5 Ekim 2012 Cuma

Sisle Gelen Yolcu...


Sisle Gelen Yolcu

Jean-Christophe Grangé

Çeviren: Tankut Gökçe

Yayın Tarihi : Haziran 2012

Sayfa Sayısı : 680

Kitabı Bitiriş Tarihi : 5 Ekim 2012

DOĞAN KİTAP




Yazar
Fransız yazar Jean-Christophe Grangé 1961’de Paris’te doğdu. Serbest gazeteci olarak çeşitli haber ajansları ve gazeteler için çalıştı. "Paris-Match" için gezi-macera röportajları, "Figaro Magazine" için bilimsel röportajlar hazırladı. Leyleklerin göçü üzerine hazırladığı yazı dizisinden esinlenen "Leyleklerin Uçuşu" adlı ilk romanı 1994’te yayımlandı. Bu kitap sekiz bölümlük bir TV dizisi haline getirildi. Fransa’da 450 000 adet satan ve dünyada 20 dile çevrilen "Kızıl Nehirler" yazarın ikinci romanı. Grangé’nin üçüncü romanı "Taş Meclisi" ise eylül 2000’de çıktı ve yalnız Fransa’da kısa sürede 150 000 adet sattı. Mathieu Kassovitz tarafından filme çekilen ve başrollerini Jean Reno ve Vincent Cassel’in oynadığı "Kızıl Nehirler" Hollywood’u keşfetmek için iyi bir koz.

Kitap Hakkında:
Benliğin karanlık sularında dolaşan “bavulsuz yolcu”
Tren raylarında bulunan, hafızasını yitirmiş bir adam… Aynı yerde, bir bakım çukurunda çırılçıplak bir ceset... Ve olay üzerine polis tarafından çağrılan psikiyatr Mathias Freire… Polis, hafızasını yitirmiş adamı sorgulamak isterken, Mathias kendisinde de aynı kişilik hastalığı olduğunu fark eder. Acaba aranan seri katil kendisi midir?

Ben ne düşünüyorum;

Huuuuu müthiş bir kitap, nasıl bittiğini anlamadım. İyi bir zihin boşaltma kitabı, her ağır kitabın sonuna aldığım Romanlar arasın da en iyisi diyebilirim. Şimdi Musa Şimşekçakan ağabeyin "SÖZÜN GÜCÜ"Kitabına girebilirim gönül rahatlığı ile…

5 Ekim 2012
Serdar Karamanlı


Umut veriyor muyuz..

Önümde açık duran Kur'an da 26/2,3,4,5 ayetleri duruyor. Fark etmişsinizdir, Rabbimiz bize geçmiş kavimleri anlatıyor ve bir nevi sizlerde onlar gibi olmayın "Aldatılmayın" diyor bu net peki durumumuz ne...

Deniz kenarında oldukça açık bir hanım, yanın da oturan orta yaşlarını geçmiş bir hanıma " Rabbim beni hiç sıkmadı, hiç derde koymadı. Hep yardım etti." bu ifadeler yabancı değil. Dindar görüntümüz ile bizimde kullandığımız ifadeler hiçte farklı değil. Her iki görüntü de bir kandırılmışlığı ifade ediyor. Bu Allah ile aldatılmayı ifade ediyor. Kur'an da bize şöyle bildiriliyor.
31 Lokman Suresi 33. Ey insanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Hiçbir babanın çocuğuna hiçbir yarar sağlayamayacağı, hiçbir çocuğun da babasına hiçbir yarar sağlayamayacağı günden korkun! Şüphesiz Allah’ın va’di gerçektir. Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın. O aldatıcı şeytan da Allah hakkında sizi aldatmasın.

35 Fatır Suresi 5. Ey insanlar! Şüphesiz Allah’ın vaadi gerçektir. Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın. Sakın çok aldatıcı (şeytan), Allah hakkında sizi aldatmasın.

57 Hadid Suresi 14. (Münafıklar) mü’minlere şöyle seslenirler: “Biz de (dünyada) sizinle beraber değil miydik?” (Mü’minler de) derler ki: “Evet, fakat siz kendinizi yaktınız. Başımıza musibetler gelmesini gözlediniz, şüphe ettiniz. Allah’ın emri gelinceye kadar kuruntular sizi aldattı. O çok aldatıcı (şeytan) Allah hakkında da sizi aldattı.”

Evet aldatıldık, sorun şu ki başımızdaki iktidarla, artan islami cemaatlerin çeşitliliği ile de aldatılıyoruz. Evet geçmiş kavimlerin aldandığı gibi aldandık. Mehmet Alagaşın sorduğu gibi sorarsak hakikaten biz "UMUT VEREN BİR ÜMMETMİYİZ"

24 AĞUSTOS 2012
SERDAR KARAMANLI


28 Eylül 2012 Cuma

Kur'an Meali...

Şaban PİRİŞ
1965 Yılında Kayseri Hisarcık Beldesinde doğdu. İlk okulu Kayseri’de Orta ve Liseyi Kayseri İmam Hatip Lisesi ve İstanbul Bakırköy İmam Hatip Lisesi’nde tamamladı.
1985’te Marmara Üniversitesi Tarih Bölümü’de iki yıl okuduktan sonra İstanbul Üniversitesi Arap Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden 1991 yılında mezun oldu.  Milli Eğitim’e bağlı resmi ve özel okullarda öğretmenliğe devam ederken aynı zamanda Sakarya Üniversitesi Tarih Bölümü’nde bir süre Mastır çalışması yaptı (1995).

Şaban PİRİŞ Kur'an Meali  ve 

Diyanet Meali

Bitiş Tarihi : 29Eylül2012



Bu sefer ikili okuma yapıp, Kur'an'ı anlama ve hayatım da anlamlandırma noktasında ilerleme gayretlerime katkı sağlaması münasebeti ile emeği geçenlere teşekkür ediyorum.

Bu okumam da, beni etkileyen en önemli ayet Muhammed (AS)'a
Şura / 52  İşte böylece sana da emrimizle Kur'an'ı vahyettik. Sen, kitap nedir, iman nedir bilmezdin. Fakat biz onu kullarımızdan dilediğimizi kendisiyle doğru yola eriştirdiğimiz bir nur kıldık. Şüphesiz ki sen doğru bir yolu göstermektesin.

hitabının muhatabının, peygamber üzerinden bizler olduğumuzu anlamamı sağladı. Bunun aslın da bir kazanç olduğunu anlamamız şu bakımdan önemli. 

Kul olarak Allah lütuf etmiş, iman sahibi olmuşsun. Havalara girip, insanlar arasın da kendini ayrıcalıklı göstermeye çalışma. 
Hucurat 17 Müslüman olmalarını bir lütufta bulunmuş gibi sana hatırlatıyorlar. De ki: “Müslüman olmanızı bir lütuf gibi bana hatırlatıp durmayın. Tam tersine eğer doğru kimselerseniz sizi imana erdirmesinden dolayı Allah size lütufta bulunmuş oluyor.”

Umarım, bu okumalarım beni daha merhametli, daha saygılı, daha yardım sever ve en önemlisi İyi insan eder.

Serdar Karamanlı

16 Eylül 2012 Pazar

İNTİKAM...


İNTİKAM
ALİ ERKAN KAVAKLI
NESİL YAYINLARI

Kitabın Bitiş Tarihi : 16EYLÜL2012

Postmodern romancı Ali Erkan Kavaklı’nın polisiye romanları İtiraf Ediyorum ve İntikam 7. baskısını yaptı. Kapakları yenilen her iki kitap da okuyucunun ilgisini çekmeye devam ediyor.
Postmodern bir üslûpla sistemi eleştiren romanlar serisinin ilk ikinci kitabı İntikam.
Polis müfettişi Safa’nın arabası bomba ile havaya uçurulur. Müfettiş şans eseri ölmez, ağır yaralı olarak hastahaneye kaldırılır. Arkadaşı Yüzbaşı Hüseyin, katillerin peşine düşer. Ülkede kargaşa çıkararak darbe yapmak isteyen “derin çete”, Müfettiş Sefa’yı ortadan kaldırmak istemektedir. Çete, Yüzbaşı Hüseyin’in de peşine düşer. Yüzbaşı, MİT’ten yardım ister ve çete ile amansız bir savaşa girişir. Yüzbaşının eşi Gamze, önce tehdit edilir ve sonra MİT’teki işinden kovulur. Bunu onuruna yediremeyen Gamze intihar eder. Müfettişin eşi Ela Hanım öldürülür.
Eşinin intikamını almak için çetenin peşine düşen Yüzbaşı Hüseyin, tehditlere aldırmaz. ülkede darbe yapmak isteyen çete ile Hüseyin ve ekibi arasında korkunç savaş başlar…
İntikam, Türkiye’de darbe yapmak isteyen “derin örgüt” Ergenekon’un karıştığı esrarengiz cinayetleri hikaye eder. Türkiye’nin derin tarihinin romanı…
İntikam, 28 Şubatını gerçekleştiren derin çete ile hesaplaşma…

Bu kitabı okurken, gerilere gittim 28 şubat ve daha gerilere. Toz duman içinde geçip gitmiş zamanlara, kayıp yıllara.
Memleket evlatları, niye ve niçin öldüklerini bilemediler, şimdiler de geri de kalan aileleri biliyor ve yaşadıkları acılar bir nebze de olsa hafifledi. Hala bunları anlamak istemeyenler olabilir. Dilerim Rabbimden bir daha o günler yaşanmaz.
Serdar Karamanlı

30 Ağustos 2012 Perşembe

Kan Ağacı..

YAZAR : Jale DEMİRDÖĞEN
TÜRÜ    : EDEBİYAT / ROMAN
KİTAP EVİ: NEMESİS
BİTİŞ TARİHİ : 30 AĞUSTOS 2012

KİTABIN ARKA KAPAĞINDAN :

..Hatırlamak tutsaklıktır dostlar! Hatıralar ise geçmişin önünde nöbet tutan güleryüzlü gardiyanlar!.. Diyorum ki unutun! Unutun ve kavu un geleceğinize! Çünkü özgürlük, geçmişin değil geleceğin ellerinde! Ve unutmayın ki özgürlüğünüzün yalnızca iki kapısı var. Biri aklınız, diğeri ise kalbiniz. İkisinden biri ya da her ikisi birden, farkında bile olmadığınız bir anda kapandı. Açın diyorum! Ve işte şimdi yine, kapıları açık unutarak gidiyorum.' Unutkan, bu geceki son sözlerini tamamladıktan sonra mikrofonu kapattı ve yayını bitirdi. Tutsaklar içinse gece hiç bitmeyecekti. 

Melike, güllü sedirde ayaklarını altına topladı. 

Canan, iyi bir kırmızı şarap seçmek için mahzenin kapısındaydı. Rüzgâr usulca esip Derman'ın kıvırcık saçlarını karıştırırken, 

Lucia, parlattığı son gümüş parçayı da vitrindeki yerine kaldırıyordu. 

Suna, radyoyu kapattı. Başucundaki kitaba uzanırken ellerine ilaç sürmediğini fark etti. 

İncecik atıştırmaya başlayan yağmur altında Fuat, merdivene oturdu ve bir sigara yaktı. 

Firuze Hanım, pırlanta taşlı saatinin kelepçesini ve saçlarının topuzunu açıp yatmaya hazırlanırken, 
Nergis için mahrum bir geceyi daha sessiz bir sabaha başlamanın vakti gelmişti. Bir bekleyici nasıl beklemesi gerektiğini bilir. Bekleyiş ne kadar uzun sürerse, hasret o kadar anlamsızlaştırır zamanı. Saatler ve beklenenin yüzü birbirine karışır. Her şeyi unutulur o'nun; bir tek bakışı unutulmaz. O unutulsa, zaten bekleyici olunmaz. Herkes birini bekledi. Kimi, gidenlerin dönüşünü... Kimi, dönmeyenlerin ölüşünü...

Ben ne düşünüyorum; Eylül önce gelir, Hazan sonra. Temiz bir sevgi bu kadar güzel mi anlatılır. Bu Jale hanımın okuduğumuz ilk kitabı. Okuduğumuz diyorum, çünkü hanımla yarıştık, bu kez ben önde bitirdim:)..  Derman ve Nergis müthiş iki tip Ben beğendim yazarın tarzını alıp sizi de götürebilir dostlar....

Kitaplara küs durmayın dostlar
Serdar Karamanlı
30/8/2012

28 Temmuz 2012 Cumartesi

Diyanet'ten sandalyede namaz uyarısı



Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu, hasta ve engelli kimselerin bile, zorunlu olmadıkça namazlarını sandalyede değil, yere oturarak kılmalarının uygun olduğunu açıkladı.
Son zamanlarda camilerde hasta ve güçsüz kişilerin cemaat arasına sandalye koyup namaz kılmalarının vatandaşlarca sıkça sorulması üzerine Diyanet İşleri Din Yüksek Kurulu şu açıklamayı yaptı:

"Namazı normal şekli ile ayakta kılmaya gücü yetmeyen kimse için asıl olan, namazını oturarak kılmaktır. Böyle bir kişi namazını kendi durumuna göre diz çökerek veya bağdaş kurarak yahut ayaklarını yana ya da kıbleye doğru uzatarak kılar. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v.) nasıl namaz kılacağını soran hasta bir sahabeye 'Namazını ayakta kıl. Eğer gücün yetmezse oturarak, buna da gücün yetmezse yan üzere kıl' (Buhari, Taksiru'As-Salat, 19) buyurmuştur. 


Ayakta durabilen ve yere oturabildiği halde secde edemeyen kimse namaza ayakta başlar, rükudan sonra yere oturarak secdeleri ima ile yapar. Ayakta durabildiği halde oturduktan sonra ayağa kalkamayan kişi namaza ayakta başlar, secdeden sonra namazını oturarak tamamlar. Ayakta durmaya ve rüku yapmaya gücü yettiği halde yere oturamayan kimse namaza ayakta başlar rükudan sonra secdeyi tabure ve benzeri bir şey üzerine oturarak ima ile eda eder. Ayakta durmaya gücü yetmeyen, yere de oturamayan kimse namazı tabure, sandalye ve benzeri bir şey üzerine oturarak rüku ve secdeleri ima ile yerine getirir.

Namazını tabure, sandalye ve benzeri şeyler üzerinde kılan müminin ileri sürdüğü mazeretleri kendisini vicdanen rahatlatacak boyutta olmalıdır. Namazı asli şekline uygun olarak kılmaya engel olmayacak hafif bedeni rahatsızlıklar, bu konuda meşru mazeret olarak görülmemelidir. Dini açıdan zorunlu ve meşru bir sebep bulunmadıkça
camilerde sandalyede namaz kılmak, göze hoş gelmeyen bir görüntü ortaya çıkarmakta ve cemaat arasında tartışmalara sebep olmaktadır. Özellikle üzerinde namaz kılmak amacı ile camilerde sıralar halinde sabit oturakların yapılması, cami doku ve kültürüyle bağdaşmamaktadır. Bu sebeple hastalık ve özürlülük gibi herhangi bir rahatsızlığı bulunan kimselerin, zorunlu olmadıkça namazlarını sandalyede değil, yere oturarak kılmaları uygundur." 


10 Temmuz 2012 Salı

Ramazan ve Oruç

Ramazan ve Oruç


Bitiş Tarihi : 1Temmuz2012



Örfümüzde on bir ayın sultanı olarak bilinen Ramazan-ı Şerif, ümmet-i Muhammed için büyük bir nimettir. Her bakımdan bir silkinme, yenilenme ayı olarak değerlendirilmeyi bekleyen bu nimet, kadr-i kıymet iyi bilinmediği için maalesef çoğu zaman heba ediliyor.

Hele hele son yıllarda "Ramazan Şenlikleri" adı altında birtakım modern hurafelerle iş tamamen çığırından çıkmaya başladı. Allah Teala'nın takva, Kur'an, şükür ve dua ayı olarak bizlerle bahşettiği bu nimet artık eğlence ayı olarak anılır oldu.

Ana yoldan savrulma olarak niteleyebileceğimiz bu son dönem hurafelerini bir kenara bırakıp "Allah'ın izniyle şu Ramazan ayı benim için bir dönüm noktası olsun" diyeceklere küçük bir rehber olması temennisiyle hazırlanan bu kitapçık, Ramazan-ı Şerif'in Cenab-ı Hakk'ın istediği şekilde ihya edilmesini hedeflemektedir.
(Arka Kapak)

Ramazan Ayına sayılı günlerin kaldığı şu günler de bilgilerimizi tazelemek adına faydalı buldum
Serdar Karamanlı