16 Eylül 2012 Pazar

İNTİKAM...


İNTİKAM
ALİ ERKAN KAVAKLI
NESİL YAYINLARI

Kitabın Bitiş Tarihi : 16EYLÜL2012

Postmodern romancı Ali Erkan Kavaklı’nın polisiye romanları İtiraf Ediyorum ve İntikam 7. baskısını yaptı. Kapakları yenilen her iki kitap da okuyucunun ilgisini çekmeye devam ediyor.
Postmodern bir üslûpla sistemi eleştiren romanlar serisinin ilk ikinci kitabı İntikam.
Polis müfettişi Safa’nın arabası bomba ile havaya uçurulur. Müfettiş şans eseri ölmez, ağır yaralı olarak hastahaneye kaldırılır. Arkadaşı Yüzbaşı Hüseyin, katillerin peşine düşer. Ülkede kargaşa çıkararak darbe yapmak isteyen “derin çete”, Müfettiş Sefa’yı ortadan kaldırmak istemektedir. Çete, Yüzbaşı Hüseyin’in de peşine düşer. Yüzbaşı, MİT’ten yardım ister ve çete ile amansız bir savaşa girişir. Yüzbaşının eşi Gamze, önce tehdit edilir ve sonra MİT’teki işinden kovulur. Bunu onuruna yediremeyen Gamze intihar eder. Müfettişin eşi Ela Hanım öldürülür.
Eşinin intikamını almak için çetenin peşine düşen Yüzbaşı Hüseyin, tehditlere aldırmaz. ülkede darbe yapmak isteyen çete ile Hüseyin ve ekibi arasında korkunç savaş başlar…
İntikam, Türkiye’de darbe yapmak isteyen “derin örgüt” Ergenekon’un karıştığı esrarengiz cinayetleri hikaye eder. Türkiye’nin derin tarihinin romanı…
İntikam, 28 Şubatını gerçekleştiren derin çete ile hesaplaşma…

Bu kitabı okurken, gerilere gittim 28 şubat ve daha gerilere. Toz duman içinde geçip gitmiş zamanlara, kayıp yıllara.
Memleket evlatları, niye ve niçin öldüklerini bilemediler, şimdiler de geri de kalan aileleri biliyor ve yaşadıkları acılar bir nebze de olsa hafifledi. Hala bunları anlamak istemeyenler olabilir. Dilerim Rabbimden bir daha o günler yaşanmaz.
Serdar Karamanlı

30 Ağustos 2012 Perşembe

Kan Ağacı..

YAZAR : Jale DEMİRDÖĞEN
TÜRÜ    : EDEBİYAT / ROMAN
KİTAP EVİ: NEMESİS
BİTİŞ TARİHİ : 30 AĞUSTOS 2012

KİTABIN ARKA KAPAĞINDAN :

..Hatırlamak tutsaklıktır dostlar! Hatıralar ise geçmişin önünde nöbet tutan güleryüzlü gardiyanlar!.. Diyorum ki unutun! Unutun ve kavu un geleceğinize! Çünkü özgürlük, geçmişin değil geleceğin ellerinde! Ve unutmayın ki özgürlüğünüzün yalnızca iki kapısı var. Biri aklınız, diğeri ise kalbiniz. İkisinden biri ya da her ikisi birden, farkında bile olmadığınız bir anda kapandı. Açın diyorum! Ve işte şimdi yine, kapıları açık unutarak gidiyorum.' Unutkan, bu geceki son sözlerini tamamladıktan sonra mikrofonu kapattı ve yayını bitirdi. Tutsaklar içinse gece hiç bitmeyecekti. 

Melike, güllü sedirde ayaklarını altına topladı. 

Canan, iyi bir kırmızı şarap seçmek için mahzenin kapısındaydı. Rüzgâr usulca esip Derman'ın kıvırcık saçlarını karıştırırken, 

Lucia, parlattığı son gümüş parçayı da vitrindeki yerine kaldırıyordu. 

Suna, radyoyu kapattı. Başucundaki kitaba uzanırken ellerine ilaç sürmediğini fark etti. 

İncecik atıştırmaya başlayan yağmur altında Fuat, merdivene oturdu ve bir sigara yaktı. 

Firuze Hanım, pırlanta taşlı saatinin kelepçesini ve saçlarının topuzunu açıp yatmaya hazırlanırken, 
Nergis için mahrum bir geceyi daha sessiz bir sabaha başlamanın vakti gelmişti. Bir bekleyici nasıl beklemesi gerektiğini bilir. Bekleyiş ne kadar uzun sürerse, hasret o kadar anlamsızlaştırır zamanı. Saatler ve beklenenin yüzü birbirine karışır. Her şeyi unutulur o'nun; bir tek bakışı unutulmaz. O unutulsa, zaten bekleyici olunmaz. Herkes birini bekledi. Kimi, gidenlerin dönüşünü... Kimi, dönmeyenlerin ölüşünü...

Ben ne düşünüyorum; Eylül önce gelir, Hazan sonra. Temiz bir sevgi bu kadar güzel mi anlatılır. Bu Jale hanımın okuduğumuz ilk kitabı. Okuduğumuz diyorum, çünkü hanımla yarıştık, bu kez ben önde bitirdim:)..  Derman ve Nergis müthiş iki tip Ben beğendim yazarın tarzını alıp sizi de götürebilir dostlar....

Kitaplara küs durmayın dostlar
Serdar Karamanlı
30/8/2012

28 Temmuz 2012 Cumartesi

Diyanet'ten sandalyede namaz uyarısı



Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu, hasta ve engelli kimselerin bile, zorunlu olmadıkça namazlarını sandalyede değil, yere oturarak kılmalarının uygun olduğunu açıkladı.
Son zamanlarda camilerde hasta ve güçsüz kişilerin cemaat arasına sandalye koyup namaz kılmalarının vatandaşlarca sıkça sorulması üzerine Diyanet İşleri Din Yüksek Kurulu şu açıklamayı yaptı:

"Namazı normal şekli ile ayakta kılmaya gücü yetmeyen kimse için asıl olan, namazını oturarak kılmaktır. Böyle bir kişi namazını kendi durumuna göre diz çökerek veya bağdaş kurarak yahut ayaklarını yana ya da kıbleye doğru uzatarak kılar. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v.) nasıl namaz kılacağını soran hasta bir sahabeye 'Namazını ayakta kıl. Eğer gücün yetmezse oturarak, buna da gücün yetmezse yan üzere kıl' (Buhari, Taksiru'As-Salat, 19) buyurmuştur. 


Ayakta durabilen ve yere oturabildiği halde secde edemeyen kimse namaza ayakta başlar, rükudan sonra yere oturarak secdeleri ima ile yapar. Ayakta durabildiği halde oturduktan sonra ayağa kalkamayan kişi namaza ayakta başlar, secdeden sonra namazını oturarak tamamlar. Ayakta durmaya ve rüku yapmaya gücü yettiği halde yere oturamayan kimse namaza ayakta başlar rükudan sonra secdeyi tabure ve benzeri bir şey üzerine oturarak ima ile eda eder. Ayakta durmaya gücü yetmeyen, yere de oturamayan kimse namazı tabure, sandalye ve benzeri bir şey üzerine oturarak rüku ve secdeleri ima ile yerine getirir.

Namazını tabure, sandalye ve benzeri şeyler üzerinde kılan müminin ileri sürdüğü mazeretleri kendisini vicdanen rahatlatacak boyutta olmalıdır. Namazı asli şekline uygun olarak kılmaya engel olmayacak hafif bedeni rahatsızlıklar, bu konuda meşru mazeret olarak görülmemelidir. Dini açıdan zorunlu ve meşru bir sebep bulunmadıkça
camilerde sandalyede namaz kılmak, göze hoş gelmeyen bir görüntü ortaya çıkarmakta ve cemaat arasında tartışmalara sebep olmaktadır. Özellikle üzerinde namaz kılmak amacı ile camilerde sıralar halinde sabit oturakların yapılması, cami doku ve kültürüyle bağdaşmamaktadır. Bu sebeple hastalık ve özürlülük gibi herhangi bir rahatsızlığı bulunan kimselerin, zorunlu olmadıkça namazlarını sandalyede değil, yere oturarak kılmaları uygundur." 


10 Temmuz 2012 Salı

Ramazan ve Oruç

Ramazan ve Oruç


Bitiş Tarihi : 1Temmuz2012



Örfümüzde on bir ayın sultanı olarak bilinen Ramazan-ı Şerif, ümmet-i Muhammed için büyük bir nimettir. Her bakımdan bir silkinme, yenilenme ayı olarak değerlendirilmeyi bekleyen bu nimet, kadr-i kıymet iyi bilinmediği için maalesef çoğu zaman heba ediliyor.

Hele hele son yıllarda "Ramazan Şenlikleri" adı altında birtakım modern hurafelerle iş tamamen çığırından çıkmaya başladı. Allah Teala'nın takva, Kur'an, şükür ve dua ayı olarak bizlerle bahşettiği bu nimet artık eğlence ayı olarak anılır oldu.

Ana yoldan savrulma olarak niteleyebileceğimiz bu son dönem hurafelerini bir kenara bırakıp "Allah'ın izniyle şu Ramazan ayı benim için bir dönüm noktası olsun" diyeceklere küçük bir rehber olması temennisiyle hazırlanan bu kitapçık, Ramazan-ı Şerif'in Cenab-ı Hakk'ın istediği şekilde ihya edilmesini hedeflemektedir.
(Arka Kapak)

Ramazan Ayına sayılı günlerin kaldığı şu günler de bilgilerimizi tazelemek adına faydalı buldum
Serdar Karamanlı

26 Haziran 2012 Salı

Gençliğim (Tolstoy)

Kitap Adı : Gençliğim
Yazar       : Lev Nikolayeviç Tolstoy
Yayın Evi  : Antik Yayınları
Bitiş Tarihi : 26 Haziran2012



Arka Kapak

Tolstoy'un kendi yaşam öyküsünü anlattığı Çocukluğum ve Gençliğim isimli eserlerin ikincisi. Eser, Tolstoy'un yaşadığı devrin toplumsal yapısını, üniversiteye girişiyle beraber hayatında meydana gelen değişiklikleri, genişleyen arkadaş çevresini, soyluların yaşamını ve geride kalan pişmanlıkları ele alır. Çocukluğum ve Gençliğim, Tolstoy'u birçok kişi için vazgeçilmez kılan eserlerdir.


Din ve Devlet İlişkisi

Kitabın Adı: Din ve Devlet İlişkileri (Teokrasi ve Laiklik)
Yazarı: Prof. Dr. Abdülaziz Bayındır
Bitiş Tarihi: 24 Haziran 2012

Devlet bir kurumdur. Kurumların dini olmaz,
insanların  dini olur. Devlet namaz kılmaz, oruç 
tutmaz ve  ahiretle  ilgili bir endişe  taşımaz. Devlet
gibi diğer kurum ve kuruluşların da dini olmaz.
Devleti veya  bir kurumu  idare  edenler, kendi
inançlarını idarelerine  yansıtırlar. Bu  tabii bir
durumdur. Müslümanların hakim olduğu devlete is­
lam devleti, hırıstiyanların hakim olduğu devlete de 
hırıstiyan  devleti denmesi bundandır. Tabii
olmayan, idarecilerin halkı kendileri gibi inanmaya 
zorlamalarıdır. İşte din devleti veya ideolojik devlet
böyle  doğar. Bir inancı zorla değiştirmek mümkün 
olmadığından böyle  yerlerde iç  çekişmelerin, baskı
ve zulümlerin sonu gelmez.

22 Haziran 2012 Cuma

Eğri Ağacın Gölgesi

Kitabın Adı: Eğri Ağacın Gölgesi
Yayınevi: Buruc Yayınları
Yazarı: Kâzım Sağlam
Kitabı okumayı Bitiriş Tarihi: 19 Haziran 2012 Esenköy


 Kur'an İslâm'ı dedikleri bir anlayışa inanan ve bu anlayış dışındaki kabulleri sapma sayan anlayışa göre sünnet yok hükmündedir. Dolayısıyla sünnetten kurtulursak ümmet birliği sağlanır ve modern dünyaya söyleyecek sözümüz olur diye bir düşünce pompalıyorlar. Bu da dinin aslı oluveriyor. Buna inanmayan, Peygamber'in sünnetini delil kabul eden anlayış modern anlayışa terstir ve öteki olarak ilan edilmeyi hak etmiştir ve öyle de yapılıyor. (sh. 160)



Şahsen, Kitabı okuyup bitirdiğimde eleştireceğim bir çok yer not aldım. Ama burada yazmayacağım. Vekaleten İrfan Kavakla paylaşacağım. Emek edilmiş, saygısızlık yapmak istemem...