14 Mart 2019 Perşembe

Ölüler Diyarı..

Cinayet büro amiri Stéphane Corso, bir dizi striptizci cinayetini araştırmakla görevlendirildiğinde, ne peşinde olduğu katilin karmaşık ruh halinin ne de girmesi gereken karanlık dünyanın farkındadır. Soruşturma onu geçmişi şaibeli, goya hayranı bir ressama götürür: Phılippe Sobieski’ye. Ressamla corso arasındaki düello, porno ve sadomazoşizm dünyasının labirentlerinde bir kedi fare oyununa dönüşür. Gerilimin efendisi Grangé, Ölüler Diyarı’nda insan doğasının kuytu köşelerini keşfe çıkıyor…

Sen kötüsün. 
Sen bir katilsin. 
Sen bir sapkınsın. 
Senin kanın çürümüş, zehirli ve kokuşmuş bir kan. Soyun neyse kanın da odur.
(Tanıtım Bülteninden)
-KARDEŞ GRANGE'ın kitabı ne zaman çıkar Serdar merak ediyor? 
- Serdar kim abi ?
- Bizim Arkadaş
- he bilmiyorum. 
çıkmış ve okudum ama sana gönderemiyorum Kavak
Asla sonunu tahmin edemeyeceğiz.
Üstat acayip....


14 Mart 2019 / 00.22
İstanbul 2019/3

3 Mart 2019 Pazar

Tilkinin Hilesi..

Alevler homurdanarak gökyüzüne doğru yükseliyor, ateşin etrafında oturan Kızılderililer boyalı suratlarında belirip kaybolan koyu göbgeler oluşturuyordu. Sonra kabile reisi sesini yükseltti. Konumu gösteren tören kılığına bürünmüş çok uzun boylu adamın kafasındaki tüylü başlığın ucu ta yere kadar uzanıyordu. Reis krallara yakışan görkemli bir tavırla konuşmaya başladı.

“Size beyaz adamın günahlarının, onu kötü ruhlarla karşılaşmasına neden olmaktan başka bir yarar sağlamadığını söylemeye geldim! O kötü ruhlar, beyaz adamı yiyip yutacak ve onu sonsuz lanetin alevlerine mahkum edecek! Bana inanın erkek kardeşlerim, oğullarım, kız kardeşlerim ve kızlarım. Hesap günü geldi. Ve zafer bizim olacak”

Reisi dinleyen çoğu için tek bir sorun vardı. Bu reis beyazdı.
3 Mart 2019 / 21.40
İstanbul 2019/2

Ölümcül Risk..

Ölümcül Risk - Simon Kernick
Onlar Oynar Bedeli Sen Ödersin… 

“Kernick bu cesur gerilim romanında, hikâyenin temposunu düşürmemek için her türlü kurnazlığı yapıyor.” 
Stegs Jenner her zaman sınırda yaşamıştır. Gizli görev üstlendiğinde, suçlularla zaman geçirip, onları adaletin karşısına çıkarmak için savaşmaktan başka hiçbir şey düşünmeyen sıra dışı bir kanun adamıdır. Jenner kendi yoluna gitmeye karar verdiğinde, dâhil olduğu operasyon korkunç bir şekilde yanlış gidince tüm şüpheler onun üzerinde toplanır. 
Araştırmacı dedektir John ve dedektif Tina Boyd soruşturma için çağırılır. Bilmedikleri şey ise, araştırdıkları olayın onları Londra’nın kötülüğüyle nam salmış uyuşturucu çetesinin kalbine, içlerinden birini de düşmanın namlusunun tam ucuna götürecek olmasıdır.
27 Ocak 2019 / 16.20
İstanbul 2019/1

6 Şubat 2019 Çarşamba

Gidemeyenlerin Ülkesi....

Ortada hukuk, siyaset, hak, adalet adına söylenecek bir şey kalmadı.
Söylenen her şey, tüm düşünme yeteneğini yitirmiş zihinlerin beton duvarlarına çarpıp, hiçbir etki yapmadan geri dönüyor.
Ortalıkta dolaşan birçok klişenin ne fikir denecek hali var, ne mantıktan nasibini almış, ne de adaletle en ufak bir ilintisi kalmış…
Polemik çabaları havada kalıyor. Tartışmalar gülünçleşiyor. İletişim sıfır…
Tarihin cilvesine bakın!
Ortaçağ, Aydınlanma’dan intikamını alıyor sanki.
Aydınlanma’nın kavramlarını dinselleştirerek onu içten fethediyor. Onu var eden aklı devre dışı bırakarak, düşünce yerine imanı hakim kılarak, tartışılmaz dogmalar yaratarak, kaybettiği tahtını yeniden ele geçiriyor.
Evet, Ortaçağ, Aydınlanma’dan intikamını alıyor.
Topuyla, tüfeğiyle koruyamadığı iktidarını, insanların ruhunu ele geçirerek geri alıyor.
Cadı kazanları kuruldu, odunlar yerleştirildi, her şey bir kıvılcıma bakıyor…
Ateşin etrafında çığlık çığlığa bekleşen kalabalık, tıpkı yüzyıllar öncesindeki gibi, genç bir kadını “kutsal” için yakmaya hazırlanıyor.
“Kutsal” olanın adı değişmiş.
Ama ne önemi var.
“Kutsal”ı yaratan fanatizm dimdik ayakta.
***
Telefonlarım, faksım günlerdir susmuyor. Elektronik posta kutum dolup taşıyor.
Hırsından ağlayan, umutsuzluğundan intiharı düşünen insanlarla konuşuyorum her gün.
“Böyle bir ülkede dünyaya gelmek için ne suç işledik Allah’ım?” diye yakınıyorlar.
Hepsi de kötü kaderlerine kahretmişler. Başlarını alıp, çekip gitmek istiyorlar. Başka bir ülkede göçmen olmayı, kendi ülkelerinde zenci sayılmaktan daha kolay hazmedebileceklerinin düşünüyorlar belki… böyle aşağılanarak yaşamaktan, bu kadar hiçe sayılmaktan, her dakika “burunları sürtülerek” hizaya sokulmaktan kurtulmaktan başka bir şey düşünemiyorlar.
Ama gidecek hiçbir yerleri yok. Başka bir dilleri, başka bir evleri, başka bir ülkenin banka cüzdanı yok.
Kapana kısılmışlar…
Sessiz ve terkedilmiş çoğunluk… terkedilmiş ve ihanete uğramış…
Bütün kalabalıklarına rağmen ne kadar yalnızlar.
Bütün güçlülüklerine rağmen ne kadar zayıf…
Benden bir umut, dayanma güçlerini artıracak bir çift söz, tevekkül içinde yaşamaya devam edebilmek için bir yol soruyorlar.
Bilseler ki ben de kendimi ne kadar yalnız ve çaresiz hissediyorum.
***
“Bağnazlığın bir kimliğin ögesi haline geldiği noktada, belki de fedakarlık sağlıklı olanlara düşüyor.” Diye yazmış Etyen Mahçupyan…
Galiba öyle. Ama nasıl yapacağız bu fedakarlığı?
Başımızı alıp giderek mi?
“Başını alıp gitmek”… Yakılmak üzere bağlandığımız çarmıhtan, o çarmıhın altındaki odunlar ateşe verilmeden bağlarını kopartıp çekip gitmek. O çarmıhın çevresinde halka olmuş çığlıklar atan bağnazlar güruhunun hevesini kursağında bırakıp çekip gitmek…
Acılar ve yalnızlıklar içinde bir başka diyara, yobazın elinin yetişemeyeceği herhangi bir yere alıp başını gitmek. Kendi ülkenin değil, bir yaban elin yalnızı olmayı göze alarak çekip gitmek…
Ve kendi yurdunun her gün biraz daha “gidemeyenlerin ülkesi”ne dönüşmesini uzaktan acılar içinde seyretmek…
Buna yürek dayanır mı?
Gülay GÖKTÜRK
6 Mayıs 1999

19 Ocak 2019 Cumartesi

Acayip bir dünya....

Dünya, içinde bildiğimiz veya henüz bilemediğimiz canlı çeşitliliği ile paylaştığımız alan.
Bizim türümüz olan İNSAN dünyayı hoyratça kullanan, gün geçtikçe ahlaki değerleri yok olan hırslı, bir o kadar da bencil varlık.
Bizim tür gurubundan birileri az emek ile çok emek edenlerin gayretle biriktirdiği, alın teri döktüğü, tırnakları ile kazıdığı hayattan sökerek aldığı Sermayesini ufak tefek değişiklikler yaparak Çalıyor ve bunu sureti Haktan gözükerek yapıyor.
İşin tuhaf yanı Emek edenler mevzuya hakim olduğu zannı galibi içindeler. Lakin Ömür sermayesi dahil  olmak  üzere Emeği çalınan İNSAN hala anlamamak ta ısrar ediyor, bu gidişle anlamamaya devam edecekler.
Ben anladım da ne oldu sorusuna vereceğim cevap Yeryüzü halkları bu grup karşısında kaybetmeye mahkumdur. Görmek için bakmak yeterli değildir. Anlamak ve anlamlandırmaya çalışmakla birlikte anlaşılır şekilde anlatılması gerekir. Ancak gördüm ki bu iş çok Zor.
Diğer az olan grup her zaman kazanacak, borcunu da ödemek çok Emek edenlere kalacak. Bu iş babadan oğullarına veya kızlarına kalacak.
Akıl oyunları, aklını kullanmayan vatandaşlara lazım değildir vesselam.
19 Ocak 2019
Serdar Karamanlı

23 Aralık 2018 Pazar

Son 20 Saniye

BIR ERKEK, BIR KADİN VE SADIST BIR KATIL! Üçü de korkunç bir yüzleşmeye doğru dörtnala koşarlarken kesin olan tek bir şey var: hayatta kalabilmek için çok sıkı mücadele etmeleri gerekecek. SİMON KERNİCK, Ingiltere'nin en heyecan verici gerilim yazarlarından biri. Onun eserlerini bu kadar özgün kılan ise yaptığı araştırmalar. Kernick romanlarını yazmadan önce Emniyet Teşkilatı, Anti-Terör Şubesi ve Ağır Organize Suçlar Masası üyeleriyle kayda geçen veya geçmeyen görüşmeler yaparak Ingiltere'nin yeraltı dünyasının derinliklerinde gerçekte neler olduğunu ilk ağızdan duyuyor. SIVIL POLIS Son on beş yıldır sivil polis olarak çalışan Sean Egan hayatı uçurumun kenarında yaşamaya alışkın olanlardan. Yakın zaman önce Londra'nın en tehlikeli suç şebekelerinden birinin içine sızmayı başardı ve şimdi kendisinden özel bir görev isteniyor: Gece Sürüngeni diye anılan bir seri katili polis nezaretinden kaçırmak. KATIL Acımasız ama bir o kadar da zeki olan Gece Sürüngeni şöhretini genç kadınları işkence ederek öldürmesine borçludur. Önceki gece tutuklanan katil, cinayetlerden birini işlemediğine dair çok sağlam bir delili olduğunu ve masumiyetini kanıtlayıp asıl katili sunacak çok önemli şeyler bildiğini iddia etmektedir. KADİN POLIS Dedektif Müfettiş Tina Boyd geçmişi asla yakasını bırakmayan bir bela mıknatısı. Gece Sürüngeni'ni cinayetleri işlemekle suçlayan polis kendisiydi ve şimdi kaçırılan suçluyu bulmak da yine ona düşecek. Ama bunu çok çabuk yapması gerekiyor, çünkü bazı tehlikeli kişiler onu sonsuza dek susturmak istiyor.

23 Aralık 2018 / 08.45
İstanbul 2018/24

6 Aralık 2018 Perşembe

Kartalların Uçuşu...

 Amerika'da doğdukları halde, anneleri Alman, babaları Amerikalı olan Max ve Harry Kelso ikiz kardeştirler. I. Dünya savaşının çok başarılı pilotlarından olan babalarının ölümü üzerine, meteliksiz bir Alman baronesi olan anne, çocuklarını alıp Almanya'ya dönmek ister. Ancak, çocukların dedesi Abe, gelinine geri dönmesi için büyük miktarda bir parasal destek sağlarken, torunlarından Harry'nin kendisiyle kalmasını şart koşar. Anne Max'i yanına alıp Almanya'ya döner. II. Dünya Savaşı başladığında, iki kardeş kendilerini iki karşıt kampın savaş pilotu olarak bulurlar. Max, Luftwaffe'nin Kara Baron adıyla anılan efsanevi pilotudur. Harry ise, Amerika henüz savaşa girmediği için, İngiliz Kraliyet Hava Kuvvetlerine katılmış, eşsiz yeteneği ve rakipsizliğiyle ün salmıştır. 
İki kardeş savaşın getireceği acımasız ikilemlerden habersiz, iki dürüst asker olarak ellerinden geleni yaparlar. Ancak entrika ve kötülük dolu dış güçler, iki genci, bildikleri ve değer verdikleri her şeyi; yaşamlarını, ailelerini, sadakat duygularını sorgulamaya itecektir. 
''Eğer yazarlardan oluşan bir komando takımı kurulsaydı: Jack Higgins kesinlikle onların lideri olurdu. Askerlerin, liderlerin, hainlerin, hırsız ve casusların nasıl düşünüp nasıl davrandığını o kadar iyi biliyor ki.''

6 Aralık 2018 / 03.10


İstanbul 2018/23