9 Ağustos 2011 Salı

Tut beni, ey Oruç....

Tut beni, ey Oruç.
Edepsizliklerimi tut, edepli olana dek bırakma.
Katılaşan kalbimi tut, yumuşat.
Bulanan zihnimi tut, berraklaştır.
Cimrileşen beni tut, cömert olmadan bırakma.
Tut beni ey ORUÇ,
MUHAFAZA EDİLMEYE  İHTİYACIM VAR ALLAHIM......

8 Ağustos 2011 Pazartesi

Beğendiğim sözler

İnsanı saptıran en büyük unsur, Toplumsal saptırmadır. Bunun için iyi ve sadıklarla beraber olun.
İnsan sadece ne aradığını değil, ona nasıl ulaşacağınıda bilmeli ve tevekkülü hak etmeli..
(Mustafa İSLAMOĞLU)

Beğendiğim sözler

İnsanın şeytanı, cinden fena çarpar.  (Mehmet Fatih Çıtlak)

Beğendiğim sözler

Kaybetmeyi, ahlaksız bir kazanca tercih et. İlkinin acısı bir an, Diğerinin acısı bir ömür boyu sürer.(Tapınak yazısı)

3 Ağustos 2011 Çarşamba

Selam üzerine....


Özünde merhametli, sözü ile merhametli Allah adıyla,

 Selamın, bu toprakların üzerindeki anlayışı ile Rahman olan Allahü Tealanın anlatımları ve Muhammed AS. aktardıkları ile ölçü olabilir mi? Diye hatırlatmak istedim. Şüphesiz her işin en doğrusunu Rabbimiz bilir.


Kasas Sûresinin 55 . Ayetinde  Boş sözü işittikleri vakit ondan yüz çevirirler ve “Bizim işlerimiz bize, sizin işleriniz de size. Selam olsun size (bizden size zarar gelmez). Biz cahilleri istemeyiz” derler.

Nisâ  Sûresinin 86 . Ayetinde  Size bir selâm verildiği zaman, ondan daha güzeliyle veya aynı selamla karşılık verin. Şüphesiz Allah her şeyin hesabını gereği gibi yapandır.
 A’râf Sûresinin 46 . Ayetinde İkisi (cennet ve cehennem) arasında bir sur A’râf üzerinde de bir takım adamlar vardır. Cennet ve cehennemliklerin hepsini simalarından tanımaktadırlar. Cennetliklere, “Selam olsun size!” diye seslenirler. Onlar henüz cennete girmemişlerdir, ama bunu ummaktadırlar.

İbrahim Sûresinin 23 . Ayetinde İnanan ve salih ameller işleyenler, Rablerinin izniyle, ebedi kalacakları ve içlerinden ırmaklar akan cennetlere sokulacaklardır. Oradaki esenlik dilekleri “selam” dır.

 Nûr  Sûresinin 27 . Ayetinde Ey iman edenler! Kendi evlerinizden başka evlere, geldiğinizi hissettirip (izin alıp) ev sahiplerine selam vermeden girmeyin. Bu davranış sizin için daha hayırlıdır. Düşünüp anlayasınız diye size böyle öğüt veriliyor.

Nûr 61  Evlere girdiğiniz zaman birbirinize, Allah katından mübarek ve hoş bir esenlik dileği olarak, selam verin. İşte Allah, düşünesiniz diye âyetleri size böyle açıklar.

Furkân Sûresinin 75 . Ayetinde İşte onlar, sabretmelerine karşılık cennetin yüksek makamlarıyla mükafatlandırılacaklar ve orada esenlik dileği ve selamla karşılanacaklardır.

Vâkı’a Sûresinin 26 . Ayetinde
Sadece “selam!”, “selam!” sözünü işitirler.

Zümer Sûresinin 73 . Ayetinde Rablerine karşı gelmekten sakınanlar da grup grup cennete sevk edilirler. Cennete vardıklarında oranın kapıları açılır ve cennet bekçileri onlara şöyle der: “Size selam olsun! Tertemiz oldunuz. Haydi ebedi kalmak üzere buraya girin.”

Zuhruf Sûresinin 89 . Ayetinde Şimdilik sen onları hoş gör ve “size selam olsun” de. Yakında bilecekler.
  

 Ebû Hüreyre (r.a.) den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (sav) şöyle buyurdu:
“Canım kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki sizler iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi? Aranızda selâmı yayınız!”

(Yâ eyyühen-nâs! Efşüs-selâm, ve at'imut-taàm, ve sılül-erhàm, ve sallû bil-leyli ven-nâsü niyâm; tedhulül-cennete biselâm.)
 (Yâ eyyühen-nâs) buyuruyor. Yâni karşısında bulunan tanıdığı, tanımadığı, insanlara hitab ediyor. "Ey insanlar, ey ahali, ey halk!" diye umûma hitab ediyor. Umumî bir hitab, kalabalığa yapılmış bir hitab.
(Efşüs-selâm) "Selâmı ifşâ ediniz! Yâni selâm vermeyi yayınız; açıkça, önünüze gelene "Esselâmü aleyküm" diyerek selâm veriniz ve bu selâm verme adetini de yaygınlaştırınız, yayınız!"
(Ve at'imut-taàm) "Ve yemek yediriniz! (Ve sılül-erhàm) Ve akrabalarınızı kollayınız, akrabalık bağlarına riayet ediniz, onlara yardımcı olunuz, sıla-i rahim yapınız!"
(Ve sallû bil-leyli ven-nâsü niyâm) "İnsanlar uykuya daldıkları, uyudukları zaman, geceleyin herkes uykudayken, siz namaz kılınız!"
(Tedhulül-cennete biselâm.) Burada tedhulüne'nin nunu düşmüş. Çünkü emrin cevabı oluyor. Bunları bunları yapın diye emir verildikten sonra, böyle yaparsanız; (tedhulül-cennete bis-selâm.) "Cennete selâmetle, sağlıkla, esenlikle girersiniz." buyruluyor.


Allahın Rahmeti, bereketi ve hidayeti, Selamı ile beraber üzerimize olsun
Serdar 

24 Temmuz 2011 Pazar

Çocukluk işte....

Hepimiz biliriz,
Çocukların ellerindekini alırsanız çok kızarlar.
Elinden aldığınızı elde edene kadar,
Ağlar,
Maskaralık yaparlar.
Bakar,
Sevdiği şeyi niçin elinden aldığınızı anlamaya çalışmaz,
Çünkü hedefi onu yeniden elde etmektir.
Bunu hepimiz biliriz

Çocuk biraz büyünce,
Artık Sevdiği şey elinden alındığında gerçeği öğrenmek ister.
Ve şöyle sorar Sahi
Gerçeği bilmek istiyorum sevdiğim şeyi niçin elimden aldın?
Çoğu zaman cevapsız kalır bu sorular.

Yetişkin çağa gelince artık
Sevdiği şeyler elinden alınsa da artık sormaz olur.
Siz sorar mısınız sevdiğiniz bir şey elinizden alındığında?
Sevdiğim şeyi niçin aldın?
Belki de sevmek sormamaktır.
Kim bilir.
Çocukluk işte......

24 Haziran 2012
Serdar Karamanlı

18 Temmuz 2011 Pazartesi

Taraftarlığını aç; içine bak!

Taraftarlığını aç; içine bak!  

Sarsıntı ağır, darbe şiddetli, şaşkınlık ve acı had safhada.


Şike soruşturması sürecinde yaşananlar, taraftarlık hallerini ayrıştırıp görünür hale getirdi. Yıllardır saçma-sapan sloganlarla şımartılan taraftarlık duygusunun duvara çarptığı dramatik bir anı yaşıyoruz. İncelemenin tam vaktidir; tabii "taraftar"ı ve tarafları incitmeden, şu demlerde ayyuka çıkmış isyan ve haksızlığa uğramışlık haletini kışkırtmadan.

Bir gün tramvayda koluna bileğinden dirseğine kadar bir ibare dövdürmüş bir genç gördüm. İbareyi çok merak ettim, uzaktı, kalabalıktı okuyamadım. Deri altına yapılan dövmenin bir ömür boyu orada kalacağını hesaplayarak, bir insanın kolunda hayatı boyunca taşıyabileceği kelimelerin ne olabileceğini çok merak ettim. Futbol taraftarlığı böyle bir şeydir; onu bir ömür boyu taşırken bağlılığınızı asla değiştirmeyeceğinize inanırsınız. Kilit kelime inanmaktır ve taraftarlığın en köküne kadar inildiğinde orada inançtan başka bir şey olmadığını görürüz. Futbol takımları bize aklî verilerle değerlendirebileceğimiz kimlikler sunmuyor; ne bir hayat tarzı, ne bir kültür, ne bir sınıf şuuru ve ne de bir karakter... İrrasyonel başlangıç tutamaklarını zamanla kimliğimizin ve karakterimizin bir parçası sayıp taraftar oluyoruz. Taraftarlık, pek az kişiye, hayatın sair alanlarında da kullanabileceğimiz moral değerler kazandırabiliyor; bunun haricinde galibiyete, başarıya, üstünlüğe tapınan tehlikeli ve yanlış bir davranış biçimine zorluyor. Taraftarlıkla kazandığımız moral değerler, aile ve iş hayatımızda işe yaramıyor; tutarsız ve tehlikelidir. Taraftarlığı vicdanımızda hususi bir paranteze koyarken riyaya bulanıyoruz.

En fanatik olanına bile sorsanız taraftarlığın "din" olmadığını söyler. Din değilse nedir? Hatadan, zaaftan ve kusurdan arınmış, müteâl, Müberra, mücellâ bir kurumdan bahsettiğimiz her yerde dinden söz ediyoruz demektir. "Şahıslar hata yapmış olabilir fakat şu mübarek müesseseye asla toz kondurulmamalıdır" müdafaasında sağlık işareti görmem; göreni de hoş görmem kendimce. Kurumların, kendilerini oluşturan ve işleten kişilerden ayrı ve müstağni bir ruhu yok; devletin de, futbol takımlarının da. Ruh, üst değerlerdedir; dünün dünyasında devletlerin üst değeri "adl" idi, bugün aynı kavramı detaylandıran "hukuk-ı beşer" aynı ihtiyacı karşılıyor. Senin üst değerin nedir? Üst değere mi bağlısın, kuruma mı? Kurum çıkarlarıyla üst değerler çatıştığında yerin neresi? Hakkaniyetle menfaat, alın teri ve emekle galebe hissi çatıştığında tercihin ne; kendine sor ve yap tercihi...

"Darağacında da olsak haykıracağımız son söz filan takımdır" lâfı ağır lâf; ben böyle bir cümleyi, amblemi, işareti koluma dövme ile kazdırmam, söylemem. Hiçbir futbol takımı, hiçbir sosyal kurum, hiçbir kul icadı yapı, hayatımın en yüksek, en geçerli, en sarsılmaz rüknünü teşkil edemez, etmemelidir, eğer varsa öyle bir şey, o, uğruna bir ömür ve ondan daha fazlasını adayabileceğimiz bir değer olmalıdır.

Öncelikler listesi bir futbol takımı ile başlıyorsa, o dizinin gerisi merak edilmez.

İnfial, ürküntü, tedirginlik ve üzüntü anlaşılır; hele "Trafik suçu işleyen sadece ben miyim; niçin sadece bana ceza kesiliyor?" isyanı da anlaşılır fakat öteden beri beslenmiş ve geliştirilmiş bir "düşmanlık" edebiyatının kuytuluğuna sığınarak elmayla armutları karıştırmak hoş görülmez.

Herkes kendi taraftarlığını -ki o her neyse- sorgulasın; açıp içine baksın, ne idüğüne dikkat kesilsin. Kişiye analiz melekesi böyle demlerde lâzım. İnsanın kendi derûnunu aydınlatmaktan âciz bir tahlil kabiliyetinin değeri yok. İnsanî kaliteyle ilgili bir şeyden bahsetmeye çalışıyorum.

Takım tutmanın naif, kabul edilebilir bir tarafı var şüphesiz ama taraftarlık gayreti hakikati incitmemeli.

A. Turan Alkan
ZAMAN GAZETESİ
11/7/2011