmay'daki örümcek ağını nasıl oluşturdu?
-15 Temmuz gecesi ilk olarak nereyi hedeflediler?
-İstanbul ve Ankara dışında gerçek anlamda neler yaşandı?
-Cumhurbaşkanı'nın Marmaris seyahatine yol açan kritik görüşme neydi?
-Darbenin kırılma anları nelerdi?
Bu soruların yanıtlarını elimizden geldiği kadar ilgililere sorduk. Olayların geçtiği yerleri adım adım gezdik, bilgi topladık, katilin eşkâlini tarif edecek sonuçlara ulaştık.
Şimdi sizleri o gecenin kayıp saatlerini bulmanız, katilin eşkâlini görebilmeniz için 15 Temmuz 14.45'e, Ankara Yenimahalle'deki Milli İstihbarat Teşkilatı'nın önüne götürüyoruz.
27 Aralık 2016 Salı
26 Aralık 2016 Pazartesi
Ubuntu yaptın mı?
Bakı şimdi size paylaşımla ilgili çocukların oynadığı bir oyunu anlatayım.
Batılı bir yabancı uzmanın görev yaptığı yerdeki bir kabilenin çocuklarına bir oyun
Oynamalarını önerir, ağacın altına koyduğu meyvelere ilk ulaşanın ödülü, o meyveleri tek başına yemek olacaktır der. Ve çocuklar toplanınca da hadi yarışa başlayın diye komut verir.
O anda bütün çocuklar koşup ağaçın etrafında el ele tutuşup büyük bir halka oluştururlar. Daha sonra ağaçın gövdesine doğru halkayı sıklaştırark birbirlerine yaklaşıp mevyvelere ulaşıncaya kadar başlangıçta oluşturdukları halkayı iyice küçültüp sıklaştırarak ağaçın dibinde duran meyvelere ulaşıp hep birlikte yemeye başlarlar.
Bunun üzerine yabancı uzman şaşırıp sorar. Neden böyle yaptınız der.
Afrikalı çocukların cevabı çok hoştur. Derle biz'ubuntu' yaptık. Ama biz birbirimizle yarışsa idik, yarışı içimizden biri kazanacaktı. Meyveleri de kazanan o bir kişi yiyip, hem yarışı kazanmanın hem de meyveleri yememin mutluluğuna erişecekti. Ama diğerleri hem yarışı kazanamayıp kaybetmenin mutsuzluğunu, hem de meyveyi yiyemeyip tadına varamamanın mutsuzluğunu içlerinde hissedip üzüleceklerdi.
Ama şimdi biz, hep birlikte 'Ubuntu' yapıp hem yarışı kazandık, hemde hep birlikte meyveleri yiyip tadına varıp mutlu olduk. Yani hepimiz 'ben' değil, izb' olduk. Biz olduktan sonra da hepimiz bir 'ben' olup, 'bir' olduk derler.
Kardeşçe paylaşımın bundan daha güzeli olabilir mi?
Yeri gelince bir de Afrikalı kardeşlerimizden ileri olduğumuzu söyleriz.
Batılı bir yabancı uzmanın görev yaptığı yerdeki bir kabilenin çocuklarına bir oyun
Oynamalarını önerir, ağacın altına koyduğu meyvelere ilk ulaşanın ödülü, o meyveleri tek başına yemek olacaktır der. Ve çocuklar toplanınca da hadi yarışa başlayın diye komut verir.
O anda bütün çocuklar koşup ağaçın etrafında el ele tutuşup büyük bir halka oluştururlar. Daha sonra ağaçın gövdesine doğru halkayı sıklaştırark birbirlerine yaklaşıp mevyvelere ulaşıncaya kadar başlangıçta oluşturdukları halkayı iyice küçültüp sıklaştırarak ağaçın dibinde duran meyvelere ulaşıp hep birlikte yemeye başlarlar.
Bunun üzerine yabancı uzman şaşırıp sorar. Neden böyle yaptınız der.
Afrikalı çocukların cevabı çok hoştur. Derle biz'ubuntu' yaptık. Ama biz birbirimizle yarışsa idik, yarışı içimizden biri kazanacaktı. Meyveleri de kazanan o bir kişi yiyip, hem yarışı kazanmanın hem de meyveleri yememin mutluluğuna erişecekti. Ama diğerleri hem yarışı kazanamayıp kaybetmenin mutsuzluğunu, hem de meyveyi yiyemeyip tadına varamamanın mutsuzluğunu içlerinde hissedip üzüleceklerdi.
Ama şimdi biz, hep birlikte 'Ubuntu' yapıp hem yarışı kazandık, hemde hep birlikte meyveleri yiyip tadına varıp mutlu olduk. Yani hepimiz 'ben' değil, izb' olduk. Biz olduktan sonra da hepimiz bir 'ben' olup, 'bir' olduk derler.
Kardeşçe paylaşımın bundan daha güzeli olabilir mi?
Yeri gelince bir de Afrikalı kardeşlerimizden ileri olduğumuzu söyleriz.
25 Aralık 2016 Pazar
Mehmet Akif Ersoy'dan yeni yıl mesajı
Ya Rab! Böyle mi olacaktı, benim cennet yurdum?
Baktım da etrafıma yalnızım, ağladım durdum.
Bir mânâ veremedim, şu Milâdî yıl başına!
Şaştım da kaldım, Müslümanların vah telaşına!
Çevirdim başımı, nereye ettimse bir nazar.
Gördümki, noel için hazır, yer-yer çarşı-pazar.
Haykırmak gelmişti içimden, seslendim millete.
Heyhat! Duyuramadım, ne Âhmed'e ne Mehmed'e.
Ey Âlem-i İslâm'ın baş tacı, büyük Türkiye!
Mukaddesatı unuttun, Avrupa diye diye!
Yurdumu işgal eylemiş, şu garbın safsatası, Kiminin maymunu var, kiminin "Noel babası!"
Anladım, zaman geçmekte bugün dünden de beter.
Kim bilir? Yarın ne hâle düşecek bu şaşkın beşer.
Kulaklar tıkanmış, gözlere çekilmiş perde.
Nankör adam, fazilet arıyor geçmiş giderde.
İslâmdır bu vatanın dini, kitabı Kur'an-ı Kerim'dir.
Müslümanın bayramı, Ramazan ve Kurbandır.
Kalamaz bu böyle Fatihin, Yavuzun diyarı, Noel kutlamada, geçerek hiristiyanları.
Maziyi düşündüm de, hayran oldum istiklâle Ecdadıma söz verdim, varmak için istikbâle, Çanakkale'de şehidlerim kefensiz yatıyor!..
Sakarya'nın rengi, hâlâ kıpkızıl kan akıyor!..
Şehidlik, gazilik şerefidir Müslümanların.
Düşmanlara alkış tutmak, işidir alçakların.
Şu alçakça yaşayanların aklına yanayım.
Gel ölüm gel, neredesin? Kanımla yıkanayım!
İstemem bu hayatı, Sultan etseler cihanda.
Ölürüm, şerefimle yatarım, toprak altında.
Ya Rab! Hidâyet ver kurtulsun bu millete.
MehmetAkif Ersoy
Baktım da etrafıma yalnızım, ağladım durdum.
Bir mânâ veremedim, şu Milâdî yıl başına!
Şaştım da kaldım, Müslümanların vah telaşına!
Çevirdim başımı, nereye ettimse bir nazar.
Gördümki, noel için hazır, yer-yer çarşı-pazar.
Haykırmak gelmişti içimden, seslendim millete.
Heyhat! Duyuramadım, ne Âhmed'e ne Mehmed'e.
Ey Âlem-i İslâm'ın baş tacı, büyük Türkiye!
Mukaddesatı unuttun, Avrupa diye diye!
Yurdumu işgal eylemiş, şu garbın safsatası, Kiminin maymunu var, kiminin "Noel babası!"
Anladım, zaman geçmekte bugün dünden de beter.
Kim bilir? Yarın ne hâle düşecek bu şaşkın beşer.
Kulaklar tıkanmış, gözlere çekilmiş perde.
Nankör adam, fazilet arıyor geçmiş giderde.
İslâmdır bu vatanın dini, kitabı Kur'an-ı Kerim'dir.
Müslümanın bayramı, Ramazan ve Kurbandır.
Kalamaz bu böyle Fatihin, Yavuzun diyarı, Noel kutlamada, geçerek hiristiyanları.
Maziyi düşündüm de, hayran oldum istiklâle Ecdadıma söz verdim, varmak için istikbâle, Çanakkale'de şehidlerim kefensiz yatıyor!..
Sakarya'nın rengi, hâlâ kıpkızıl kan akıyor!..
Şehidlik, gazilik şerefidir Müslümanların.
Düşmanlara alkış tutmak, işidir alçakların.
Şu alçakça yaşayanların aklına yanayım.
Gel ölüm gel, neredesin? Kanımla yıkanayım!
İstemem bu hayatı, Sultan etseler cihanda.
Ölürüm, şerefimle yatarım, toprak altında.
Ya Rab! Hidâyet ver kurtulsun bu millete.
MehmetAkif Ersoy
24 Aralık 2016 Cumartesi
Armağan etmek ne demek?
armağan
ad
- 1.bir kimseye, sevindirmek, mutlu etmek için karşılıksız olarak verilen şey."Çocuğunu armağanlara boğardı"
eş anlamlısı: hediye - 2.bilim, sanat, yazın ve benzeri alanlarda açılan yarışmalarda, özenli
- İşte kelime anlamı bu ARMAĞAN'ın.
- Peki nasıl oluyor da bu ARMAĞAN geçerken parasını ödediğimiz
- Hizmete dönüştü.
- Ne ara bu Ad evrim geçirdi?
- Dönüşüm devam edecek izlemeye devam ediyorum.
- Takipteyim.
- 23 Aralık 2016
- Serdar Karamanlı
21 Aralık 2016 Çarşamba
Eşek tarladan çıkmıyorsa ne yapılmalı?
Adamın birinin tarlasına bir
eşek girer. Sürüp ekip sulamak için ter döktüğü tarladaki ekinleri yemeye
başlar. Şimdi bu eşeği nasıl çıkarsın adam? Cevap vermesi zor bir soru!
Adam hemen hızla eve gider.
Alet edevatlarını getirir. İşin beklemeye tahammülü yok!
Uzun bir sopa, bir çekiç, bir
miktar çivi ve bir de büyükçe bir tabaka mukavva getirir. Mukavvanın üzerine
şöyle yazar: "Ey eşek tarlamdam çık!"
Sonra mukavvayı uzun sopaya
çakar, çivi ve çekiçle. Tarladaki ekinleri yemekte olan eşeğin yanına varır.
Elindeki pankartı kaldırır ve sabahın köründen itibaren elinde pankartla
dikilir, ta güneş batıncaya kadar. Fakat eşek çıkmaz!
Adam şaşkındır. "Belki de
eşek pankartta ne yazıldığını anlamamıştır?"
Eve döner ve yatar uyur. Ertesi
sabah çok sayıda pankart hazırlar. Çocuklarını ve komşularını da çağırır. Köy
halkını galeyana getirir. Yani bir zirve toplar. İnsanları kuyruklar halinde
dizer. Ellerinde pankartlar: "Ey eşek tarladan çık!" "Eşeğe
ölüm!" "Yazıklar olsun sana ey eşek tarla sahibinden ne
istiyorsun?"
Eşeğin ekinleri yemekte olduğu
tarlanın etrafını çevirirler. Başlarlar slogan atmaya: "Çık ey eşek,
çıkmazsan fena olur!" Eşek eşek! Yemeğe devam eder ve etrafında olup
bitenlere dönüp bakmaz bile. Ertesi gün de güneş batar. İnsanlar bağırmaktan,
slogan atmaktan yorulmuş ve sesleri kısılmıştır. Bakarlar ki eşek kendilerine
aldırmıyor, dönerler evlerine. Başka bir çözüm bulmak lazım!
Üçüncü günü sabahı, adam evinde
başka birşey yapmağa girişir. Eşeği çıkarmak için yeni bir plan. Çünkü ekinler
ha bitti ha bitecek. Adam yeni icadını getirir.
Eşeğin kuklası. Gerçek eşeğe
çok benziyor. Eşeğin tarlada ekinleri yediği yere gelince, eşeğin gözleri
önünde, eşeğe çıkması için bağırıp duran kalabalık köylülerin önünde, maket
üzerine benzin döker ve ateşe verir. Kalabalıklar tekbir getirir. Eşek de
ateşin olduğu yere bakar sonra da umursamaksızın tarlada otlamaya devam eder.
Amma da inatçı eşekmiş yahu! Laftan anlamıyor.
Bu sefer eşekle görüşmek için
heyet gönderirler. Derler ki: Tarla sahibi kendisinin tarlasından çıkmanı
istiyor. Haklı olan o! Sana düşen çıkıp gitmek.
Eşek hala onlara bakar, sonra
otlamaya devam eder. Hiç onlara aldırmaz. Başarısız birkaç girişimden sonra,
adam başka bir aracı gönderir. Aracı eşeğe der ki:
"Tarla sahibi hazır,
tarlanın bir kısmından vazgeçmeye." Eşek yemeye devam eder, dönüp bakmaz
bile.
"Üçte birini sana vermeye
razı!" Eşek yine cevap vermez.
"Yarısını verecek!"
Eşekte yine cevap yok.
"Peki peki! İstediğin
kadar alanı sen belirle, ama belirlediğin alanın dışına çıkma."
Eşek, başını kaldırır, artık
yiye yiye iyice doymuştur. Tarlanın kenarına doğru biraz ilerler. Kalabalığa
bakar ve düşünür. İnsanlar sevinirler. Nihayet eşek anlaşmaya yanaştı. Tarla
sahibi tahtaları getirir. Tarlayı ikiye böler ve eşeğin olduğu hisseyi ona
bırakır.
Ertesi sabah, tarla sahibini
bir sürpriz beklemektedir.
Eşek kendi hissesini bırakmış,
tarla sahibinin hissesine dalmış otlamaya burada devam ediyor.
Kardeşimiz tekrar pankartlara
müracaat eder ve mitinglere. Anlaşılan faydası yok. Bu eşek laftan anlamıyor.
Galiba bu, bu yörenin eşeği değil. Herhalde başka bir köyden gelme.
Adam artık tarlanın tamamını
eşeğe bırakmayı ve başka bir köye gidip yeni bir tarla edinmeyi düşünmeye
başlar. Orada hazır bulunanların ve büyük kalabalığın gözleri önünde, köydeki
son insanın bile hazır olduğu bu kalabalık huzurunda...
Bu ümitsizce çabalara işgalci,
inatçı, mütekebbir, saldırgan ve zarar kaynağı eşeği çıkarmak için sergilenen
bu çabalara katkıda bulunmak için küçük bir oğlan çocuğu da gelmiştir.
Çocuk kalabalıkları yararak
tarlaya girer, küçük bir sopa ile eşeğin kıçına vurur.
O da ne! Eşek dörtnala tarlayı
terkediyor!
"Hay Allah!" diye
bağırır herkes, "Bu ufaklık hepimizi rezil etti." Hepimizi komşu
köyler nezdinde de maskara edecek. Hemen oğlan çocuğunu oracıkta öldürürler,
eşeği de tekrar tarlaya sokarlar ve çocuğun "şehit olduğu" haberini
etrafa yayarlar.
* * *
M. Abbas Orabi''nin yazdığı bu
hikâyeyi Prof. Dr. Hayri Kırbaşoğlu''nun çevirisiyle sunduk. Beğenmediyseniz
kimseye anlatmayın.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)


